ANLAMAYACAKLAR

Anlamaya çalış ama anlatmaya çalışma.
Dinledikleri seni yanıltmasın.
Dinledikleri kadar duymayacaklar.
Bakma yapmacık tavırlarına.
Hayıflandıkları kadar üzülmeyecekler.
Sana kalsın içindekiler, duymasın kimse.
Çünkü seni hiç bir zaman anlamayacaklar.

CANLILAR KAÇA AYRILIR?

Canlılar kaça ayrılır ?
Öğretmeni soruyor çocuğa:

  • Canlılar kaça ayrılır?
  • Dörde ayrılır öğretmenim diyor çocuk.
  • Bana yanlış gibi geldi ama say bakalım.
  • Bitkiler, Hayvanlar, İnsanlar, Çocuklar…
  • Çocuklar da insan değil mi oğlum?
  • Haklısınız, o zaman canlılar üçe ayrılır öğretmenim…
  • Peki, şimdi yeniden say bakalım.
  • Bitkiler, Hayvanlar ve Çocuklar…
  • Oğlum insanlara ne oldu?
  • Kalplerinde sevgiyi yeşertip düşünebilenleri hep çocuk kaldılar, diğerleri de hayvanlaştılar öğretmenim.

KENDİME NOT

Çevrene pozitif enerji yayan biriysen eğer daha dikkatli olacaksın.
Kafalarında yarattıkları saçma bir dünyayı senin kafana geçirerek enerjini çalmalarına izin vermeyeceksin.
Hayatta sadece sorunları olduğunu düşünenleri anlamak zorunda bırakmayacaksın kendini.
Hayatın gerçek bir mucize olduğunu, şiir gibi güzellikleri bağrında taşıdığını, hayatın her insana bir şekilde gülümsediğini anlamayanlarla uğraşmayacaksın.
İlişkilerinde sadece sorunlarını dile getiren, yaşadıkları onca güzelliği yok sayan insanlara bir dakikanı bile ayırmayacaksın.
Hakkında hiç bir şey bilmedikleri halde konuşmaya kalkanları susturacaksın.
Değerinin farkında olmayanlardan uzak duracaksın. Değerini bilerek yok saymaya çalışanlara ise haddini bildireceksin.
Fındıkkabuğunu doldurmayan işlerle boğuşmanı sağlamaya çalışan insanları sileceksin defterinden.
Gülüşlerini çalmaya kalkanları çıkaracaksın hayatından.
İlişkileri bir yük haline getirenleri uzaklaştıracaksın yanından ve ilişkinin mutluluk getirmesi gerektiğini yazacaksın kafana.
Velhasıl, onca yılını vererek ışıl ışıl bir enerji deposuna çevirdiğin beynini düşünerek, beyinsizlere ezdirmeyeceksin kendini…
Frank Sinatra

RUHUMLA SEVERİM

“Sonsuz bir karanlığın içinde doğdum.
Işığı gördüm, korktum.
Ağladım…
Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi.
Ağladım…
Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
Aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim…
Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla.
Zamanla yarışılamayacağını,
Zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim…
İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu.
Sonra da her insanın içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim…
Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi.
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu.
Sevginin;
Güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim…
İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu.
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim…
Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için;
Önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim…
Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için;
Ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin,
Bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim…
Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra.
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana…
Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi.
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi…
Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yaşta.
Sonra;
Kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği
Fikrine vardım.
Sonra da asıl yürüyüşün; kalabalıklara karşı olması gerektiğine aydım…
Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim…
Namusun önemini öğrendim evde…
Sonra yoksundan namus beklemenin;
Namussuzluk olduğunu.
Gerçek namusun, günah elinin altındayken,
Günaha el sürmemek olduğunu öğrendim…
Gerçeği öğrendim bir gün
Ve gerçeğin acı olduğunu.
Sonra kararında acının, yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim…
Her canlının ölümü tadacağını,
Ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim…
Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim.
Olur ya;
Kalp durur,
Akıl unutur.
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur…”
Alıntı

