”TÜRKİYE’DEKİ ŞEHİRLERİN İSİMLERİ NEREDEN GELİYOR?”

”TÜRKİYE’DEKİ ŞEHİRLERİN İSİMLERİ NEREDEN GELİYOR?”

1. Adana

Bir efsaneye göre Uranüs’ün oğulları Adanus ile Sarus Tarsuslular ile savaşarak şu anki Adana’nın içinde olduğu bölgeyi almışlardır. Uranüs da oğullarını ödüllendirmek için Adanus’un ismini bölgeye, Sarus’un ismini de şu an Seyhan olarak bilinen nehre vermiştir.

2. Adıyaman

İki vadi arasında bulunan şehre önceki zamanlarda güzel vadi anlamına gelen Vadi-i Leman deniyordu. Zaman içerisinde söylemde oluşan değişiklikle Vadi-i Leman Adıyaman’a dönüşmüştür. 1.Selim zamanından beri şehre Adıyaman denmektedir.

3. Afyonkarahisar

Hisar kelimesi kuşatma anlamına gelmektedir, karahisar ise acılarla, zorluklarla elde edilen yer anlamında kullanılır. Bu bölge de zorluklarla elde edildiği için ilk zamanlarda karahisar olarak anılmaktaymış. Zaten bölgede de inşa edilmiş kaleler vardır. Osmanlı döneminde de bu bölge karahisar olarak biliniyormuş. 1061 yılında bölgede afyon yetiştirilmesi ile karahisar kelimesinin önüne afyon eklenmiş, daha sonrasında yeniden çıkarılmıştır. 2005 yılına kadar da Afyon olarak bilinen şehrin ismine karahisar yeniden getirilmiştir.

4. Ağrı

Eskiden ”Karakilise” ve ”Karaköse” ismi ile bilinen şehir daha sonrasında Ağrı ismini almıştır. Eskiden pek çok kiliseye ev sahipliği yapan şehirde siyah taşlardan örülmüş bir kilise bulunuyordu. Karakilise ismi ile pek çok yer olduğu için Karaköse daha sonrasında Ağrı ismi kullanıldı. Ağrı ismi de Ağrı Dağı’ndan gelmektedir. Ağrı Dağı’nın ismi de bölgedeki Ararat Dağı’nın zaman içerisinde Aran ve daha sonra Ağrı halini alması ile oluşmuştur.

5. Amasya

M.Ö. birinci asırda yaşayan tarihçi Strabon’a göre bölgeyi kuran Amazonların kraliçesi Amasis, şehre Amasis anlamına gelen ”Amaseia” ismini vermiştir. Yıllarca bu isimle anılan şehir zaman içerisinde Amasya’ya evrilmiştir.

6. Ankara

Ankara ile ilgili pek çok rivayet bulunur fakat bunlardan en çok bilineni Eşek Kulaklı Midas ile ilgili olandır. Rivayete göre Frig Kralı Midas bu bölgede bir deniz çapası bulur. Frigce dilinde deniz çapası ”Anker”dir. Deniz çapasını bulduğu yerde şehir kuran Midas bölgeye Anker ismini vermiştir. Zaman içerisinde Anker Ankara haline dönmüştür.

7. Antalya

MÖ 2.yüzyılda Bergama Kralı II.Attalos tarafından kurulan şehir ismini kurucusundan almıştır. O dönemde Attaleia olarak isimlendirilen şehir zaman içerisinde Adali, Antalia ve sonunda Antalya ismini almıştır.

8. Artvin

18.yüzyılın ilk kaynaklarında Artvani olarak geçen Artvin zaman içerisinde Artvin’e evrilmiştir. Ama kayıtlara bakıldığında Artvin’in isminin pek çok kez değiştiği de görülmektedir. Şehri ilk kuran Türk İskit Beyi bölgeye Artvin demiştir, Osmanlı döneminde ise şehrin ismi Liva olmuş, 1956 yılında yeniden Artvin olmuştur.

