20 ADIMDA MUTLULUK

1- Nazik ol
2- Sağlıklı beslen
3- Egzersiz yap
4- Kendine odaklan
5- Dürüst ol
6- Büyük düşün
7- Sabırlı ol
8- Daha az yargıla
9- Gülümse
10- Kendini sev
11- Kolayca affet
12- Şükretmeyi bil
13- Pozitif düşün
14- Bol su iç
15- Kendine güven
16- Yeniliklere açık ol
17- Önceliklerini belirle
18- Mazeretleri bırak
19- Dilini geliştir
20- Anlamak için dinle

TATİL EV ÖDEVİ

Öğretmenin 15 Tatil İçin Öğrencilerine Verdiği Ev Ödevi Paylaşım Rekorları Kırıyor
Lider Eğitimci Yazarlar Derneğimiz Niğde İl Temsilcimiz değerli Ümit DEVECİ öğretmenimize ait örnek bir tatil ödevi:
1-Bolca dinlenin, sonra deli gibi eğlenin, koşun, oynayın, yine dinlenin, yine deli gibi koşun.. Bunları sürekli yapın..
2-Tatil süresince en az bir kere AİLECE tiyatro ya da sinemaya gidin.
3-Tatil süresince “EKRANLARINIZLA değil, AKRANLARINIZLA” vakit geçirin. Güvenli alanlarda birlikte oynamaya özen gösterin.
4-Ülkesini gezmeyen, ülkesini bilemez. Ülkesini bilmeyen de ülkesini sevemez. Bu yüzden seyahate çıkarsanız ailece gitmeye çalışın. Bu konuda sahip olduğunuz bilgi ve genel kültür oldukça etkileyici. Ben birçoğunuzun ailesin sizleri başka şehirlere götürdüğünü biliyorum. Her zamanki meraklı halinizle gittiğiniz yerleri öğrenin ve aklınızda tutun. Oralardan bana bol bol fotoğraf yollayın.
5-Aile büyüklerinizi fırsat buldukça ziyaret edin. Sık sık yanlarına gidin ki sizi şımartmak için onlarda bol bol zaman bulsunlar. Ellerinden öpün ve benimde selamlarımı iletin.
6-Eğer yeterince kar yağarsa hepinizden en az bir tane kardan adam bekliyorum. Yaptığınız kardan adamları mutlaka fotoğraflayın ve bana gönderin. İletişim gurubumuzda aileler arası en ilginç kardan adam yarışması yapacağız.
7-Zorlu kış şartlarında çevremizdeki hayvan dostlarımızı unutmayalım. Artan yemek, ekmek, pilav ve diğer yiyecekleri onların ulaşabileceği yerlere bırakalım. Unutmayın, onlar hiç olmadıkları kadar bizlerin sevgisine ve ilgisine muhtaçlar. Hepimizin balkonlarında yer alan kuş yemliklerimizi ara sıra kontrol etmeyi unutmayalım. Bu sayede sizinle birlikte kışın zor günlerini atlatıp, bahara sağ salim ulaşmayı başaran kaç tane kuş olacağını asla bilemezsiniz ama emin olun düşündüğünüzden fazla olacaktır.
8-Gün içinde ve akşamları okuma saatlerimize özenle devam edelim. Unutmayın; Annemizin harika yemekleri vücudumuzu, kitaplar ise ruhumuzu ve kişiliğimizi geliştirir.
9-Son olarak beni aramak istediğiniz zaman bir bahaneye ihtiyacınız yok. Sesinizi duymayı her zaman isterim. Siz beni özlediğiniz zaman, ben sizi daha fazla özlemiş olacağım. Telefonum anne ve babalarınızda, hatta bazılarınızın dedesinde bile var. Sizlerden tatil boyunca bir telefon kadar uzakta olacağım. Dilediğiniz zaman beni arayabilirsiniz. Yaptığınız bütün etkinlikleri fotoğraflayarak isterseniz özelden bana, isterseniz sınıf gurubumuzda paylaşabilirsiniz.
Hepinize iyi tatiller dilerim. Görüşmek üzere..
Ümit DEVECİ

YENİ BİRİ OLMANIZ İÇİN 20 ÖNERİ

20 Adımda Daha Mutlu, Daha Pozitif Bir Siz
Kimi hayatında bazı değişiklikler yapmak istiyor kimi de hayatını tümden çöpe atıp tamamen yeni bir başlangıç yapmanın hayalini kuruyor. Aslında tüm bu his hayatın bizi yormasından, hayatın artık bize yorucu gelmesinden dolayı oluyor ve buna biz izin veriyoruz.
En büyük düşmanımız kendimiziz… Kendimize zaman ayırmamak ve kendimizi düşünmemekten kaynaklanıyor bütün bu olanlar.
İşte hayatınızda gözle görülür bir fark yaratabilmek için yapabileceğiniz küçük, ama önemli olan 20 adet öneri;
Pozitif olun ve sürekli mutluluk içeren cümleler kullanın.
Her gün yeni şeyler öğrenmeye çalışın.
Hayattan zevk almaya çalışın.
Her gün eski bir şeyden kurtulmaya çalışın.
Hayal kurmaktan usanmayın.
Artık yalan söylememeye gayret edin.
Kendinize hedef belirleyin.
Sosyal hayatınızı değiştirin mesela kitap okuyun, spor yapın, sağlıklı beslenin.
Birden fazla şeyi aynı anda yapmayın.
Sosyal çevrenizi genişletin.
Yeni arkadaş grupları edinin.
Aile bağlarınızı güçlendirin.
Kendinize eskisinden daha çok zaman ayırın.
Sürekli telefonla oynamaktan vazgeçin.
Ağlamaktan çekinmeyin.
Eğer birinden hoşlanıyorsanız bunu belli edin.
Artık borç yapmamaya çalışın.
Sizi üzen kişilerle irtibatınızı kesin.
Affetmek erdemliktir bunu unutmayın.
Günlük tutma alışkanlığını edinin.
Alıntı