SEVMEYİ ÖĞRENMEK

Bugün sekiz yaşındaki kızım uyumadan önce bana, “Anne, hayat bana bazen çok zor geliyor.” dedi.
“Mesela, şu an sana en zor gelen şey ne?” diye sordum.
Çarpım tablosunu ezberlemekmiş.
Kafamdan milyon düşünce aynı anda, itişe kakışa geçtiler.. İçimden dedim ki, “Şu an çok dikkatli seçmem gerekiyor sözlerimi.. bir durun.. beni panikletmeyin.”
Psikologlar tembihliyor, çocuğunuz korktuğunda veya endişelendiğinde ona ‘Korkacak bir şey yok ki…’ demeyin. Hem faydası olmaz, hem de onun duygularını hor görmüş, yok saymış olursunuz.
‘Sence dünyaya neden geliyoruz?’ diye sordum ona…
“Sevmeye” dedi.
Bütün kafamdaki kurgu alt üst oldu bir anda.. Çocukların düşünceleri, bizim içinde debelendiğimiz gündemle kirlenmediği için öyle saydam, öyle net, öyle tertemiz oluyor ki, kalakalıyorsunuz.
“Çok doğru, sevmeye geliyoruz” dedim.
Ama bir şey daha var : “öğrenmeye” de geliyoruz.
Bak, ben bu yaşımda hala öğreniyorum. 100 yaşıma gelsem hala öğreneceğim şeyler olacak. Mesela, önceleri defalarca izlediğin bir filmi tekrar tekrar hep izlesen ne hissedersin?
“Sıkılırım “ dedi.
Hah işte dedim, hayat da sen sıkılma diye, sana hep yeni şeyler öğretir. Yeni filmler izletir. Her yeni öğrendiğin bilgi sana yeni güzel bir kapı açar.
Tabii, her bilgi güzel kapılar açmıyor, kimi bilgiler de açtığın kapının karanlık tarafını gösterebiliyor sana, e o zaman da kendini korumayı, dikkatli olmayı filan öğrenirsin.
Bunu aklımdan geçirdim, ama söylemedim, hepsini bir anda yükleyip fındığımı şok etmenin de bir anlamı yok sonuçta…
Şimdi uyudu, ben de oturup düşünmeye başladım.
“Dünyaya neden geliyoruz? “ müthiş bir soru aslında.
Yazının tam burasında bir durun, ve kendinize sorun.
Kaldınız değil mi?
O kadar detayda boğuluyoruz ki, ana fikri unuttuk biz.
Her birimizin kendine sorması gereken soru bu.
Kendinize bir liste yapın. Hayat amacım nedir diye..
Ev sahibi olmak, arabayı değiştirmek, kredi kartlarını ödemek, çocuklarınızın okulunun taksitleri, seyahate gitmek, çok beğendiğiniz o mobilyayı, o çantayı, o saati, o tableti, o bilgisayar oyununu almak…
Göreceksiniz ki çoğu satın almakla, para harcamakla ilgili..
Veya terfi etmek, iş kurmak, vs…
Ödül kazanmak var mı hedeflerinizde?
Yeni bir keşif yapmak var mı?
İnsanlığa faydası olacak bir ilaç bulmak var mı mesela?
Unutulmayacak bir beste yapmak?
İnsanların içine işleyecek bir şiir yazmak?
Birilerinin hayatına ışık olmak?
Bir ağaç dikmek?
Sevgili Behiç Ak, bir röportajında , “ Ülkemizde yetişkinler, felsefe ve düşünceye dayanarak bir yaşam tarzı oluşturmaya çalışmadılar. Bunun yerine yaşam tarzı ‘satın almaya’ çalışıyorlar. demiş, not almışım.
“Düşünerek ve emekle toplumsal olarak oluşturulabilecek bir şeyi, parayla kişisel olarak satın almaya çalışmak…” güzel ülkemin en büyük sorunlarından biri bu.
Her şey maddi güce endekslenince tek hedef başarı, başarının da tek odağı para haline geldi.
İstemiyoruz çoğumuz bu çarka girmeyi aslında, ama sanki korkunç kalabalık bir çevreyolunda, beşinci vitese takmış gidiyoruz topluca ve vites küçültemiyoruz.
Sizi bilmem ama benim aklıma sık sık arabayı kenara çekip, kırlara doğru yürümek geliyor.
Bu toplumsal çılgınlığın tek ilacı, bana göre “doğa”. Yani zihnimdeki kaosu tek yatıştıracak şey benim için o.
Mesela kıpkırmızı gelinciklerle dolu bir tarlada gün batımı yürümek… Mesela, yemyeşil bir vadide, şırıl şırıl akan suyun sesini dinlemek… Kızacağım tek şey, sırtımı yasladığım ağacın tepesinde bet sesiyle öten karga kardeş olsun istiyorum.
O zaman işte, düşüncelerimin üstündeki bulutlar dağılıveriyor. Sakin, huzurlu ve verimli düşünebiliyorum. Kime niye kızdığımı, kimi niye sevdiğimi, kendimle kavgamı nasıl çözeceğimi, serin serin süzgeçten geçirebiliyorum.
Geri geri çekilip resme bir uzaktan bakın bence.
Niye geldiniz?
‘Sevmeye.’
‘Öğrenmeye.’
” Sevmeyi öğrenmeye.. ! ”
Sekiz yaşındayken 8 x 8 kaç diye sorduklarında hayat zordu.
Çaresi neydi peki? “Ezberle gitsin.”
Bugün bunca ölüm, bunca savaş, akıl almaz şiddet olayları hayatı zor kılıyorsa, sorun kendinize…
Çaresi ne?
“Sevmeyi öğrenmek”
Ezberleyin gitsin : “Sevmeyi öğrenmek”.
Bige Güven Kızılay
Hayal Ağacım – Hayykitap
Sayfa 213 ( Arabayı Kenara Çekebilmek )

