10 Bin Saat Kuralı

10 Bin Saat Kuralı Hakkında Bilmeniz Gereken 5 Şey
Önce 10 bin saat kuralı nedir açıklayalım. Malcolm Gladwell’in ilk olarak 2008 yılında basılan “Outliers” adlı kitabında başarıyı getirdiğini öne sürdüğü iki etkenden biridir. Temel olarak kural, bir konuda uzmanlaşmak için en az 10.000 saat üzerinde çalışılması gerektiğini söyler. Küresel olarak büyük ilgi gördü ve kitabın Best-Seller olmasına katkı sağladı. Yıllar boyu üstüne yazılar yazıldı ve seminerlere konu oldu. Şimdi bu kural hakkında bilmeniz gerekenlere geçelim.

  1. Kuralın temeli: eğer bir alanda başarıyı yakalamak istiyorsan çalışmalısın.
    Kitapta örnek olarak Bill Gates ve The Beatles verilmişti. Gates, lisede okurken evinin yakınında bulunan ve o zamanlar için nadir nitelikte bir bilgisayar laboratuvarına sahip olan Washington Üniversitesi’ne gidip orada kod çalışırmış. The Beatles’ın Hamburg zamanına da değinen kitap, orada aralıksız 8 saat çalıştıkları dönemden bahsetmiş ve her iki sininde başarısını bu çalışmaya dayandırmıştır.
  2. Bu çalışma toplamda 10 bin saat olmalı.
    Konu üstünde çalışarak ve pratik yaparak elde ettiğin tecrübelerin toplamda 10 bin saat olmalı ki, o alanda ustalaşıp olası her şeyi tanıyabilirsin ve ona göre daha uygun kararlar ile yoluna devam edebilirsin. Bu da sana sonunda başarıyı getirir. 10 bin saat kuralı için en önemli nokta burasıdır.
  3. Bu kural aslında ortaya atılmış bir tez ve hipotezler de var.
    10 bin saat kuralının bu kadar ilgi görmesi sonrasında bu konu üzerine tartışmalar ve araştırmalar yapılmaya başlandı. 2014’de yayınlanan bir araştırma sonucuna göre pratik yapmak;
    -Oyunlarda %26
    -Müzikte %21
    -Sporda %18
    -Eğitimde %4
    -Mesleklerde %1’lik bir fark yaratmış.
  4. Kuralın geçerli olabileceği alanlar sınırlı sayıda.
    Frans Johansson, “The Click Moment” adlı kitabında düzenli olarak yapılan bu pratiğin sadece yapıları istikrarlı ve oturmuş sistemlerde geçerli olduğunu, 10bin saat kuralının bu alanlarda başarının habercisi olacağını öne sürmüş. Girişimcilik gibi alanlarda çoğu zaman kurallar ortaya atılsa da kısa bir süre sonra o kuralın yerini yenisi alıyor. Böyle sürekli değişken bir dinamiğe sahip alanlarda daha kurallar yazılmadı. Virgin grubunu kuran Richard Branson ilk olarak bir müzik stüdyosu kurmuştu ama şimdi grup 400’e yakın şirkete sahip ve uzaya insan göndermeye hazırlanıyorlar.
  5. Pratik ve tecrübe kesinlikle önemli ama abartıldığı kadar değil.
    Hem teorikte hem uygulamada tecrübe ve pratik önemini koruyor. Ama çoğu zaman genç girişimcilerin bu ikiliyi atlattığını ve önüne geçtiğini görüyoruz. Asıl sorulması gereken soru şu. Başka hangi etkenler başarıyı getirme konusunda öne çıkıyor?

Kuşaklar

Sessiz Kuşaktan Bebek Patlamasına, X Kuşağından Z Kuşağına…
İnsanların doğduğu ve büyüdüğü yıllara göre dünyaya bakış açısı değişiklik gösteriyor. Çünkü çocukluk ve gençlik yıllarındaki toplumsal iklimin insanları etkilememesine imkan yok. Bu yüzden her yaş grubunu farklı nesiller altında sınıflandırıyoruz.
Doğduğunuz yıla göre hangi kuşağa aitsiniz?
Doğduğunuz yıla göre hangi kuşağa aitsiniz?
Şu an (büyük ölçüde) hayatta olan 5 farklı kuşak var:
1- 1925-1945: Sessiz Kuşak (Silent Generation)
2- 1946-1964: Bebek Patlaması (Baby Boomer)
3- 1965-1979: X Kuşağı
4- 1980-1995: Y Kuşağı (Millennials)
5- 1996-2020: Z Kuşağı