9. Aydın

Argoslular tarafından kurulan şehir Aydın ismini bir Türk beyliği olan Aydınoğulları’ndan almıştır. 14.yüzyılda şehir Aydınoğulları beyliğine geçince şehrin ismini Aydın yapmışlardır.

10. Balıkesir

Bizans imparatoru Hadrianus bölgeye av partileri için gelmektedir, bu yüzden de bölgeye bir kale yaptırmıştır. Balık ismi şehir anlamına gelmektedir, bu yüzden de bölgeye Hisar Şehri anlamına gelen Balıkesir denmiştir. Bir diğer rivayet ise balın çok olduğu bu bölgeye bol balın olduğu yer anlamına gelen ”balı kesir” denmeye başlanmıştır.

11. Bilecik

Belekoma, Bitinya, Bileydik ve sonunda Bilecik ismini alan şehrin isminin anlamına dair efsane de çok ilginçtir. Doğu’dan bu bölgeye yerleşmek için gelen bir grup kenti kurmak için toprağı kazmaya başlar. Mola verip kazı yerine geri döndüklerinde kazı yaptıkları aletlerin ve eşyaların başka yere taşındığını görürler. Bu olay 2-3 kez daha tekrarlanır en sonunda halk ”Bileydik kenti buraya kurardık.” derler. Bileydik ismi zaman içinde Bilecik ismini evrilir.

12. Bingöl

”Temiz su” anlamına gelen Bingöl ismini Bingöl Dağı’ndan alır. Dağın isminin geldiği hikaye ise oldukça ilginçtir. Bölgede savaşan ordulardan biri çevrede su arar ve ona dağı tarif ederler. Dağın tepesine çıkan asker küçük bir su birikintisinden ziyade daha fazla gölün olduğunu görür ve ”burada bir göl yok, bin göl var!” diye bağırır. Böylece dağın ismi Bingöl olur. Tabii ki bu kanıtlanmış bir hikaye değil, halk arasında dolaşan bir rivayettir.

13. Bitlis

Asurlular tarafından Bit-Liz, Persler ve Yunanlılar tarafından Bad-Lis, Bizanslılar tarafından da Bal-Lais-on veya Baleş, Araplar tarafından Bad-Lis olarak kullanılmıştır. İlk kullanıldığı döneme bakınca Asur dilince Bit kale anlamındadır, Bit-Liz ismi de Liz’in kalesi anlamını taşımaktadır. Zaman içerisinde Bit-Liz kelimesi evrilmiştir, yani özünde hala Liz’in kalesi anlamına gelir.

14. Bolu

Kayıtlarda geçen ilk ismi Bithynion olan Bolu için zaman içinde Romalılar tarafından Claudiopolis ismi kullanılmıştır. Sonrasında bölgeye gelen Türkler söylemesi daha kolay olsun diye sadece polis demişlerdir. Zaman içerisinde halk dilinde polis Bolu ismine dönmüştür. Nasıl polisten Bolu’ya geldiğini biz de çözemedik.

15. Burdur

Eski Yunan mitolojisine göre tanrıların gazabından kaçan Ulis şu anki Burdur’un olduğu bölgeye doğru gelir. Bölgeye yaklaştıkça Rumca bir ses duyar. Birileri ona Rumca ”Ezostas” yani ”Burada dur!” demektedir. Bölgeye yerleşip köy kuran Ulis’ten sonra bölgenin ismi Ezostas olarak anılmaya başlamıştır. Yıllar sonra bölgeye gelen Selçuklular Ezostas’ın ne anlama geldiğini sorarlar ve anlamını öğrenince Burada Dur olarak söylemeye başlarlar. Zaman içerisinde Burdur’a evrilir.