NE OLDU BİZE

Ne Oldu Bize :…???? İnek Şaban mesela…. Neydi acaba mezhebi? Alevi miydi Belgin Doruk, Sünni miydi Ayhan Işık? Kürt kökenli miydi, yoksa Çerkez miydi Sadri Alışık?
Şakayla karışık sormuyorum bunları…
Kaçımız biliyordu veya doğrusu hiç merak eden olur muydu, Sami Hazinses’in Ermeni olduğunu?
Türkan Şoray, Fatma Girik, Filiz Akın, Hülya Koçyiğit, dört yapraklı yonca… İster türbanlı ol, ister çarşaflı, saçlarını örtmedikleri için sevmeyen var mıydı onları?
Ömercik’e kahrolmayan Musevi, Ayşecik’e gözyaşı dökmeyen Rum var mıydı?
Hulusi Kentmen gibi dedesi olmasını kim istemezdi ki… Peki, hiç kimse düşündü mü bugüne kadar, Hulusi Kentmen’in umreye gidip gitmediğini?
Bizans’ı haşat eden Cüneyt Arkın yabancı düşmanı mıydı?
Hem Karaoğlan, hem Tarkan, yani Kartal Tibet neciydi?
Kaptan Ediz Hun, subay İzzet Günay, savcı Fikret Hakan, polis Ekrem Bora, şafak bekçisi pilot Göksel Arsoy, Jön Türkler’imiz… Osmanlı aleyhtarı mıydı?
Mirasını komple Mehmetçik Vakfı’na bırakan Zeki Müren, darbeci miydi?
Milli duygularımızı doruğa çıkaran efsane film “Bir Millet Uyanıyor”un görüntü yönetmeni Kriton İlyadis, hangi milletin uyanışını anlattı o filmde, Japon milletinin mi?
Emel Sayın’la Tarık Akan’ın şarkılar söyleyerek el ele dolaşmasına sevinmeyen…
Bıraktık mezhebi kökeni filan, Adile Naşit’i Münir Özkul’u sevmeyen insan, insan mıdır?
Siyah beyaz ama rengarenk değil miydik?
Gençler, sorun büyüklerinize…
Şu veya bu ayrımı var mıydı mahallede?
Elbette farklı farklıydık ama hepimiz değil miydik?
Birlikte üzülür birlikte sevinir, birlikte güler birlikte ağlamaz mıydık?
Lefter’e milli takım kaptanlığını mesela, Niko’ya ay yıldızlı formayı Lozan Antlaşması gereğince mi vermiştik?
Var mı o günleri özlemle, iç çekerek anmayan?
Bedri BAYKAM

KENDİNİZLE YARIŞIN

Öğretmen sınıftaki zeki ama aynı zamanda kıskanç öğrenciye sordu:
“Niçin arkadaşlarını çekemiyor, onların yaptıklarını bozup kavga ediyorsun?”
Öğrenci:
“Çünkü onların beni geçmelerini istemiyorum. En iyi ben olmalıyım!” dedi.
Öğretmen masasından kalkıp, eline bir parça tebeşir aldı ve tahtaya bir çizgi çekti. Öğrencinin yüzüne bakıp bu çizgiyi nasıl kısaltırsın diye sordu.
Hemen atılan öğrenci, “Çizginin bir parçasını silerim!” dedi. Öğretmen bu cevabı kabul etmedi.
Öğrenci biraz daha düşündü ve eliyle çizginin bir bölümünü kapattı. “İşte kısaldı!” dedi. Bu cevap da yanlıştı.
Doğru cevabı alamayacağını bilen öğretmen, tahtaya ilkinden daha uzun çizgi çekti ve “Şimdi birincisi nasıl görünüyor?” diye sordu.
“Daha kısa” dedi öğrenci ve başını eğdi.
“Bilgini ve yeteneklerini arttırarak kendi çizgini uzatman rakibinin çizgisini bölmeye çalışmandan daha iyidir” dedi öğretmen.
Kendinizle yarışın, başkalarıyla değil.