  1. Sessiz Kuşak (Silent Generation):
    “Kendinden kaçan, yârim sessiz kuşak” şeklinde kötü şakalar yapmamamız, saygı göstermemiz gereken bir nesil, Sessiz Kuşak nesli. Ancak bu kötü şaka, adeta bu kuşağı tanımlıyor diyebiliriz. Kendi isteklerini bastırması öğütlenen, toplumsal olaylara karşı sessiz kalmanın ve görüşlerinin açıkça konuşmamalarının öğretildiği bir kuşaktan bahsediyoruz. Bu yüzden de adları “Sessiz Kuşak”. Herkes kendini kurtarır, olan yine sana olur” şeklinde büyütülen bu kuşağı, şu an dedelerimiz ve ninelerimiz oluşturuyor.
    Özellikleri:
    Uyumlu, kanaatkar ve otoriteye saygılıdırlar. Mevcut düzeni değiştirmek veya karşı çıkmak yerine uyum sağlamayı tercih etmişlerdir.
    Teknolojik gelişmelerin sanayi sektöründe yarattığı değişimlere ayak uydurmuşlardır.
    İkinci Dünya Savaşı ve Büyük Buhran’ı görmüşlerdir.
    Savaş ve yokluk görmelerinden dolayı; başarı, güç, daha iyi bir gelecek gibi hırsları vardır.
    Diğer nesillere nazaran daha ciddi ve kaderci bulunurlar.
    İşsizlik oranı; kendinden önce ve sonra gelen kuşaklara göre daha azdır. Ancak bu kuşaktaki kadınların %88’inin iş gücü olarak görülmediğini de belirtelim.
    Sessiz Kuşak; 20.yüzyılda en genç yaşta ebeveyn olan kuşak.
  2. Bebek Patlaması (Baby Boomers):
    İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra tüm dünyada bebek doğum oranlarında büyük bir patlama yaşandı, “Bebek Patlaması” ismi de buradan geliyor. Bu nesil hala hayatın birçok alanında söz sahibi durumda.
    Ancak gittikçe yaşlanıyorlar ve genç kuşaklarla çatışıyorlar. Yaptıkları eleştirilerin gençler tarafından basmakalıp bulunması sebebiyle, son yıllarda sosyal medyada “OK, Boomer” diye bir kalıp türedi. Bizdeki “yav he he” gibi bir şey. Evet belki biraz saygısızca ama gençleri biraz daha anlamaya çalışsaydınız fena mı olurdu ey Boomers?
    Özellikleri:
    Kuralcı, çalışkan ve başarı odaklıdır.
    Aynı anda anne, baba ve çocuklarına bakmak zorunda kalmışlardır.
    Teknolojinin çok yavaş yaygınlaştığı bir dönemde büyüdükleri için, teknolojiye uyum sağlayamadıklarını söyleyebiliriz.
    İş sadakatleri yüksektir, çalışmak için yaşamışlardır.
    Doğum kontrol yöntemlerinin geliştiği bir çağda yaşadıkları için önceki kuşağa göre doğum oranları daha azdır.
    Önceki nesillere göre çok daha rahat ortamda büyüdükleri için, dünyayı değiştirme ve toplumsal gelişmelerde söz hakkı bulma şansları olmuştur.
    Siyasi görüşleri gençliklerinde genellikle sol eğilimdeyken, yaşlandıkça sağ eğilimli görüşlere yakınlaşmışlardır.
    Genç yaşta uyuşturucu kullanımı, en çok bu kuşağa aittir.
  3. X Kuşağı:
    Kendilerinden bir önce gelen Bebek Patlaması ve sonrasında gelen Y Kuşağına göre nüfusları daha azdır. Ayrıca bu birbirinden çok farklı ve sürekli çatışan iki kuşağın arasında kaldığı için kendilerine “ortanca kuşak” da denir. Bilirsiniz ki ortancalar hep dışlanır, görmezden gelinir. Oysa X Kuşağı güzel bir nesildir, duygulu ve anlayışlı insanlardan oluşur.
    Özellikleri:
    Şüpheci, rekabetçi, otoriteye karşı kısmen saygılı bir kuşaktır.
    İş sadakatleri yüksektir, yaşamak için çalışma anlayışına sahiptirler.