16. Bursa

Bursa’nın ismi hisar anlamındaki ‘Pura’ ve kent anlamındaki ‘İssa’ sözcüklerinden gelmektedir. Bursa’ya ismini verdiği söylenen Bitinya kralı Prousia’ın ismi ise Proasalı anlamına gelir. Bursa’ya kralın adının verildiği düşünülse de aslında krala Bursa’nın adı yani Prousias ismi verilmiştir.

17. Çanakkale

Eski çağlardan beri çeşitli isimlerle anılan Çanakkale Truva Savaşı döneminde Truva kralı Dardanos’tan kaynaklı Dardanelles adı ile anılmıştır. Daha sonralarında Fatih Sultan Mehmet’in Boğaz’ın doğu kıyısına yaptırdığı kaleden dolayı Türkler buraya Kale-i Sultaniye demeye başlamıştır. Kalenin yanı başında yaşayan halkın çanak çömlek ile ilgilenmesi ve bölgenin bu şekilde ünlenmesi ile bölge ve kale Çanak Kalesi ismini almıştır. Zaman içerisinde Çanakkale şekline evrilmiştir.

18. Çankırı

Antik ismi Gangra olan Çankırı Roma dönemine kadar Gangra olarak anılmıştır. Bölgeye gelen halk Gangra ismini telaffuz edemediği ve anlamlandıramadığı için çan ve kırık isimlerini kullanmaya başlamış, zaman içerisinde de Çankırı’ya evrilmiştir.

19. Çorum

Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’ne göre bölgenin havası astım hastalarına iyi geldiği için Selçuklu Sultanı Kılıç Arslan hasta olan oğlu Yakup Mirza’yı ve yüzlerce hastayı bu bölgeye göndermiştir. O dönemde hasta olanlara, zayıf düşenlere halk dilinde çorlu denmekteymiş. Bu bölgeye gelen çorlular zamanla iyileşmiş ve evlerine geri dönmüştür. Bundan kaynaklı da buraya Çorum denilmeye başlanmıştır.

20. Denizli

Uydu görüntülerine bakıldığında Laodikya ovasının orada bir göl olduğu görülmektedir. Eski dönemlerde de Menderes nehri sal taşımacılığı için kullanılmıştır. O dönemde yaşayan Türkler için de göl aslında birer denizdir. Bu yüzden bölgeye Denizli denilmektedir.

21. Diyarbakır

Bakır ülkesi anlamına gelmektedir. Bu ismin kaynağı Diyar-ı Bekir’dir. Bekir’in memleketi anlamına gelir. Bunun nedeni de Bekir b. Va’il adlı Arap göçebe boyunun buraya yerleşmiş olmasından kaynaklanır. Diyarbakır’ın eskiden kullanılan adı ”Gelen” anlamına gelen  Amid’dir. Dede Korkut kitabında Amid’e Hamid de denilmiştir.

22. Edirne

Edirne şu anki adını almadan önce Kral Hadrian’ın şehri anlamına gelen Hadrianapolis ismi ile anılmıştır. Daha sonrasında şehrin ismi Odrisya, Orestias ve Uscuduma olarak değişmiştir. Bizans döneminde Doğu-İslam dünyası Edrenos, Edrene ve Edreneboli isimleri kullanışmıştır. Sonrasında bölgeye gelen Türkler ile Edrene ismi Edirne olarak şekillenmiştir.

23. Elazığ

1862 yılında o dönemde padişah olan sultan Abdulaziz’in uğruna Mamuretülaziz ismi verilmiştir. Sonradan isim uzun bulunmuş ve Elaziz diye değişmiştir. 1937 yılında ise Elazığ olarak değiştirilmiştir.

24. Erzincan

Erzincan’ın ismi söylentiye göre Azirizden gelmektedir. Asur kaynaklarında bölge Zuhma (Suhma) ismi ile geçmektedir. Daha sonrasında bölgeye Eriza ismi kullanılmıştır. Sonrasında da Erzingan denilmiştir. Zaman içerisinde Erzincan ismine dönmüştür.