KÜFE’LİK

Meyhane kapanma vakti geldiğinde ise müdavimlerin gönderilmesi ayrı bir meyhanecilik yeteneği gerektirirdi.
Masalara eğilerek yaylanmak vakti hatırlatılır Küfelik olanlar için dışarıda bekleyen hamallar işe davet edilirdi. Eve gitmek için küfeye ihtiyacı olmak dut gibi olduğunun kanıtı olurdu.
(küfelik olmak) deyiminin anlamını bilir misiniz? Kendi kendine yürüyemeyecek kadar sarhoş olana eskiden küfelik derlerdi. Mecazî anlamda değil, işin içinde bildiğiniz küfe de var.
Meyhanenin yanında binek taşı gibi yüksekçe bir yer. Sotada bekleyen küfelik sırt hamalı ve ayakta duramaz hale gelmiş gedikli müşteri. Vakti geldiğinde hamal göreve çağırılır, sarhoş zar zor o yüksekçe yere çıkarılır ve çömelen hamalın sırtındaki küfeye yerleştirilir. Hamal adresi bilmektedir zaten, parasını patrondan alacağını da bilir. Yani taşıma ücreti tarifenin içindedir.

KAĞIT BARDAK

Eski bir bakandan bir konferansta konuşma yapması istenmişti.
Elinde kağıt kahve bardağı ile kürsüye çıktı ve konuşmasına başladı. Ama kafasının başka yerde olduğu sanki anlaşılıyordu. Daha bir iki cümle söylemiş iken durdu, kahve bardağından bir yudum aldı ve sonra bir süre bardağı kaldırıp baktı.
Derin bir nefes aldı ve ;
“Biliyor musunuz ne düşünüyorum? ” diye sordu, “Bu konferansta geçen yıl da, hem de aynı kürsüde konuşmuştum. Tek bir fark vardı; o zaman hala bakanlık görevim sürüyordu. Buraya gelirken bana business class bileti alınmıştı, hava alanında beni bir limuzin ve eskort araba bekliyordu. Beni önce bir otele götürmüşlerdi. Otel müdürü beni otelin kapısında karşılamış ve kral dairesine çıkarmıştı. Ertesi sabah lobide benim odadan inişimi bekleyen bir heyet vardı. Beni yine aynı limuzinle bu salona getirmişlerdi.
Özel bir kapıdan içeri almışlardı. Çok şık bir bekleme odasında konferansı beklerken porselen bir kapta kahve ikram etmişlerdi. Sonra da beni salona aldılar ve en ön sırada ayrılan yerime geçmiştim”
Eski bakan derin bir nefes aldı, seyircilere gülerek bir süre baktı ve devam etti
“Fakat bu yıl karşınızda bir bakan olarak bulunmuyorum.” bir an durdu ve sonra
” Dün buraya kendi ödediğim uçak bileti ile uçtum.
Beni hava alanında kimse karşılamadı. Otele taksi ile geldim. Kendi odama kendim çıktım.
Bu sabah buraya otelden yine taksi ile geldim.
Kapıdan girerken güvenlikten geçtim, hüviyetimi alıp listede olduğuma emin olmadan salona almadılar bile.
Sonra da bulabildiğim yerde oturdum.
Canım kahve istedi ve görevliye sordum; bana dışarıda kahve makinesi olduğunu söyledi.
Ben de çıktım ve şu gördüğünüz kağıt bardağa kahveyi kendim doldurdum” Seyirci gülmeye başlamıştı.
“Sanıyorum geçen yıl porselen bardak bana sunulmamıştı. Makamıma sunulmuştu.
Benim asıl bardağım işte bu.”
Konuşmanın bu noktasında gülüp alkışlayan seyircilere kahve bardağını kaldırıp gösterdi. Alkışlar bitince de şunları söyledi;
“Size verebileceğim en iyi ders bu işte. Bütün o övgüler, hizmetler, avantajlar rütbeniz, rolünüz, makamınız içindir. Size ait değildir.
Ve bir gün makamınızı görevinizi bitirdiğinizde porselen bardağınızı halefinize verirler.
Çünkü aslında hep layık olduğunuz kağıt bardaktır. “*
Eski bakan kağıt bardaktaki kahveyi sindirememiş görünüyor ama bana kalırsa bugünün dünyasında konuşma yapmak için halen çağrılmaya değer bulunduğuna şükür etmeli. Çünkü nasıl ki yaşamımız süresince vaz geçilmez sandığımız birilerini kaybederiz, kendimizin sandığımız dönemleri / servetleri / ilişkileri / yetkileri de yitiririz. Yani, bize ikram edilen porselen bardakta kahve içtiğimiz dönemler ve kağıt bardakta kendimiz doldurarak kahve içtiğimiz dönemler birbirini kovalar.
İngiliz yazar David Herbert Lawrence şunu demiş;
“Hiçbir şey için benimdir “ deme. Yalnızca şimdilik “benimle “ de. Çünkü ne altın, ne toprak, ne sevgili, ne eş, ne yaşam, ne ölüm, ne huzur, ne de keder her zaman seninle kalmaz.”
Sanki eksik demiş! Çünkü bize verilen değer / ünvan / hatta bugünün teknoloji hızı ile ustalığımız ve bilgi de eskiyor, yanımızda kalmıyor.
Hindu mistik öğretisinin dördüncü kuralına göre;
“Bitmiş olan bitmiştir. Hayatımızda bir şey sona ererse, gelişimimize olan hizmeti de bitmiştir.”
Yaşamınız boyunca içinden geçtiğimiz evreler kitap okumak gibidir.
Kitap okumayı sevenler ne demek istediğimi anlayacaklardır.
Bazen okumakta olduğunuz kitabı çok sever, büyülenir, kendinizi kaptırırsınız ama kitap eninde sonunda her güzel şey gibi biter.
Sevgi ile okşayıp kütüphanenize yerleştirir elinize yeni bir kitap alırsınız.
Dilerim yaşamınız da sevdiğiniz kitaplarla dolu büyük bir kütüphane gibi olsun.
*Bu metin Simon Sinek’in “Leaders eat last” (Liderler en son yer) kitabından alıntıdır.