    Teknolojide, sanatta, siyasette büyük değişimlere şahit olmuş ve bunlara uyum sağlayabilmişlerdir.
    Çeşitliliğe açık bir nesildir. Farklı ırk ve dinlerden insanlarla,önceki kuşaklara nazaran daha iyi anlaşırlar.
    Daha iyi yaşam şartları için daha az çocuk anlayışı hakimdir.
    Bankalara en çok borcu olan kuşaktır.
    Kadınların erkeklerden daha eğitimli olduğu ilk kuşaktır.
    Aile fertleriyle büyümekten ziyade, arkadaşlarıyla birlikte büyümüşlerdir. Bu yüzden ailelerine olan bağlılıkları, önceki kuşaklara oranla daha azdır.
  4. Y Kuşağı (Millennials):
    “Sokakta oyun oynayarak büyüyen son kuşak” olarak tanımlayabileceğimiz, kendilerini pek çok şekilde “efsane nesil” olarak betimleyen insanların ait olduğu kuşak. Bu tutumları kimilerine ukalaca gelse de; bazı tecrübeleri son kez tadan, bazı gelişmeleri de ilk deneyimleyen nesildir. Hem sokakta oynayarak hem de sanal alemde sosyalleşebilmiş, hayatın bu iki farklı alanına tam anlamıyla hakim olan belki de tek kuşak olduklarını söyleyebiliriz.
    Özellikleri:
    Sorgulayıcı, tatminsiz ve girişimci ruhlu bir kuşaktır.
    Otoriteye karşı saldırgandır, bu özellikleriyle önceki kuşaklardan keskin bir şekilde ayrılırlar.
    İş ve sosyal hayat dengesini sağlamak öncelikleridir. Y Kuşağı için iş; keşfetmek istedikleri tecrübeler için maddi kaynak sağlayan bir araçtır.
    Akranlarının görüşü, kendilerinden yaşça büyük insanların görüşünden daha önemlidir.
    Dijital okuryazarlıkları yüksektir, kendilerini sosyal medyada iyi bir şekilde ifade ederler.
    2016 itibariyle dünyada en çok nüfusa sahip olan nesil, Y Kuşağı olmuştur.
    Kendini bir dini inanca ait hissetmeyenlerin oranı en çok bu kuşakta görülür.
    Kendini LGBT olarak tanımlayan insanların oranı da en çok bu kuşakta görülmektedir.
    Diğer nesillere göre; evlenme oranları daha düşük, ebeveynleriyle birlikte yaşama oranları yüksektir.
  5. Z Kuşağı:
    İş hayatına atılmaları, oy verecek yaşa gelmeleri nedeniyle haklarında pek çok araştırma yapılmaya başlanan Z Kuşağı, aslında bildiğiniz normal insanlardan oluşuyor. Haklarında yapılan yorumlar; ya çok mükemmel bir nesil oldukları ya da komple işe yaramaz oldukları yönünde, ortası yok. Teknolojinin içine doğan bu kuşağın, çok genç olmaları nedeniyle (bazıları hala çocuk) ön görülemeyen bir yapıda oldukları söylenilebilir.
    Özellikleri:
    Yaratıcı, tüketici ve geleneksellikten uzak bir kuşaktır.
    Y Kuşağı kadar olmasa da otoriteye karşı saldırgan hatta umursamazdır.
    Teknoloji hayatlarının temelidir.
    En bireyselleşmiş, en yalnız yaşam tarzını yaşayacakları ön görülmektedir.
    Teknolojinin içine doğmalarına rağmen dijital okuryazarlıkları düşüktür. Bunun nedeni sosyal medyada gördüklerini direkt olarak “doğru” kabul etmeleridir.
    Teknolojinin, hızın içine doğdukları için dikkat süreleri önceki nesillere göre düşüktür.
    Diğer kuşaklara göre daha cesur, daha girişimci bir yapıları vardır.
    Çok kültürlü bir dünyada yetiştikleri için; ırk, din, mezhep gibi nedenlerden dolayı insanları ayrıştırmaları beklenmiyor.