1985 YILINDAN ÖNCE DOĞANLAR

50 – 60 – 70 – 80′ li yıllarda mı büyüdün? Nasıl oldu da hayatta kalmayı başardın?
1.- Arabaların emniyet kemeri, kafalıkları ve kesinlikle hava yastıkları yoktu.
2.- Arka koltuk tehlikeli değil de eğlenceliydi.
3.- Bebek yatakları ve oyuncaklar renkliydi. Ya da en azından kurşunlu, muhtelif zehirli maddeler ile boyanmıştı.
4.- Prizlerin, araba kapılarının, ilaç şişelerin ve kimyasal ev temizleyicilerinin üzerinde çocuk kilitleri yoktu…
5.- Kasksız bisiklete biniliyordu.
6.- Steril su şişelerinden değil de bahçe hortumundan ya da muhtelif başka kaynaklardan su içiliyordu…
7.- Oyun oynamaya çıkmanın tek şartı hava kararmadan önce eve dönmekti.
8.- Cep telefonu yoktu ve hiç kimse nerelerde gezdiğimizi bilmiyordu. İnanılmaz…
9.- Okul öğlen bitiyordu… Ve öğlen yemeği için evimize geliyorduk.
10.- Bir sürü yaramız, kırılmış kemiğimiz ve kırılmış dişimiz vardı, fakat hiçbir zaman birileri bu yüzden mahkemeye verilmiyordu. Kendimizden başka kimse sorumlu değildi.
11.- Bolca tatlılar ve tereyağlı ekmekler yiyorduk, ve gerçek şekerli içecekler içiyorduk ve hiç kilo sorunumuz olmazdı – çünkü hep dışarda oynardık, aktif olarak …
12.- Dört çocuk bir limonatayı paylaşabiliyorduk… aynı bardaktan içebiliyorduk, ve kimse bu yüzden ölmüyordu.
13.- Playstation, Nintendo 64, X boxes, Video oyunlarımız, 99 kablolu kanalımız, Dolby surround, Cep telefonumuz, Bilgisayarımız, Internet de Chat odalarımız YOKTU. onun yerine ARKADAŞLARIMIZ vardı bolca!!!
14.- Yürüyerek veya bisiklet ile uzakta oturan arkadaşlarımızı ziyaret edebiliyorduk, kapılarını çalıp hatta çalmayarak içeri girip onları oyun oynamaya çağırabiliyorduk!!!
15.- Evet dışarda, o acımasız korkunç dünyada! Korumamız olmadan! Nasıl mümkün oluyordu bu? Tek kale üzerine maç yapardık ve birisi takıma alınmadığında psikolojik travma oluşmuyordu ya da dünyanın sonu gelmiyordu.
16.- Bazı öğrenciler diğer öğrenciler gibi başarılı değildi ve sınıfta kalabiliyordu. Fakat bu yüzden kimse Psikoloğa ya da Pedagoga gönderilmiyordu. Kimsede Dislexia, konsantrasyon sorunu veya hiperaktivite yoktu, basitçe o okul yılını tekrarlıyordu.
17.- Özgürlüğümüz, üzüntülerimiz, başarılarımız, görevlerimiz vardı… Ve bunlar ile yaşamayı öğreniyorduk.
Soru: nasıl oldu da bütün bunlara rağmen hayatta kalmayı başardık??? Ve daha da önemlisi kendi kişiliğimizi bu şartlar altında nasıl oldu da geliştirebildik??? Sen de bu jenerasyondan mısın? Şimdiki çocuklar büyük bir olasılık ile bizim yaşama şeklimizi sıkıcı bulacaklar – fakat- bizler çok güzel ve mutlu yaşadık! Dİ Mİ AMA?

SENİN OLSUN

Bir şarkın olsun. Senin olsun. Hayatına her giren insana “bu benim şarkım bak” diye dinlet. Bir gün o kişinin hayatından çıktığında bir radyoda denk gelirse, seni hatırlasın. Tek bir parfümün olsun. Özdeşleşmek iyidir. Dünya bu illa ki bir tek sen kullanmayacaksın. Öyle bir sana ait olsun ki, bir yabancıda bile duysa “acaba burada mı” diye kokuyu duyanın gözü seni arasın. Bir tane en yakın arkadaşın olsun. Sadece kötü günde değil, iyi günde de aradığın ilk kişi olsun. Birlikte düşün, birlikte kalkın. Birbirinizi toparlayın. Yaralarınızı sarın. Herkes gittiğinde “şanssızlığınıza” biraz gülün, biraz ağlayın. Bir tane çok büyük aşkın olsun. Rakıya bahane olsun. Bir dönem çok sevmiş ol, bir dönem nefret etmiş. Her şey küllendikten sonra tebessümle hatırla. Biraz da bir yanın acıyarak. “O olsaydı nasıl olurdu acaba hayatım?” diye sorgulayarak. Artık bir şey hissetmesen de “başına bir şey gelse yine de ilk ben koşarım” diyecek kadar. Unutma, masallar mutlu sonla, efsaneler kavuşamamakla biter. Bir evlat edin. Bir kedi olur, bir köpek de. Ama olsun. Kapılarını aç. Senden olmayan ama senin ilgine bakımına muhtaç bir kalbin atışlarını ellerinde hisset. Bir canlının hayatını değiştirmek acayip bir şey. Birinin kahramanı olmak istersen bundan büyük fırsat olamaz. Sevmek çok güzel. Hele bir de her koşulda sevilmek. Bol bol kitap oku biri seni derinden etkileyene kadar oku. Onu bulduğunda kimseyle paylaşma. O hikaye senin. Beğenmediğin sayfayı yırt sevdiğin yerleri yıldızlarla donat. Başucunda dursun. Belki bir gün biri gizlice o sayfaları keşfeder. Seni daha iyi tanıma imkanı olur. Salaş bir restoran edin. Patronundan garsonuna kadar tanı. Kafan mı bozuk, mekan dolu mu, sana yer açacakları kadar müdavimi ol. Bir masan olsun hep oturduğun. Bir başına gitsen bile başına bir şey gelmeyeceğini bil. Bir gün belki kapanır ya da yıkılır. Ama sen önünden her geçtiğinde “burada eskiden hep bir yerim vardı” dersin. Bir hobin olsun. Kaçmak için. Hiçbir şey düşünmediğin. Dünyadan uzaklaşabildiğin. Onunla övün. En iyi yaptığın şey olsun. İnsanlar şaşırsın. Senin için çocuk oyuncağı olsun. Bir şey iste. İmkânsız olsun. Peşinden koş. Yorul. Defalarca vazgeç. Defalarca dene. Susmanın çaresizliğini de yaşa bağırmanın da. Uykuların kaçsın. Düşündükçe saç diplerin bile uyuşsun. Her ne ise bu istediğin, aşk da olur iş de. Bağrına taş bas gerekirse. Yeter ki gece yatağına yattığında “ben elimden geleni yaptım” de. Bazen kazanamamış olsan da, yapabileceklerinin ya da bir şeyi delice istemenin limitini görmek de zaferdir. Vakit ayırdığın bir ailen olsun. Yarın kaybettiğinde keşke daha çok zaman ayırsaydım demeyeceğin. Pişmanlık kötüdür. Bir daha geri getirmeye gücünün yetmedikleri içinse, işkence. Kıymetini bil. Yarın ne olacağı belli değil. Kalp krizi dediğin bir kaç saniye. Kalp kırma. Sınırların olsun aşılamayacak. Duvarların olsun yıkılamayacak. Herkes bilsin. Ona göre davransın. Bir alanın olsun metre karesi dert değil. Kapısını kapattığında gerçek sen olabildiğin. Dört duvardan birinin dibine çöküp ağlayabildiğin. Güçsüzlüğünü yaşayabildiğin. Sonra daha güçlü kalkabildiğin. Kaldığın yerden devam edebildiğin. İnsan en Çok kendini özlüyor çünkü. Bir sevdiğin olsun tabi. Belki hayallerindeki gibi olmaz koşullar ama bir şeyleri birlikte var etmenin tadı bir başka. Para amaç değil araç olsun mutluluğuna. Olmadığı zaman da elindekini cömertçe paylaşabil. En çok onla gül. Saatlerce muhabbet edebil. Birbirinize ulaşamadığınızda, “başka biriyle mi acaba” diye değil “başına bir şey mi geldi” diye endişelen. İlişkini başkalarıyla kıyaslama. Biri sevdiğini çok söyler, biri daha çok gösterir. Sen de biri eksikse bu seni daha az seviyor demek değildir. Telefon karıştırmakla ömür geçmez. Bir insan bir şey yapmak isterse yapar. Kalbin temizse, sen araştırmadan da karşına çıkar korkma. Sonuna kadar güven. Bir gün kırılırsa kalp yenisini inşa eder. VE Kalbini temiz tut. Çevreni de. Unutma yaptığın her iyilik bir gün sana geri döner.