EĞİTİM EVDE BAŞLAR

Velilerin Sorumsuz Olmasından Yakınan Okul Yönetimi Astığı Afişle Ünlü Oldu
Yıllardır tartışılan bir soru var. Okulun sorumlulukları nerede başlar ve nerede biter?
Bu sınırı çizmek son derece önemli. Çünkü okuldan öğrenilecek şeyler ile evde öğrenilecek şeyler birbirinden farklı.
Portekiz’deki bir okul konuya dair bir afişi okulunun duvarına astı. Afişte yazılan ve internette paylaşılan mesaj olay oldu!
Okulun duvarına astığı ve fotoğrafını çekip Facebook’ta paylaştığı afiş kısa sürede dünyaya yayıldı.
Kulağa basit gelen ancak göz ardı edilen bu çok önemli gerçekleri bütün ebeveynlerin okuması gerekiyor.
İşte afişte yazanlar:
“Sevgili veliler
Hatırlatmak isteriz ki “Merhaba”, “Lütfen”, “Rica ederim”, “Özür dilerim”, “Teşekkür ederim” gibi ifadeler önce evde öğrenilir.
Yine dürüstlük, arkadaşa, yaşlılara ve öğretmenlere saygı da ilk evde öğrenilir.
Temiz olmak, ağzında yiyecek varken konuşmamak ve düzenli olmak da önce evde öğrenilir.
Sorumluluklarını bilmek, eşyalarına ve değerlerine sahip çıkmak ve başkalarının eşyalarına el sürmemek yine evde öğrenilen şeylerdir.
Bizler okulda yabancı dil, matematik, tarih, coğrafya, fizik, kimya ve biyoloji gibi şeyler öğretiriz. Unutmayın ki eğitim evde başlar!

DOSTLUK

Hayatta en sevmediğim adamlar dostlarını arkadaşlarını satanlardır. Dostluk var ya dostluk öyle ince bir şeydir ki dostluk, kazanması yıllar sürer kaybetmesi saniyeler. Bir kere dostunu kaybettin mi aynı sevgiyi katiyen bir daha bulamazsın. Ne demiş yüce Mevlana; Ben dostlarımı ne kalbimle ne aklımla severim, olur ya kalp durur akıl unutur. Ben dostlarımı ruhumla, severim ruhumla. Çünkü ruh ne durur ne de unutur.
Okan Celen