Sevgisi İyi Gelen

Seven insan her zaman sevmesini bilir. Çıkarsız, hiçbir engel tanımadan. Olmasını istediği gibi değil, olduğunuz gibi kabul eder. Kusur aramaz, bulmaya çalışmaz. Tüm içtenliğiyle sever. İnce yanlarınızı bilir, hep yanınızda olur. Sığınaktır, dermandır. Sevgisi iyi gelendir.

Kintsukuroi

“Japonlar kırılan eşyalarını tamir ederken, kopan veya kırılan parçanın yerini altınla doldururlarmış.
İnanışa göre, bir eşya ya da insan hasara uğramışsa, acı çekmişse, o bundan sonra bir hatıraya sahiptir, ders almıştır ve artık olduğundan çok daha güzel ve değerlidir.”
(Kintsugi [Altınla birleştirme] / Kintsukuroi [Altınla tamir] sanatı)
Japonlarda altına duyulan saygı pasını göstermemesinden geliyor. Mesela geleneksel konutlardaki yapı elemanlarının çerçevelerinde veya eşyalarda altını tercih ediyorlar. Çünkü konut genel olarak merkeze doğru karanlıklaşıyor. Shojiler ışığı homojen olarak içeri alırken, amaç parlaklık değil aydınlık yaratmak. Bu homojen ışığın içeride yansıtılması gerekiyor ki, merkezdeki gölgelerde ışık belirebilsin.
İşte bu sebeple paslanmayan altını tercih ediyorlar. Zaman geçiyor, ahşabın rengi kararıyor, fakat üzerindeki altın varaklı izler parıldamaya devam ediyor. “Tıpkı yerini yavaşça karanlığa bırakan gün batımındaki sarı yaldız gibi” diyor buna Tanizaki, Gölgeye Övgü’sünde.
Kintsugi’de, mecazen kırılan kalbin altınla onarılan kısmının bir daha kırılıp paslanamayacak olması ile gelen zaman direnci, kalbin ancak bu haliyle karanlıkta ışığı yansıtma yeteneğine erişmesi ile dengeleniyor.
Alıntı

Ama İnsan

İsterdim ki insan biraz sevgi görünce uzaklaşmasın.
Değer verildiğini hissedince bunu suiistimal etmesin.
Samimiyet karşısında hadsizleşmesin.
Biraz olsun elindekinin kıymetini bilsin.
Bu zaten elimde rahatlığıyla değersizleştirmesin.
Ama insan.

Arkadaş Nasıl Olmalı

Arkadaş nasıl olmalı?
Arkadaşlarınızla paylaştığınız şeyler dedikodudan, sigara içmekten, akşam gezmelerinden daha derin olmalı. Sabah kahvaltıya gidebileceğimiz, omzunda ağlayabileceğiniz arkadaşlar edinin. Size inanan ve sizi kötü durumlarda dinleyip her durumda destekleyebilecek arkadaşlar edinin.

Kazanan

Bilki başına gelen hiçbir şey seni üzmek için gelmedi. Sana bir şeyler öğretmek için geldi. Kötü insanların hiç biri canını acıtmak için girmedi hayatına. İyiyi kötüden ayır diye girdi. Hepsi yanlışı doğruyu görmen içindi. Üzülmek yerine öğren. Kötülük yerine iyiliği seç. O zaman kazanan sen olacaksın.

Başkalarının

Başkalarının;
Harika olmasını bekleme
Seni affetmesini bekleme
Doğru şey yapmasını bekleme
Sana saygı duymasını bekleme
Düşüncelerini okumasını bekleme
Her zaman sana katılmasını bekleme
Senin onlara davrandığın gibi sana davranmasını bekleme

Bitirdiyeseniz Bir Şeyleri

Biriyle aranızdaki bağ koptuysa, artık bitirdiyseniz bir şeyleri; Bir daha iletişime geçmeye, ona varlığınızı hissettirmeye çalışmayın. Gerçek sevgi, gerçek dostluk, gerçek huzur olsaydı bu bitmezdi.
Bu; sizin zamanınızı boşa harcamak ve kendi içinizde benliğinizi yok saymaktır..

Kapı Etkisi

Kapı etkisi
Buzdolabını açıp ne aradığınızı unuttunuz oluyor mu? Ya da gözlüğünüz almak için oturma odasına gidip başka bir şey yapıp döndüğünüz? Belki de hepsinden kötüsü kendinizi bir odanın ortasında ayakta dikilip, boş boş etrafa bakarken bulmak. Neden buradayım, ne yapıyorum? Konu üzerinde çalışan psikologların fenomenin ortaya çıkmasına neden olan faktörler ile ilgili hipotezleri olmuştur. Bu hipotezlerden birinde kişinin bulunduğu ortamdan çıkarak yeni bir ortama gezmesinin zihinsel bir blokaja ve hafızanın bölünmesi deneyimine neden olduğu ileri sürer. Ayrıca kapıdan geçerek yeni bir odaya gezmenin hafızanın sıfırlanmasına yol açtığı düşünülmektedir. Kapı etkisi “Konum güncelleme etkisi” adı ile de anılmaktadır.

Dünyamızı güzelleştirecek adımlar

Dünyamızı güzelleştirecek adımlar
1- Aç olanı doyurmak için atılan adım
2- Çöpleri çöp kutusuna atmak için atılan adım
3- Toplu taşımada dışarıda kalan insanlar için arkaya doğru atılan adım
4- Haksız olduğunda geriye atılan adım
5- 1 iyilik ile gelene 3 iyilikle gidilen adım
6- Sevdiğine doğru atılan adım
7- Kendini kaybettiğinde kendini bulmak için atılan adım
8- Hayallerin için atılan adım