25. Erzurum

Selçuklular döneminde Erzen-Rum olarak bilinen şehir o dönemde tahıl ambarı olarak kullanılmaktaydı. Zaman içerisinde Erzurum’a evrilmiştir. Bir diğer rivayete göre Rum toprağı anlamına gelen Ardı Rum isminden evrilmiştir.

26. Eskişehir

Şehrin antik adı Doylaion’dur. 1080 yılında bölge Türk egemenliğine girmiş daha sonrasında ise Bizans İmparatorluğu tarafından geri alınmıştır. Sonrasında bölge Türk hükümdarı Kılıçarslan tarafından Bizanslılar’dan geri alınınca şehre “bizim eski şehrimiz” anlamına gelen Eskişehir adını vermiştir.

27. Gaziantep

Şehrin bilinen en eski adı Antiochia ad Taurum’dur. Toroslar’ın karşısındaki Antakya anlamına gelen bu isim Romalılar tarafından kullanılmıştır. Daha sonrasında bölgeye gelen Araplar şehrin ismini Ayıntap olarak değiştirmiştir. Ayıntap isminin kökeni Hitit dilince han toprağı anlamına gelen hantap isminden türetilmiştir. Bunun yanı sıra Farsça’da Ayıntap kelimesi pınarı bol anlamına gelmektedir. Zaman içerisinde Ayıntap Antep olarak değişmiştir.

28. Giresun

Kirazı ile meşhur olan bu şehrin ismi Romalı General Lukullus’un M.Ö. 70 yılında Giresun’a gelmesine dayandırılmaktadır. Şehre gelen Lukullus burada kiraz tadar ve çok sever, dönerken kiraz fidanı götürür.  Romalılar Lukullus sayesinde kirazı tanır, beğenir. Böylece kirazın getirildiği yöreye kirazın o dönemki adı Cerasustan dolayı Keresus adı verilir. Zaman içerisinde Giresun’a evrilir.

29. Gümüşhane

Şehrin antik çağdaki adı Argiropolis’tir, o dönemde kullanılan Argis gümüş anlamına gelmektedir. Bölgedeki madenlerden dolayı gümüş ön plana çıkmaktadır. Osmanlı döneminde Canca olarak anılan bölge daha sonra gümüş ismi ile öne çıkmaya başlamış ve daha sonra gümüşün çıkarıldığı yer olan Gümüşhane isminde kullanılmaya başlanmıştır.

30. Hakkari

Hakkari kelimesinin kökeni kaynaklara göre Kürtçe’dir. Kürtçe’de Karin kelimesi -ebilmek anlamına gelmektedir. İnsanın gücünün yetebilmesi anlamına gelmektedir. Hak kelimesi daha sonradan eklenmiştir. Özünde kelime ”hep güçlü” anlamına gelmektedir.

31. Hatay

Bu şehre ismini Atatürk vermiştir.  Hıtay ismini taşıyan yarı göçebe toplum 10.yüzyılda Çin’e gitmiş ve Çin’in kuzey kısmını işgal etmiştir. Çin’deki bu bölgeye Hıtay denilmiştir. Atatürk de Hıtaylıların Antakya bölgesine geldiğine inanıyordu ve bu nedenle bu şehre Hatay ismini vermiştir.

32. Isparta

Bölgenin önceki adı Baris’ti. İranlılarla yapılan savaştan sonra ülkelerine dönmeyen Mora Yarımadası Ispartalıları Baris isimli bu bölgeye yerleştiler. Daha sonrasında ise Yunanca’daki ”is” belirteci başa getirilmiş ve is ile baris kelimeleri birleştirilmiştir. O dönemde dağlık anlamına gelen İsparita olarak anılmış daha sonrasında İsparta olarak söylenmeye başlamış ve en son Isparta olmuştur.

33. Mersin

Bölgenin yakınında Mersinli adında Türkmen bir aşiret yaşıyormuş. Bu aşiret Anadolu’da yedi farklı köye ve bölgeye kendi ismini vermiştir. Mersin şehrinin adı da Mersin adındaki Türk Oymağından gelmektedir.