HAYATA DAİR

1- Ufak şeyleri dert etmeyin.
2- Erkenden kalkmaya alışın.
3- Hayatı olduğu gibi kabul edin.
4- Tenkit etme isteğinizi bastırın.
5- Bırakın ara sıra canınız sıkılsın.
6- Rasgele iyilikler yapmaya çalışın.
7- Başkalarını suçlamayı artık bırakın.
8- Her şeye hakim olmaya çalışmayın.
9- Her an bir şeyler öğrenmeye açık olun.
10- İnsanların gözlerine bakın ve gülümseyin.
11- Bırakın, çoğu zaman başkaları haklı olsun.
12- Herkesin onayını alamayacağınızı unutmayın.
13- Her gün biraz vaktinizi minnettarlık için harcayın.
14- Hizmeti hayatın değişmez bir parçası haline getirin.

BU İNSANLARI HAYATINIZDAN ÇIKARIN

  1. Sizi strese sokan kişiler.
    Stres her zaman kötü bir şey değildir. Sizi harekete geçmeye motive ediyorsa sağlıklı bir şeydir. …Ancak sizi insanlar değil, olaylar strese sokmalıdır. Hayatınızda sizi sürekli olarak strese sokan insanlar varsa, zihniniz size onları hayatınızdan çıkarmanızı söylüyor demektir.
  2. Sizi kullanan kişiler.
    Adeta bir parazit gibi bizden beslenen kişileri eleyin. Bu tür insanların hayatınızda yeri olmamalıdır. Onları yeni yıla götürmeyin.
  3. Size saygı duymayan kişiler.
    Saygılı insanlar saygı gösterilmeyi de hak eder. Hayatınızda sizin onlara gösterdiğiniz saygıyı size göstermeyen kişiler varsa onları kendinizden uzaklaştırın.
  4. Sizi daima kıran kişiler.
    Bazen insanlar bizi kırdıkça biz onlara hayatımızda daha çok yer veririz. Hayatımızdaki kişiler değer verdiğimiz ve bize değer veren insanlardır-ya da öyle olmalıdır- Bu nedenle sizi sürekli olarak kıran insanları hayatınızdan çıkarın. Acı, ancak size bir ders verirse iyidir. Bu durumda ders, başkalarının sizi kum torbası olarak kullanmasına dur demenizdir.
  5. Size durmadan yalan söyleyen kişiler.
    Dürüst insanlarla olun. Yalancılara gereksiniminiz yok.
  6. Yüzünüze gülüp arkanızdan hakaret eden kişiler.
    Bu insanlara kıllarından geçenleri size söylemeye cesaret edemeyen korkaklardır. Bunlar size arkadaşınızmış gibi davranırken dünyanın geri kalanına sizin işe yaramaz biri olduğunuzu söylerler. Bu kişiler sizin prestijinizi yok ederler. Sadece aptallar hayatlarında böyle insanlarla yeni bir yıla başlarlar.
  7. Sizi umursamayan, ancak umursuyormuş gibi görünen kişiler.
    Bunlar sizin sahte arkadaşlarınızdır. Çok eğlencelidirler, sizin yardımınızı mutlulukla kabul ederler. Siz onlara ihtiyaç duyduğunuzda ise mucizevi şekilde yok olurlar. Bu kişiler sizde yanlış bir güvenlik hissi oluşturduğundan çok zararlı insanlardır.
  8. Sizi eski hayatınıza geri çekmek isteyenler.
    Hayat ancak sürekli gelişiyorsa ilginç ve heyecanlıdır. Ancak sürekli ilerliyorsanız, sürekli kendinizi ve çevrenizi geliştiriyorsanız, mutluluk ve huzuru bulabilirsiniz. Çoğu kişi kendilerini eski hayatlarına çekmeye çalışan insanları hayatlarında tutmaya devam eder. Bu kişilere dikkat edin, tespit edilmeleri zordur ve sizin çok çalışarak sağladığınız ilerlemeyi geri çevirirler.
  9. Sizi engelleyen kişiler.
    Zaman geçtikçe bizim de ümit ve hedeflerimiz değişir. Hayatınızdaki birçok kişi sizin oluşturmaya çalıştığınız türde bir hayatı yaşamak istemeyecek ve sizi kendi istedikleri hayat tarzına çekmeye çalışacaklardır. Çoğu zaman insanlar tamamen farklı şeyler hedefleyen kişilerle sarılı olduklarından hayallerindeki hayatı kurmayı başaramazlar.
    Hedefleriniz uyuşmuyorsa hayatlarınız da uyuşmayacaktır.
    Sadece ne yapacağınızı değil, kiminle yapacağınızı da dikkatli seçmelisiniz. Aynı anda ancak belirli sayıda sağlam ilişkiyi sürdürebilirsiniz. Fazlasını yürütmek için gereken zaman, enerji ya da konsantrasyon çoğu kez bulunmaz. Hayatınızı işe yaramaz insanlarla doldurursanız, işe yaramaz bir hayat kurmanız kaçınılmazdır. Eğer bir kişinin sizin hayatınıza katkısı yoksa salıverin gitsin.
    Onları eski yılda bırakın ve bu yıl daha iyi bir dostluk halkası oluşturun.
    Not: Paul Hudson tarafından Elite Daily adlı sitede yazılan “10 Toxic People You Shouldn’t Bring With You Into The New Year” başlıklı yazıdan özetlenerek tercüme edilmiştir
    Alıntı