ONUR KIRMADAN YARDIM

Ona, “Yumurtaları ne kadara satıyorsun?” diye sordu.
Yaşlı adam cevap verdi: “Tanesi 1 lira, hanımefendi.”
“5 liraya 8 yumurta alacağım, yoksa almadan gideceğim” dedi kadın.
Fakir cevap verdi: “Gel de istediğin fiyata al. Hiç değilse siftahım olur. Çünkü bugün tek bir yumurta bile satmadım ve akşama çocuklarım evde ekmek bekler.
Yumurtaları aldı ve 3 TL kazandığı hissiyle çekip gitti. Fiyakalı arabasına bindi ve arkadaşıyla lüks bir restorana giderek, arkadaşlarının istediklerini, fiyat bile sormadan sipariş etti. Biraz sonra sipariş ettikleri birçok şeyi bile yemeden kalktılar. Sonra hesabı ödemeye gitti. Fatura 150-TL idi 200-TL verdi ve üstü kalsın dedi… Bu rakam ve yaşanılan şey, o işyeri için sıradan bir şeydi. Ama o zavallı yumurta satıcısı için çok anlamlı ve acı vericiydi…
Mesele şu ki,
“Neden her zaman muhtaç olanlardan bir şey satın aldığımızda, güç bizde oluyor da..!
Ve neden bizim ihtiyacımız olmayan insanlara karşı cömert oluyoruz?”
Babam, bazen ihtiyacımız olmadığı halde, yüksek fiyatlarla fakir insanlardan bazı ürünler satın alırdı.
Çoğu zaman aldıkları, bizim için gereksiz şeylerdi ve fazladan para öderdi..
Bu durum beni endişelendirdi ve ona neden böyle yaptığını sordum.
Babam dedi ki:
“Bu, insanların onurunu kırmadan, yapılan bir yardımdır çocuğum.”
Alıntı

HAYAT DERSİ

  1. Öyle horozlar vardır ki, öttükleri için güneşin doğduğunu sanırlar.
  2. Hayat ne gideni geri getirir, ne de kaybettiğin zamanı geri çevirir. Ya yaşaman gerekenleri zamanında yaşayacaksın, ya da yaşamadım diye ağlamayacaksın.
  3. Bozuk para insanın cebini deler, bozuk insan da kalbini. Bu yüzden harcayın ikisini de gitsin.
  4. İnsanı bedenen ameliyat etmek için uyutmak, ruhen ameliyat etmek için ise uyandırmak gerekir.
  5. Herkes insanlığın kötüye gittiğini kabul eder ama hiç kimse kendisinin kötüye gittiğini kabul etmez. Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür ama hiç kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez.
  6. Varlığı bir şey kazandırmayan insanların, yokluğu hiçbir şey kaybettirmez.
  7. Ne diye şeytana kızarsın? Bir iyilik yap da, o sana kızsın.
  8. Bil ki, yaşadıklarınla değil yaşattıklarınla anılırsın. Ve Unutma; ne yaşattıysan elbet bir gün onu yaşarsın.
  9. Bir insanı bulunduğu mevkiiyle değil, göz koyduğu mevkiiyle ölçmek gerekir.
  10. En güçlü iki savaşçı sabır ve zamandır.
  11. Bir insan acı duyuyorsa canlıdır. Başkasının acısını duyuyorsa insandır.
  12. İnsanın gerçek gücü sıçrayışta değil, sarsılmaz duruştadır.
  13. Kendi mutluluğundan başka hedefi olmayan insan kötüdür.
  14. İnsanların çoğu onu yapıyor diye yanlış, yanlış olmaktan çıkmaz.
  15. Kimse, kimseyi küçümseyecek kadar büyük değildir, bilmelisin. Küçümsediğin her şey için, gün gelir önemsediğin bir bedel ödersin.
  16. Birine çamur atmadan önce iyi düşün ve sakın unutma: önce senin ellerin kirlenecek.
  17. Başkalarının hayatından ders alın. İnsan, bütün hataları kendisi yapacak kadar uzun yaşamıyor

DOĞRULARIM

Doğrularım var benim kimse için vazgeçemeyeceğim, her ne olursa olsun boş vermeyeceğim!
Kimselere beğendirmek zorunda olmadığım; beni ben yapan, kimseler yokken yanımda olan benliğim!
Değişemem kimse için ve vazgeçemem inandıklarımdan kimseler için.
Vazgeçmemeli inandıklarından insan; kaybettikleri; kaybedemem dedikleri de olsa; kaybetmeyi göze almalı sızlanmadan!
Belki gidenler olacaktır ama içim rahat etmeli başımı yastığa koyduğumda!
Yokluklarına üzüldüklerim olacaktır mutlaka da; ama eğilip bükülmekte; yakışmaz üstüme son moda da olsa!
Değişemem hiç bir şey için ve hiç bir şeyleri de olsa bir zamanlar “her şeyleri” olduklarım için.
Karaya beyaz diyemem.
Benimle, ben olduğum için gelmeyenlerle; birlikte kalamam yanımda olmaları için!
Kendinden vermemeli insan, vazgeçmemeli doğrularından.
Rüzgarın önündeki yapraktan, daha da fazlası olmalı insan!
“Düşünebilen tek canlı insandır” deyişini ders kitaplarında, unutmadan!
El açmak değildir yaşamak; başkalarının istediği gibi olmak
Kendini unutup başkaları için yaratılmış gibi yaşamak.
Yaşamak; hayata varlığınla anlam katmak!
Alıntı