34. İstanbul

MÖ. 658 yılında Megara kralı Byzas tarafından kurulduğundan bu şehre kurucusundan dolayı Bizantion adı verilmiştir. Roma imparatoru Marcus Avrelius döneminde imparatorun manevi babasının adıyla “Antion” olarak anıldı. Bizans İmparatoru Konstantin bu şehri yeniden kurunca buraya kendi adını verdi. Şehre “Konstantin veya Konstanpolis” adı verildi. Araplar “Kostantiniye, Romalılar Konstantinopolis” demişlerdir. Daha sonra bu ismin kısaltılmış şekli olan “Stin-polis” deyimi kullanıldı. İşte İstanbul bu “Stin-Polis” şehrinden türetildi. Türkler burayı alınca Müslüman şehir anlamında “İslambol” adını verdiler fakat daha sonra İstanbul olarak değiştirildi.

35. İzmir

Şehrin asıl adı “Smyrna”dır. İzmir kelimesi smyrna’nın halk arasındaki kullanış şeklidir. Homeros destanlarında bu kent ismini Kıbrıs Kralı Kinyras’ın kızı Smyra’dan alır.

36. Kars

MÖ 130-127 yılında buraya yerleşen Karsak oymağından dolayı şehre Kars adı verilmiştir. Kars kelimesinin anlamı ise deve ya da koyun yününden yapılan elbise veya şal kuşağı anlamına gelmektedir.

37. Kastamonu

Şehrin eski adı Tumana olarak bilinmektedir. Buraya daha sonra Gas-Gas isimli bir kavim yerleşmiştir. Bölgeye gelen kavim Gas ile Tuman kelimelerini birleştirerek Gastuman demiştir. Zaman içerisinde söyleme kolaylığı ile Kastamonu kelimesine evrilmiştir.

38. Kayseri

Şehrin ilk ismi Mazaka olarak bilinmektedir. Romalılar şehri aldığında imparatorun şehri anlamına gelen Caesarea ismini vermiştir. Zaman içerisinde Kayseri’ye evrilmiştir.

39. Kırklareli

Bizans döneminde şehrin adı kırk kilise anlamına gelen Saranta Ekklesies’miş. Sonrasında bölgeyi fetheden Türk akıncıları şehirde verdikleri 40 şehiti anmak için Kırklareli ismini vermiştir.

40. Kırşehir

Öncelerinde Makissos ve Justinianopolis isimleri ile anılan şehir, bölgeye Türklerin yerleşmesi ile ”Kır şehri” adını almıştır. Bunun en büyük sebebi şehrin kırların ortasında yükselmesidir. Zaman içerisinde şehrin ismi halk dilinde Kırşehir olarak anılmaya başlanmıştır.

41. Kocaeli

Osman Bey’in uç beyliklerinden biri olan Akçakoca tarafından fethedilen bölgenin ismi fetheden kişi yani Akçakoca’dan gelmektedir.

42. Konya

Şehir kurulduğundan beri dinsel bir merkez olarak görülmüştür. Hıristiyanlar tarafından “İsa’nın tasviri” anlamına gelen İkonyum adı verilmiştir. Daha sonrasında ise Abbasiler bu bölgeyi almış ve ismini Kuniye’ye çevirmiştir.. Türkler ise bu ismi Konya olarak değiştirmiştir.

43. Kütahya

İlk ismi seramik kenti anlamına gelen Seramorum olan şehir daha sonrasında Frigliler tarafından Kotiyum olarak anılmaya başlamıştır. Daha sonrasında ismi Kotiaetion, Katiaion, Cotyaeium, Cotyaeum ve Cotyaium şeklinde geçen şehrin tüm isimlerinin anlamı Totys’in şehridir. Selçuklu döneminde Türklerin buraya gelmesi ile birlikte şehre Kütahiye ismi verilmiştir. Zamanla bu isim halk dilinde Kütahya olarak evrilmiştir.