SİZİ DAHA GÜÇLÜ YAPACAK 7 ACIMASIZ GERÇEK

Çoğu zaman zayıflıklarımızı kendimize itiraf etmekte zorlanırız ve bahaneler üretiriz. Hayatlarımızın büyük bölümünü beklemekle geçiririz: bir şeyin olmasını bekleriz, bir şeyin bitmesini bekleriz, bir şeyin başlamasını bekleriz. Fakat o bir şey çoğunlukla hayatın kendisidir. Peki neden bekliyoruz? Hayatın acı gerçekleriyle yüzleşmenin ve ertelemeyi bırakarak çalışmaya başlamanın zamanı gelmedi mi? Öyleyse bizi daha güçlü yapacak acımasız gerçeklerle yüzleşelim.
1.KİMSE SİZE CEVAP VEREMEYECEK KADAR MEŞGUL DEĞİL
O kız veya o çocuk mesajınıza cevap veremeyecek kadar meşgul değil. Ve müstakbel çalışanınız da sizi arayamayacak kadar iş yüküne sahip değil. İnsanlar daima değer verdikleri kişiler için zaman ayırabilirler, bunu unutmayın.
Eğer birinden cevap alamıyorsanız, bu cevap vermek istemediği içindir. Size kötü davranan insanlar için mazeret üretmeyi ne kadar erken bırakırsanız, size saygı duyan kişilerle o kadar çabuk yakınlaşırsınız.
2.HERKES KENDİ ÇIKARLARINI ÖNCELER
Ne kadar iyi kalpli, sevecen ve değer veren insanlar olurlarsa olsunlar, herkes kendi çıkarlarını sizinkilerinin önüne koyar. Pek çok insan sizden mümkün olduğunca fazlasını almaya çalışır. Bu yüzden limitlerinizi belirleyin ve diğer insanların bu limitleri esnetmesine izin vermeyin. Güçlü insanlar gerektiğinde karşı çıkmaktan ve hayır demekten korkmazlar.
3.HERKESİ MUTLU ETMEK İMKANSIZDIR
Hayatınızdaki herkesin size her dediğini yapsaydınız, muhtemelen delirirdiniz yahut ruhsuz, şekilsiz ve duygusuz bir balon olurdunuz. Gerçek şu ki, asla herkesi mutlu edemezsiniz. Elinizden geleni yapsanız da bu imkansızdır. Daima seçimlerinizi onaylamayan birileri olacaktır. Ne yaparsanız yapın sizi eleştiren birileri olacaktır. Bu yüzden kendinize doğru gelen seçimleri yapın ve bunları uygulayacak cesarete sahip olun.
4.DÜNYA SİZE HİÇBİR ŞEY BORÇLU DEĞİL
Dünyadaki en havalı, en zeki, en ilginç insan olabilirsiniz; ancak sizden başka kimse bunların farkında değilse, elinize hiçbir şey geçmez.
İki temel seçeneğiniz var: bütün hayatınızı daha iyisini hak ettiğiniz için kendinize üzülerek geçirebilirsiniz yahut istediğinizi almak için bir adım atarsınız. Bilin bakalım başarılı insanlar hangisini tercih ediyor?
5.KENDİNİZ İÇİN MAZERETLER ÜRETİYORSUNUZ
Bütün hayatınızı olmayan paranız, enerjiniz ve kaynaklarınız için başkalarını suçlayarak geçirebilirsiniz. Aslına bakarsanız mazeretleriniz mantıklı da gelebilir; ancak unutmayın ki dünya üzerindeki herkesin istediği hayatı yaşayamadığı için ürettiği en az bir mantıklı mazereti vardır. Hayattan en fazlasını alanlar, mazeret üretmeyenlerdir. Engellere takılmak yerine onları aşmanın bir yolunu bulurlar. İşte bu yüzden daima başarılılar.
6.AYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN LAFA BAKILMAZ
Bütün gün evde daha iyi bir dünyanın hayalini kurabilirsiniz, ancak kalkıp bir şeyler yapmaya başlamadan fark yaratamazsınız. Büyük planlar yapma yeteneğine sahip olmak iyidir, ancak amacınız için birkaç adımla süslemezseniz bir işe yaramaz. Hatırlayın, niyetlerimizden çok amellerimizle yargılanacağız.
7.KİMSE SİZİ O HAYATTAN KURTARMAYACAK
Hayatta daima bir şeyleri bekleriz. Doğru insan bekleriz, hayalimizin gerçek olmasını bekleriz, başvurduğumuz yeni işten bir telefon bekleriz. Sahip olduklarımızla mutlu olamadığımızda bir mucizenin gerçekleşmesini ve bütün problemlerimizi çözmesini bekleriz.
Ancak hayat böyle işlemez. Sorunlarımız sihirli bir değnekle hallolmaz. Eğer hayatınızda bir değişiklik yapmak istiyorsanız, bunun için gerekli adımları atan kişinin siz olmanız gerekiyor.
Güçlü insanlar şu basit gerçeği bilirler: Zor zamanlar geldiğinde başkalarından yardım beklenmez, tek yapmanız gereken kendinize güvenmektir.

