KENDİNİZLE YARIŞIN

Öğretmen sınıftaki zeki ama aynı zamanda kıskanç öğrenciye sordu:
“Niçin arkadaşlarını çekemiyor, onların yaptıklarını bozup kavga ediyorsun?”
Öğrenci:
“Çünkü onların beni geçmelerini istemiyorum. En iyi ben olmalıyım!” dedi.
Öğretmen masasından kalkıp, eline bir parça tebeşir aldı ve tahtaya bir çizgi çekti. Öğrencinin yüzüne bakıp bu çizgiyi nasıl kısaltırsın diye sordu.
Hemen atılan öğrenci, “Çizginin bir parçasını silerim!” dedi. Öğretmen bu cevabı kabul etmedi.
Öğrenci biraz daha düşündü ve eliyle çizginin bir bölümünü kapattı. “İşte kısaldı!” dedi. Bu cevap da yanlıştı.
Doğru cevabı alamayacağını bilen öğretmen, tahtaya ilkinden daha uzun çizgi çekti ve “Şimdi birincisi nasıl görünüyor?” diye sordu.
“Daha kısa” dedi öğrenci ve başını eğdi.
“Bilgini ve yeteneklerini arttırarak kendi çizgini uzatman rakibinin çizgisini bölmeye çalışmandan daha iyidir” dedi öğretmen.
Kendinizle yarışın, başkalarıyla değil.

KÜFE’LİK

Meyhane kapanma vakti geldiğinde ise müdavimlerin gönderilmesi ayrı bir meyhanecilik yeteneği gerektirirdi.
Masalara eğilerek yaylanmak vakti hatırlatılır Küfelik olanlar için dışarıda bekleyen hamallar işe davet edilirdi. Eve gitmek için küfeye ihtiyacı olmak dut gibi olduğunun kanıtı olurdu.
(küfelik olmak) deyiminin anlamını bilir misiniz? Kendi kendine yürüyemeyecek kadar sarhoş olana eskiden küfelik derlerdi. Mecazî anlamda değil, işin içinde bildiğiniz küfe de var.
Meyhanenin yanında binek taşı gibi yüksekçe bir yer. Sotada bekleyen küfelik sırt hamalı ve ayakta duramaz hale gelmiş gedikli müşteri. Vakti geldiğinde hamal göreve çağırılır, sarhoş zar zor o yüksekçe yere çıkarılır ve çömelen hamalın sırtındaki küfeye yerleştirilir. Hamal adresi bilmektedir zaten, parasını patrondan alacağını da bilir. Yani taşıma ücreti tarifenin içindedir.