44. Malatya

Kültepe vesikalarında Melita ismi ile anılan şehir Hitit döneminde de Maldia olarak geçmektedir. Maldia kelimesi bal anlamına gelen melid kelimesinden türemiştir. Zaman içerisinde halk dilinde Malatya ismini almıştır.

45. Manisa

Şehrin ilk ismi Yunanca Magnesya’dır. Truva Savaşı’na katılan Magnetler bu bölgeye geldiklerinde Spil Dağı eteklerine Magnesia Kalesi’ni inşa etmiştir. Bu yüzden de bölgeye Magnesya denmeye başlamıştır. Daha sonra Türkler bu bölgeyi aldığında şehrin ismini Manisa olarak kullanmaya başlamıştır.

46. Kahramanmaraş

Şehrin gerçek ismi Markasi’dir ama halk arasında Maraş olarak anılmıştır. Kurtuluş Savaşı’nda Maraş halkının işgale direnmesi ile Kahraman unvanını almıştır.

47. Mardin

Mardin isminin Süryanice bir kelime olan Marde’den geldiği rivayet edilmektedir. Romalılar Maride, Araplar ise Mardin ismini vermiştir. Bir diğer rivayete göre şehrin ismi Kürtçe kökenlidir. Mer-din yani erkek, yiğit görülen anlamına gelir.

48. Muğla

Bölgenin ismi Selçuklu Sultanı Kılıçarslan’ın değerli komutanlarından Muğlu Bey’den gelmektedir. Burayı fetheden Muğlu Bey’in ismi bölgeye verilmiştir. Zaman içerisinde Muğla’ya dönüşmüştür. Kentin orta çağdaki adı Mobella olarak geçmektedir.

49. Muş

Şehrin ismi Asurlulardan kaçan İbrani kabilesi tarafından verilmiştir. Bölgeye gelen kabile sulak verimli alan anlamına gelen Muş ismini bölgeye vermiştir. Bir diğer inanışa göre de şehrin ismi şehrin kurucusu olan Muşet’ten gelmektedir.

50. Nevşehir

Kent, Orta Çağ ve Yeni Çağ’da Seandos, Nissa ve Muşkara isimleri ile anılmıştı. Damat İbrahim Paşa olarak sadrazamlığa getirildiğinde doğduğu kent olan Muşkara’da büyük bayındırlık hareketine girişti. İmaretler, camiler, medreseler, hamam ve çeşmeler yaptırdı. Muşkara adını değiştirerek, kente Yenişehir anlamına gelen Nevşehir adını verdi.

51. Niğde

Hititler zamanında Nakita ismi ile anılan şehir İslam müelliflerinin eserlerinde Nekida ve Nekide isimleri ile geçmektedir. Zaman içerisinde Nikede şeklinde telaffuz edilmeye başlanmış, Selçuklular döneminde Niğde ismine evrilmiştir.

52. Ordu

Ordu ismi tamamen Türkçe bir kelimedir ve saray anlamına gelmektedir. Genellikle hükümdarın, hakanın oturduğu şehir anlamında kullanıldığı için zamanında buraya kelimenin orijinal hali olan Urdu ismi verilmiştir. Daha sonraları ise Orda şeklinde söylenmeye başlanmıştır. Ur kelimesinin anlamı yüksek yer, tepedir. Zamanla Ordu olarak evrilmiştir.

53. Rize

Rumca’da dağ eteği anlamına gelen Riza kelimesi şehrin ismi olarak kullanılmıştır. Bölgenin geçmişte ”Riza” ismi ile anıldığı zaman içerisinde Rize’ye evrildiği düşünülmektedir.

54. Sakarya

Şehir ismini Sakarya Nehri’nden almaktadır. Nehrin ismi ise M.Ö. 7.yüzyılda bölgede yaşayan Frigyalılar’dan gelmektedir. Frigyalılar için kutsal görülen bu nehre Sangari ismi verilmiştir. Daha sonra Sangari ismi saldırgan anlamına gelen Sengarios ismine çevrilmiş. Zaman içerisinde Sakarya şeklinde söylenmeye başlanmıştır.