İNSANİ DEĞERLER

Konferansta Neler Yaptığını Anlatan CEO Öğretmeni İşaret Ederek Yaptığı İşi Küçümser
Öğretmenin Verdiği Cevap CEOyu Böyle Kızartır
Öğretmenler, kişiliğimizin şekillenmesinde en büyük pay sahibi kişilerdendir. Çoğumuz bunu unutuyoruz. İlkokul öğretmeninizin ismini sorsak muhtemelen herkes hatırlar.
Günümüzde medya aracılığıyla CEO olmanın ne kadar büyük bir ayrıcalık olduğu dayatılır.
Elbette işini çok için yapan CEOlar olsa da bu mevkinin hakkını veremeyen birçok CEO da vardır.
CEOların yüksek maaşları medya tarafından eleştirilse de, yine aynı medya gerçek dışı tasvirlerle onları yüceltmeye çalışır.
Gerçekleştirilen küçük çaplı bir konferansta ilk konuşma büyük bir şirketin CEO suna aittir. CEO eğitimin zayıf yönlerinden dem vurur.
“Bir çocuk, hayatında yapabileceği en iyi iş öğretmenlik olan bir kişiden ne öğrenebilir ki?” der.
Sözlerine “Öğretmenlik yetenek ve kapasite ister. Yeteneği olanlar öğretmenlik yapmalı, olmayanlar ise başka işlerle uğraşmalı” şeklinde devam eder.
Konferans etiğine aykırı bir şekilde kendisini dinleyenler arasında öğretmen olduğunu bildiği kadına bir soru yöneltir.
“Mesela sen öğretmensin Bonnie. Dürüst olmanı istiyorum. Çocukların gelişimine nasıl bir katkı sağlıyorsun?” der.
Yakın arkadaşları tarafından dürüstlüğü ile tanınan öğretmen, “Nasıl mı katkı sağlıyorum?” dedikten sonra ayağa kalkar ve şunları söyler:
“Çocukların ne kadar çalışkan olduklarını ve potansiyellerini görebilmeleri için sıkı çalışmalarını sağlıyorum.
Dersi 3 ile geçseler bile bunu büyük bir başarı olarak görüyorlar.
Anne ve babaları, beş dakikalığına da olsa ellerinden telefonlarını veya tabletlerini alamazken, ben 40 dakika boyunca dikkatle ve sessizlikle beni dinlemelerini sağlıyorum.
Etrafında olup bitenlere ilgi duymalarını sağlıyorum.
Dünyayı ve hayatı sorgulamalarını sağlıyorum.
Özür dilemelerini ve bunu içtenlikle yapmalarını sağlıyorum.
İnsanlara saygı duymalarını ve yaptıkları eylemlerin sorumluluklarını üstlenmelerini sağlıyorum.
Alfabeyi öğretiyorum ve anlamlı şeyler yazmalarını sağlıyorum.
Okumalarını, daha çok okumalarını ve hep okumalarını sağlıyorum.
Matematikte ilerlemelerini sağlıyorum. Telefonlarındaki hesap makinelerini kullanmamalarını çünkü hayatta kısa yollar olmadığını öğrenmelerini sağlıyorum.
Dillerini güzel bir şekilde öğrenmelerini ve böylelikle kültürlerinden kopmamalarını sağlıyorum.
Sınıfta herkesin güvende hissetmesini sağlıyorum.
Kendilerine bahşedilen yeteneklerini kullanıp sıkı çalışarak hayatta başarılı olabileceklerini görmelerini sağlıyorum.
İşimin ne kadar gerekli olduğunu ve yeteneklerimi sorgulayanlara da paranın her şey olmadığını anlamaya çalışmalarını sağlıyorum.
Ben ve meslektaşlarım, fark yaratıyoruz.
Peki siz ne yapıyorsunuz sayın CEO?”
Ortamda sessizlik oluştuktan hemen sonra CEO birkaç cümleyle konuşmasını tamamlayıp yerine oturur.
Çocuklarınızı zengin olmaları için eğitmeyin. Mutlu olmak için eğitin. Aksi halde insani değerlerini kaybedebilirler.