HERKESİN OKUMASI GEREKEN HAYAT DERSİ

50 Yaşına Basan Bir Adamdan Herkesin Okuması Gereken Hayat Dersi

  1. “Deneyim, her türlü maddiyattan daha değerlidir.”
  2. “Hayatınızda yapacağınız en önemli kariyer seçimi, eş seçiminizdir.”
  3. “Parayla ilgili üç yetenek vardır. Onu kazanmak, elde tutmak ve büyütmek. Bunların üçü de birbirinden farklı yeteneklerdir.”
  4. “Çocuk sahibi olmak korkunç bir şeydir. Ama çocuk sahibi olmak muhteşem bir şeydir.”
  5. “Yiyip içtiklerinize dikkat edin ve her geçen yıl porsiyonlarınızı biraz daha küçültün. Yaş ilerledikçe ne kadar spor yaparsanız yapın bir faydası olmuyor.”
  6. “İnsanların sizin hakkınızda ne düşündüğünü önemsememek için çaba sarf edin. Bu, benim için hâlâ çok zor ama öğreniyorum.”
  7. “İletişim kurduğunuz herkesi sanki kendi çocuğunuzmuş ve yarın ölecekmiş gibi hayal edin.”
  8. “Öfke aslında gerçek bir his değildir; onu yaratan korkudur. Öfkelenmeden önce sizi korkutan şeyin ne olduğunu düşünün.”
  9. “Her beş senede bir hayatınızda radikal değişiklikler yapın. Aksi halde hayat oldukça sıkıcı olabiliyor.”
  10. “Her gün yaratıcılığınıza belirli bir zaman ayırın. Yaratıcılık bir kas gibidir ve onu geliştirmeniz gerekir. İlhâm ise içi boş bir kelimeden ibarettir.”
  11. “Minnettarlık ve şikayet etmek/suçlamak gibi durumlar bir insanda aynı anda bulunamaz. Hangisini yansıtmak istediğinizi seçin.”
  12. “Okumak, bir hayata sığdıramayacağınız kadar deneyimi öğrenmenizi mümkün kılar. Bol bol okuyun.”
  13. “Hayatta en çok yapmak istediğiniz 20 şeyi listeleyin ve sizin için en önemli olan 5 tanesini bunlardan ayırın. Daha sonra kalan 15’ii çöpe atın ve unutun; çünkü onlar sizde yalnızca kafa karışıklığı yaratır.”
  14. “En iyi ağrı kesici sekstir.”
  15. “Başarının %99’u çalışmak, %1’i ise yetenektir. Yetenek ateşleyici güç ise, çalışmak benzindir.”
  16. “Sık sık komedi izleyin; hatta imkânınız varsa her gün izleyin. Çünkü gülmenin hastalıkları iyileştiren bir gücü vardır.”
  17. “Akışına bırakmayı bilin. Tüm problemlerinizi bugün çözmeye çalışmayın.”
  18. “Ne kadar az şeye sahip olursanız, o kadar az şey size sahip olur.”
  19. “Sizden nefret ettiğini bildiğiniz insanlarla karşılaştığınızda onlara bakın, ellerini sıkın ve içten bir tebessümle karşılık verin.”
  20. “Kabalık etmek insana hiçbir zaman hiçbir şey kazandırmaz. Karşınızdakileri anlamaya çalışın ve istedikleri her ne olursa olsun bunu başarabileceklerini söyleyin.”

TESADÜF DİYE BİR ŞEY YOKTUR

Hiçbir karşılaşma tesadüf değildir. Hiçbir hissediş, düşünüş, bakış, algılayış, seziş de öyle. Hatta bunların tersi de tesadüf değil. Alışveriş yaptığımız market, yemek yediğimiz lokanta, su içtiğimiz çeşme, yürüdüğümüz kaldırım ve orada yanlarından birer yabancı olarak geçip gittiğimiz insanlar. Tesadüf gibi görünen karşılaşmalar, yolu sorduğumuz herhangi biri, hafifçe çarptığımız insan. Bize gülümseyen küçük bir çocuk önümüzden aniden uçuveren kuş… Gün boyu yaşadığımız en basit olay bile herhangi bir zihinsel, fiziksel, ruhsal ya da duygusal bir olayın tetikleyicisi olur. Küçük ya da büyük… Bazen hiç hesapta olmayan durumların içine çekiliveririz. Hayal bile etmediğimiz olayları yaşarken buluruz kendimizi. Bir martı çığlığı, bir satıcı bağırışı, alır götürür bizi yıllarca ya da yollarca uzaklara… Hem öğretmen hem de öğrenciyizdir her ilişkinin içinde. Doğduğumuz aile, gittiğimiz okullar, sıra arkadaşımız, sevgilimiz, eşimiz, çocuğumuz vs. Her ilişki, farklı bir yönümüzün aynasıdır. Ve bizler de onlar için birer aynayız. Farkındalığımız yükseldikçe, durumları ve ilişkileri yaşarken, kendimizi ve yaşanılanları gözlemlemeye başlarız. Ve eğer yaşadıklarımıza yüksek idrakle bakabilmeyi başarırsak, o ilişki ya da durumu ne için yaşadığımızı kavrarız. Düğmelerimize en fazla basan insanlar, en iyi öğretmenlerimizdir. O ilişkide kurban olmadığımızı anlar, ilişkinin bize neyi öğretmeye çalıştığını kavrarsak, dersimizi alır ve yolumuza devam ederiz. Eğer bunu yapamazsak, o ilişkide ya da durum içinde tutsak olur, ya daha ağır durumlar yaşar ya da daha travmatik durumları (o dersi alıncaya, eksik yönümüzü tamamlayıncaya, kendimizi düzeltinceye kadar) tekrar tekrar yaşamaya devam ederiz. Bazen bazı insanların hayatına yalnızca katalizör olarak gireriz. Onların hayatlarında değiştirmesi gereken durumun düğmesine basar ve sessizce çekiliriz. Ve yüksek farkındalık içinde kalırsak, yaşanılan durumdan etkilenmeden, arkamıza bakmadan yolumuza devam ederiz. Özet olarak, en büyük düşmanımız en iyi dostumuzdur aslında. Çünkü bizde en büyük değişime neden olur genellikle. Ve her karşılaşma kutsaldır. Karşımızdaki insanın tanrısallığını kabul edip o şekilde yaklaşırsak, nefreti, öfkeyi, suçluluk duygusunu, o insana karşı sorumlu olduğumuz ve o ilişkiye mahkum olduğumuz duygusunu ve kini söküp atarız varlığımızdan. Yaşadığımız her durum, tanıştığımız her insan öğretmenimizdir. Ne kadar kısa sürede öğrenirsek öğrenmemiz gerekenleri, karmamızı çözüp, iç huzuruna, mutluluğa, ideal ilişkimize ve ruhsal bütünlüğe ulaşırız…
Gönderen Academy of Spiritual Life