55. Samsun

Palaskça kökenli olan Amisos kelimesi şehrin ilk isimlerinden biridir. Bölgeye Türkler geldikten sonra Amisos kelimesi Samsun şeklinde türetilmiştir. O dönemin kayıtlarına bakıldığında şehir için Türkler Samsun derken Batılı kaynaklar Sampson demektedir.

56. Siirt

Siirt kelimesinin Sami Dili’nden geldiği düşünülmektedir. Kent anlamına gelen Keert sözcüğü şehir için kullanılmıştır. Daha sonra Esart, Sairt ve Siirt isimleri kullanılmıştır.

57. Sinop

Antik Çağ’da, Paflagonya bölgesi içinde kalan Sinop’un saptanabilen en eski adı, Sinope’dir. Bir söylenceye göre de kent adını, kurucusu olarak kabul edilen Amazon’dan almaktadır. Bir başka söylenceye göreyse kenti eski Yunan’da Irmak Tanrısı Asopos’un su perisi kızlarından Sinope kurmuştur. Bu yüzden bölgeye Sinope denmiştir. Zaman içerisinde Sinope Sinop şeklinde değişmiştir.

58. Sivas

Kentin adı Farsçada “üç değirmen” manasına gelen “Sebast” kelimesinden gelmektedir; Sebast ismi zamanla halk dilinde Sivas olarak yerleşmiştir. Sivas ismi bu şekilde oluşmuştur.

59. Tekirdağ

Tekirdağ’ın bilinen en eski adı M.Ö. 5.yüzyıldan gelmektedir. Heredot’un kaynaklarında bölgenin adı Bizanthe olarak geçmektedir. Daha sonraki kaynaklarda ise şehir Rhaedestus ismi de anılmaktadır. Geç Bizans döneminde Rodosto olarak aktarılan bölgenin adı Osmanlı dönemi ile birlikte Rodosçuk olarak kaynaklarda yer almaktadır. 1732 yılı itibariyle Tekfurdağı olarak adlandırılan bu bölge cumhuriyetin ilanı ile Tekirdağ ismini almıştır. Adını kıyı boyunca uzanan Tekir dağlarından aldığı da düşünülmektedir.

60. Tokat

Tokat isminin kökeni tamamen Türkçedir ve bildiğimiz tokat kelimesinden gelmektedir. Bölgede bulunan kalenin ismi Comano Pontica idi. Daha sonrasında Anadolu’yu fetheden Selçuklu Oğuz Türkleri bu kaleyi alarak kenti fethedince Bizans ordusuna ağır bir tokat vurduklarını belirtmek amacı ile şehrin ismini Tokat olarak değiştirdiler.

61. Trabzon

Trabzon ismi Pontus Rum devletinde kullanılan ve şehrin orijinal adı olan dört köşe anlamındaki “Trapezus” sözcüğünden gelmektedir. Lazlar şehre Trapuzani, Gürcüler Trapizoni demektedir. Daha sonrasında şehre gelen Osmanlı ve Persler de şehir için Tara Bozan demişlerdir. İsim ufak söyleniş farklılığı olsa da günümüze kadar Pontus devrindeki adı ile Trabzon olarak gelmiştir.

62. Tunceli

Yıllarca Dersim olarak bilinen şehrin ismi 1935 yılında Tunceli olarak değiştirildi.  Tunç gibi sağlam insanların yeri anlamına gelen Tunceli ismi tamamen yapay bir isim olarak türetilmiştir.