TAVSİYELER

Dost Bir Bilgeden Tavsiyeler
İnsanlar, mekanlar, veya alışkanlıklar dahil tüm negatif enerji kaynaklarından kurtulun.
Olaylara farklı açılardan bakın.
Bugünü yakalayın; Dün gitti, yarın da belki hiç gelmeyecek.
Ailemiz ve dostlarımız gizli hazinelerimizdir, bu zenginliğin keyfini çıkarın.
Hayallerinizin peşinden gidin.
Keyfinizi kaçırmaya çalışanları görmezden gelin.
Eyleme geçin.
Çok zor gözükse de uğraşın, o zaman daha kolay gözükecektir.
Tekrar etmek mükemmellik getirir.
Yarı yollarda vazgeçenler asla kazanamazlar, kazananlar asla yarı yolda vazgeçmezler.
Okuyun, çalışın ve en önemlisi hayata dair her şeyi öğrenin.
Olacakları öngörmeye çalışmaktan vazgeçin.
Her şeyden çok isteyin.
Yaptığınız her şeyde mükemmel olmaya çalışın.
Hedeflerinize yönelin ve onlar için savaşın.

İLKELERİN OLACAK

İlkelerin olacak
Seni satın alamayacaklar.
Aptalların uydurduğu Atasözlerine inanmayacaksın:
“Paranın satın alamayacağı şey yoktur.”
“Herkesin bir fiyatı vardır.” gibi sözlere kanmayacaksın.
Onurunla, kimliğinle ve beyninle akıllı yaşayacaksın.
Üreteceksin, seveceksin, sevileceksin, inançlarının arkasında duracaksın.
Sevgilerin karşılıksız, yardımların gizli olacak.
Seni attan, ottan ayıran özelliğin farkına varacaksın.
Çünkü sen insansın ve bunu yakalayabildiğin gün bembeyaz yaşayacaksın.
Müjdat Gezen

BUGÜN PAZAR

Yağmur da var
Çok sevdiğim rüzgar da
Bugün Pazar
Daha uyanmadı komşular
Damların üzerinde kuşlar
Daha rahatlar
Radyolarda eski şarkılar çalıyorlar bu saatlerde
Gönül penceresinden ansızın bakıp geçenlere doğru
Yağmur da var
Çok sevdiğim rüzgar da
Daha uyanmadı komşular
Bugün Pazar
Ve ben seni çok özledim
Dışarı çıkmak istiyor canım
Tek başına haytalık etmek
Islanmak Pazar sabahında yağmurda
Boş caddelerde dolaşmak
Vitrinlerine bakmak mağazaların
Sinemaların afişlerine
Sokakların isimlerine
Telefon kulübelerinde uyuyan çocuklara
Bir merhaba demek sessizce
Sahilde martılara simit atmak
Otobüslerin ilk seferlerine binmek
Gitmek istiyor canım
Hayatın gittiği yere…
Islık çalıp şarkılar uydurmak kendi kendine
Fırından taze ekmek alıp
Buğusunu çekmek içine
Ve ben seni çok özledim
Tam böyle bir şey
Çiçeğe su yürümesi
Bebeğin ağlaması
Toprağın uyanması
Yağmurun yağması
Ateşin sıcağı
Bu Pazar sabahı
Tam böyle bir şey
Bir sabahçı kahvesine uğramak
Bir bardak çay
Taze dem kokusu
Hayatın atardamarlarında dolaşmak
Bölmeden şehrin uykusunu
Bir şiir yazmak
Pazar bulmacasının boş karelerine
Şiirde tam da bunu anlatmak delice
Tam böyle bir şey
Hesapsız gölgesiz bedelsiz kimsesiz
Bir şiir yazmak
Bir bardak çay içmek
Sokaklarda gezmek
Yağmurda ıslanmak
Ve ben seni çok özledim!
İbrahim Sadri

CAN SIKINTISI İÇİN REÇETE

Keyfinizi kaçıran, canınızı sıkan ve gereksiz olan tüm bağlarınızdan kurtulun.
Devamlı şikayet eden ve sizi ilgilendiren şeylerden bahsetmeyen insanlardan yavaş yavaş uzaklaşın.
İşinizin sizi gerçekten heyecanlandırıp heyecanlandırmadığını, severek yapacağınız başka bir işe yönelme şansınız olup olmadığını düşünün.
Her zaman yapmak istediğiniz ve yapamadığınız dil öğrenmek, enstrüman çalmak veya amatör tiyatro grubuna katılmak gibi şeyleri düşünün.
Son yıllarda hayatınızı esir alan alışkanlıklarınızın dışına çıkın.
Yeni insanlarla tanışabileceğiniz yeni ortamlara girin.
Her gün en az bir şey öğrenin.
Ara sıra küçük çılgınlıklar yapın.