ÇOCUKLAR

Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil, Onlar kendi yolunu izleyen Hayat’ın oğulları ve kızları. Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller. Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil. Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır. Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil. Çünkü ruhlar yarındadır, Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz. Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları Kendiniz gibi olmaya zorlamayın. Çünkü hayat geriye dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur. Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar. Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar. Okçunun önünde kıvançla eğilin Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.
KHALIL GIBRAN

YAŞAMI ERTELEMEK

Beni her ölüm etkiler. Tanımasam bile üzülürüm Yitirilmiş ümitlere… Hiç gerçekleşmeyecek ideallere, Yaşanmamış sevgilere üzülürüm… Bu yüzden, korkarım yaşamı ertelemekten. Ne yapılması, ne söylenmesi gerekiyorsa Söylenmeli, yapılmalı. Seviyorsanız, sevdiğinizi bugün söyleyin. Sevdanızı bugün yaşayın. İşinizde yapılacak ne varsa Bir an önce yapın. Yarın çok geç olabilir… Bir anda bitebilir her şey. Yaşamak için acele edin bence. Kısa yaşanmışlıklar, Yaşanmamışlıklardan daha iyidir. Geriye dönüp baktığınızda “keşke”ler Çoğunlukta olmasın. Uzun vadeli hedefler için bile Bugünden harekete geçmeli. Yarınlar çok uzakta olabilir. Daha okulda başlamıyor muyuz Ertelemeye yaşamı? Hep yarına yatırım, bu günü sonra Yaşamacasına… “İşe gireyim, sonra…” “Evleneyim, sonra…” “Çocuklar büyüsün, sonra…” “Emekli olayım, sonra…” Sonra… Sonra… Sonra… Bu sürecin başında, ortasında, Yaşam her an sona erebilir. Sonrası olmayabilir. Fedakârlıklar güzel ama unutmayalım: Herkes kendi hayatını yaşar… Ertelenen sevdaların bedelini ödemiyor yaşam.
Tayfun Talipoğlu

ZEKİ İNSANLARIN EN BELİRGİN 6 ÖZELLİĞİ

1- Zeki kimseler hem gerçek dünya ile bağlarını koparamazlar ve hem de hayal dünyası içinde yaşarlar. Üstün zekalı insanların düşünceleri fantastiktir.
2- Üstün zekalı insanlar son derece inatçı yapılı kimselerdir. Başarısızlıkta asla yılmazlar ve asla pes etmezler. Düşünsenize, Edison ampulü bulmadan önce binlerce sefer deneme yapmıştır ve asla pes etmemiştir Sonunda da başarıya ulaşmıştır.
3- Üstün zekalı insanlar lider ruhlu insanlardır.
4- Zeki kişiler hem disiplinle ve hem de oyun oynar tarzda işlerine eğilirler. Yaptıkları işi büyük bir ciddiyetle yaparlar, ancak oyun havası da vererek yaptıkları işten büyük bir zevk alırlar.
5- Özelliklerinden bir tanesi çok büyük fiziksel enerjiye sahip olmalarıdır. Bu doğuştan gelen bir enerji modellemesi olmayıp, tamamen kendini adapte ettiği konuyu tamamlamak için saatlerce çalışması gerektiği bilincine sahip olmasıdır. Bunun sonucu olarak da irade ve kalp koordineli bir şekilde enerjiyi temin için çalışırlar.
6- Zeki insanların duyguları çok yoğundur. Mantıksal gelişim aynı zamanda duygusal gelişimi de etkileyecektir. Bu duruma göre çocuk kalmayı başarmış insanlar daha zekidir gibi bir sonuca ulaşabiliriz, çünkü çocuklar duygularını çok yoğun yaşarlar.

YAŞAM TRENİ

Doğarken bindiğimiz trende anne ve babamızla tanıştık. O zamanlar onların hep bizimle seyahat edeceklerini sanıyorduk. Oysa istasyonun birinde onlar trenden ineceklerdi ve bizi yolculuğumuzda yalnız bırakacaklardı. Zamanla trene başkaları da bindi ve bizim için önemliydiler. Kardeşlerimiz, arkadaşlar, çocuklarımız, hatta hayatımızın aşkı… Birçoğu inmiştir arkalarında üstelik de kalıcı bir boşluk bırakarak. Kimisinin de eksikliği o kadar fark edilmez olmuştur ki, yerlerinin boşluğunu bile fark edememişizdir.. Bu tren yolculuğu neşe, keder, hayaller, beklentiler, merhabalar, Allaha ısmarladıkları ve vedalarla doludur. Burada başarı, tüm yolcularla iyi ilişkilerde olmaktır. Bunun için de elimizden gelenin en iyisini yapmalıyız.. Ancak, hepimizin karşı karşıya olduğu bir muamma var: Hiçbirimiz hangi istasyonda ineceğimizi bilmiyoruz. İşte bunun içindir ki, En iyi şekilde yaşamalı, en iyi şekilde sevmeli, affetmeli, olduğumuzun en iyisini yansıtmalıyız. Burası çok önemli çünkü trenden inip de yerlerimizi boş bırakacağımız da yaşam treninde yolculuğa devam edeceklerde güzel anılar bırakmalıyız. Öyleyse yaşam treninde size iyi yolculuklar diliyorum. Çok sevgi verin, başarı biçin! Son olarak da, trenimde yolcu olduğunuz için her birinize teşekkür ederim. Ha, unutmadan! Şahsen trenden bu yakınlarda inmeye hiç niyetim yok! Yine de, ola ki indim, sizinle seyahat bir zevkti! İyi ki binmişsiniz!

MUTLULUĞUN BEŞ BASİT KURALI

Bir gün köylünün birinin eşeği kuyuya düşer ! Adam ne yapacağını düşünürken hayvan dehşetengiz bir şekilde anırmaya başlar. En sonunda köylü eşeğin yaşlı olduğunu ve kuyunun da zaten kapanması gerektiğini düşünür ve eşeği çıkartmaya değmeyeceğine karar verir. Bütün komşularını yardıma çağırır ve her biri birer kürek toprak atarak kuyuyu doldurmaya başlarlar. Eşek ne olduğunu fark edince, önce daha beter anırmaya başlar, sonra herkesin şaşkınlığına sesi kesilir. Birkaç kürek toprak daha attıktan sonra çiftçi eğilerek kuyuya bakar. Gözlerine inanamaz. Eşeksırtına düşen her kürek toprakla müthiş bir şey yapmakta. Toprağı aşağı silkeleyerek yukarı tırmanmasına yarayacak bir basamak yapmakta! Komşular bir süre daha toprak atmaya devam ederler, ancak az sonra eşek kuyunun kenarına sıçrar ve ardına bakmadan hoplaya zıplaya olay yerinden uzaklaşır! Hayat üzerinize hep toprak atacaktır, her türlü yük ile kuyudan çıkmanın sırrı, bu yükü silkeleyip bir adım yükselmektir! Sıkıntılarımızın her biri bir adımdır. En derin kuyulardan bile yılmayarak usanmayarak çıkabiliriz. Silkelenin ve biraz daha yukarı çıkın.
Mutluluğun beş basit kuralını unutmayınız:
1) Düşüncelerinizi endişelerinizden arındırın,
2) Basit yaşayın ve elinizdekinin kıymetini bilin,
3) Kalbinizi nefretten arındırın, affedin,
4) Daha az bekleyin,
5) Daha çok verin

CAHİL CESARETİ

Dunning-Kruger Sendromu
Televizyon izlerken birilerine bakıp da “Ya bu adam bu sığlıkla nasıl buralara kadar gelebilmiş” diye düşündüğünüz oldu mu hiç?
Ya da işyerinizde sizinle aynı ya da daha üst aşamada bir görevde olan bazıları, sizde büyük bir şaşkınlık uyandırdı mı?; onlara bakıp “Bu cahillik, kendini bilmezlik nasıl fark edilmez?” diye iç geçirdiniz mi?
Justin Kruger ve David Dunning adlı iki ABD’li bu hissi çok yaşamış olacak ki, iki psikiyatri uzmanı, 10 yıl kadar önce bir teori ortaya attı:
“Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır.”
Ve bunun üzerine bir araştırma başlatıldı. Fizyolojik ve zihinsel alanda yapılan çeşitli uygulamaların sonucunda şu bulgulara ulaşıldı:
· Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.
· Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.
· Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.
· Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar, meteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar.
Bitmedi…
Cornell Üniversitesi’ndeki öğrenciler arasında bir test yapıldı ve klasik “Nasıl geçti?” sorusuna öğrencilerden yanıtlar istendi…
Soruların yüzde 10’una bile yanıt veremeyenlerin “kendilerine güvenleri” müthişti. Onların “testin yüzde 60’ına doğru yanıt verdiklerini” düşündükleri; hatta “iyi günlerinde olmaları halinde yüzde 70 başarıya bile ulaşabileceklerine inandıkları” ortaya çıktı.
Soruların yüzde 90’ından fazlasını doğru yanıtlayanlar ise “en alçak gönüllü” deneklerdi; soruların yüzde 70′ ine doğru yanıt verdiklerini düşünüyorlardı.
Tüm bu sonuçlar bir araya getirildi ve Dunning-Kruger Sendromu’nun metni yazıldı:
“İşinde çok iyi olduğuna” yürekten inanan ‘yetersiz’ kişi, kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve aslında yapamayacağı işlere talip olmaktan hiçbir rahatsızlık duymaz! Aksine her şeyin hakkı olduğunu düşünür!
Ancak bu ‘cahillik ve haddini bilmeme’ karışımı mesleki açıdan müthiş bir itici güç oluşturur.
‘Eksiler’ kariyer açısından ‘artıya’ dönüşür.
Sonuçta, ‘kifayetsiz muhterisler’ her zaman ve her yerde daha hızlı yükselirler.
Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar çalışma hayatında ‘fazla alçakgönüllü’ davranarak öne çıkmaz, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmaz, kıymetlerinin bilinmesini beklerler… Tabii beklerken kırılır, kendilerini daha da geriye çekerler… Muhtemelen üstleri tarafından da ‘ihtiras eksikliği’ ile suçlanırlar…”
N’olur fazla mütevazi olmayın!…
“Siz de çevrenize şöyle bir bakın” diyeceğim ama eminim bu satırları okurken bile aklınızdan bir dolu yüz, bir dolu isim geçti…
Bence Dunning ile Kruger’in, bu çalışmalarıyla 2000’de, Nobel yerine Harvard Üniversitesi’nin Ig Nobel’ini alma nedeni “cahil olmamalarıydı”.
Gönlümün nobelini bu ikiliye vererek yazımı Bertrand Russel’in bir sözüyle bitiriyorum:
“Dünyanın sorunu, akıllılar hep kuşku içindeyken aptalların küstahça kendilerinden emin olmalarıdır.”
(Alıntıdır)

SİZİ DİNLEYECEĞİME SÖZ VERİYORUM

Sana, beni dinlemeni söylediğimde;
Bana öğüt vermeye başladın, söylediğimi de yapmadın.
Sana, beni dinlemeni söylediğimde;
Bana niye demeye başladın, duygularımı ayaklar altına alıp çiğnedin.
Sana, beni dinlemeni söylediğimde;
Kendini buna zorunlu duyumsadın, sorunlarımı çözmeyi ister gibi davrandın, sonunda beni de başarısızlığa uğrattın.
Öyleyse lütfen dinleyin ve beni işitin.
Eğer konuşmak istiyorsanız, bir kaç dakika söz sıranızı bekleyin.
O zaman ben de sizi dinleyeceğime söz vereyim.

MOLLA


Tilkinin biri yavrusuna demiş ki:

  • Yavrum, bütün bu bağlardaki üzümlerden yiyebilirsin. Sadece köyün mollasına ait bağın üzümleri hariç… Hatta aç kalsan dahi o bağı aklına bile getirme.
    Genç tilki babasına sormuş:
  • Neden? O bağın üzümleri zehirli mi?
    Tilki yavrusuna cevap vermiş:
  • Hayır, çocuğum. Eğer molla bağından üzüm yediğimizi anlarsa yarın hemen “tilki eti helaldir” diye fetva verir ve neslimizi yok eder.
    Gücü, insanların cehaleti üzerine kurulmuş toplumlara hiç bir zaman bulaşma.
    Prof. Yaşar Nuri Öztürk hocamıza saygıyla…

KITLAMA ÇAY DİNEN UYGUN!
Anadolu’da, çay içilirken genellikle şeker çaya karıştırılmıyor, kıtlama yapılıyor. Bunun çıkışı ise çok ilginç…
Eskiden İran’da çaya tatlandırıcı olarak hurma ve üzüm katılıyordu.
İngilizler İran’a şeker satmaya kalktıklarında bunu başaramadılar.
Sonra İranlı Mollalarla irtibat kurdular.
İngilizler Mollaların vereceği fetva karşılığında kazancın % 10’nu teklif ettiler…
Nitekim bir cuma namazında ( İran’da cuma namazları o bölgenin en büyük camisinde ve çok kalabalık olarak kılınıyor ) cuma hutbesinde mollalar şu vaazı verdi: “Siz Allah’ın nimeti olan hurma ve üzümü nasıl olur da çaya katarsınız! Bundan böyle çaya şeker katacaksınız!” Bu vaazdan sonra İranlılar çaya şeker katmaya başladılar. İşler yoluna girince İngiliz’ler, mollalara verdiği % 10 payı satışların iyi gitmediği gerekçesiyle vermemeye başladılar.
Bunun üzerine mollalar ikinci bir fetva verdi cuma hutbesinde: “Gâvur icadı şekeri çaya katmak caiz değildir “!… Bu fetva üzerine İranlılar evlerindeki şekerleri sokaklara döktüler.
İngiliz firmaları mecburen, mollalarla yeniden masaya oturdu.
Fakat mollalar bu sefer % 20 pay istedi. Eee dinsizin hakkından imanlı (!) gelir(miş). İngiliz’ler çaresiz kabul ettiler.
Mollalar cuma hutbesinde bu sefer: “Biz size ‘çaya şeker katmayın’ dedik ama ‘sokaklara dökün de’ demedik, şekeri sokağa dökmeyeceksiniz, şekeri çaya batıracak ve böylece gâvur icadı şekere boy abdesti aldırarak içeceksiniz!” diye fetva verdiler.
Tabii ki bu fetva İran halkı tarafından yaşama geçirildi.
Dinin cahil insanları aldatmak, yönlendirmek, onları sömürmek açısından ne kadar etkili olduğunu gösteren bir örnektir bu yaşanmışlık.
Prof. Yaşar Nuri ÖZTÜRK

BİZ KİMDİK BİLİYOR MUSUNUZ?

Kesme şekeri ilk gördüğümüzde, buna nasıl şekil vermişler de böyle olmuş diye heyecanlanan çocuklardık biz.
Bir gün benim de bir uçan balonum olsa diye hayaller kurarak uykulara dalan hüzünlü çocuklardık biz.
Karnemize zayıf düşürdüğümüzde, ailemize bunu nasıl izah edeceğiz diye yüzü kızaran çocuklardık biz.
Ahizeli telefonlara kimin aradığını bilmeden, herkesten önce ilk alo’yu diyebilmek için koşan telaşlı çocuklardık biz.
Siyah beyaz televizyonlar ile gördüklerimizin rengini hayal eden, yayın bitince okunan İstiklal Marşımızı duyduğumuz anda yattığımız yerden ayağa kalkıp saygı duruşu yapan onurlu çocuklardık biz.
Doğum günlerimizde kendisine kitap armağan edilen, gazetelerden günlerce kupon biriktirilerek sahip olduğumuz Temel Britannica, Meydan Larousse, Gelişim Hachette gibi merak ettiklerimizi öğrenmeye çalışan ansiklopedi çocuklarıydık biz.
Uzaktan kumandalı televizyonla ilk tanışmamızda oturduğumuz yerden sadece 3-5 kanalı değiştirebildiğimiz halde mutlu olan mütevazı çocuklardık biz.
Belediye otobüslerinde, hamile, yaşlı teyze ve amcaları gördüğümüzde yerimizi onlara vermek için ayağa kalkan merhametli çocuklardık biz.
Bayramlarda bizleri lavabo pompası gibi öpen teyzelerin verdiği mendilleri, harçlık veren amcaları, dedeleri özleyen, kazandığımız paraları, gençlik parkındaki çarpışan otolara binerek harcanan çocuklardık biz.
Kışın soğuklarında pekmez ile tahini karıp yiyen, üşümemek için içimize yünlü içlik giyen garip çocuklardık biz.
Sokaklarda gazoz kapağı toplayıp, mektup pullarından koleksiyon yapan, akşam ezanı okundu mu dayak yememek için evlere koşan çocuklardık biz.
Sütü bakkaldan alamayıp, hafta sonları mahallenin sütçüsünü elimizde tencerelerle bekleyen, sonra o sütü kaynatıp üzerindeki kaymağı afiyetle yiyen, komşudan aldığımız maya ile o sütün yoğurt olmasını bekleyen sabırlı çocuklardık biz.
Kışlık kazaklarımızı güveler yemesin diye bolca naftalinleyip valizlerde eşyalarını saklayan umutlu çocuklardık biz.
Komşu apartmanların meyve ağaçlarına gizlice çıkan, dalından meyve yemenin zevkini çıkartan ama yaptığıyla da utanan, içinde “Allah” korkusu olan çocuklardık biz.
Bizden bir yaş dahi büyüklerimize abi, abla diyecek kadar saygılı olan çocuklardık biz.
Mahallemizde kızlarla erkeklerle toplaşıp yakan top, yedi kiremit oynayan, küfür etmeyi bilmeyen centilmen çocuklardık biz.
Evde çorba diye sadece tarhana ve mercimek çorbası içen, dışarıda domates çorbasının üstüne kaşar serpildiğini gördüğünde sündüre sündüre o çorbayı içmeyi beceremeyen masum çocuklardık biz.
Çikolatanın tadını bayramdan bayrama bilen, pötibör bisküvi arasına sade lokumu bastırıp pasta niyetine afiyetle yiyen mutlu çocuklardık biz.
Mahallemizden geçen macuncu, simitçi, pamuk ve elma şeker satıcılarını gördüğümüzde heyecanlanan yokluğu bilen çocuklardık biz.
Siyah önlükleri, beyaz yakaları olan, sabahları okulda Andımızı bağıra bağıra söyleyen vatansever çocuklardık biz.
Daha sizlere ne söyleyeyim,
Bizlerin o tatlı ve telaşlı heyecanlarından şimdi ne kaldı.
Aslında bizler çok şanslı ve çok mutluyduk!..
Bu yazdıklarımı okuyun ve bizleri biraz hissedin..
İşte biz böyleydik zamane çocukları!
Alıntı