63. Şanlıurfa

İlk zamanlarda Arach, Erech, Orhay, Edessa ve Ruha isimleri ile anılan şehir daha sonra Urhai olarak anılmaktadır. Urhai ve Orhay isimleri bölgenin sakinleri Süryaniler tarafından verilmiştir. Daha sonrasında bölgeye gelenler suyu bol anlamında olan Edessa ismini vermiştir. Sonrasında güzel çeşme anlamına gelen Kaliruha ismi kullanılmıştır. Bölgeye Arapların gelmesi ile birlikte Kali kelimesi atılarak Ruha ismi ile anılmaya başlanmış, zaman içerisinde Urfa ismine evrilmiştir.

64. Uşak

Uşak ismi Türkçe kökenlidir. Oğul anlamına gelen Uşak kelimesi şehrin kurucusu olan Selçuklular tarafından verilmiştir. Şehrin isminin oğul ile ilgili olmasının sebebi de oğlu bol olsun diye dua edilmesinden gelmektedir.

65. Van

Şehir Asur kraliçesi Semiramis tarafından kurulmuş ve şehre kurucusundan dolayı Şahmirankent ismi verilmiştir. Daha sonrasında bölgeye Persler’in gelmesi ile bölgeye Van adında bir vali atanmıştır. Şehri bayındır hale getirdiği için şehre onun ismi verilmiştir.

66. Yozgat

Şehrin asıl ismi Bozok’tur, zaman ile Yozgat şeklinde değiştirilmiştir. Oğuzların Bozok koluna mensup Türklerin bölgeye yerleşmesi ile birlikte bu bölge Bozok olarak anılmıştır. 1800’lü yıllarda ise halk dilinde Yozgat denmeye başlanmıştır. Yozgat ismi otlak kent anlamına da gelmektedir.

67. Zonguldak

Şehir ilk ismini Sandra ismindeki çaydan almıştır. O dönemde şehre Sandraka denmiştir. Zaman içerisinde Zonguldak sözcüğüne evrildiği düşünülmektedir.

68. Aksaray

Selçuklu Sultanı İzzettin Kılıçarslan şehirde pek çok cami, medrese, kümbetler ve büyük ve beyaz bir saray yaptırmıştır. Şehir de Aksaray ismini bölgede yaptırılan bu beyaz saraydan almaktadır.

69. Bayburt

Şehrin orta çağdaki ismi Payberd olarak geçmektedir, Bizans döneminde ise Payper ve Baberd olarak kaydedilmiştir. Arap kaynaklarında Babirt olarak bilinen şehir yüksek kale anlamına gelmektedir. Zaman içerisinde Bayburt şekline evrilmiştir.

70. Karaman

Bölgeye yerleşen Karamanoğlu Beyliği’nin kurucusu Karaman Bey’den dolayı şehre Larende denilmiştir. Cumhuriyet döneminde ise Karaman olarak değiştirilmiştir.

71. Kırıkkale

Şehrin ismi bölgede yaşanan kahramanlıklardan dolayı Osmanlı arşivlerinde Kırıkkal olarak anılmıştır. Sonrasında Kırıkköyü olarak bilinen kent merkezi zamanla Kırıkkale halini almıştır.

72. Batman

İsmini Batman Çayı’ndan alan şehir ilk başlarda bir köydü. Çayın yakınında bulunan Iluh köyüne Batman ismi verilmiştir. Rivayete göre köyün yerlileri bölgenin güneyine kurulan tesislere çok fazla bakıyormuş bu yüzden böyle bir isim verilmiş.

73. Şırnak

İçerisinde Nuh peygamberin de olduğuna inanılan bir grup tarafından kurulan şehrin ilk ismi Nuh’un şehri anlamına gelen Şehr-i Nuh idi. Daha sonra halk dilince Şernah ve Şırnek olarak değişmiş en sonunda Şırnak halini almıştır.

74. Bartın

Antik çağdaki ismi Parthenios olan şehir zaman içerisinde Bartın şeklinde söylenmeye başlanmıştır. Parthenios isminin verilmesinin sebebi ise, Okenaus’un çocuklarından biri olan sular tanrısı Parthenios’dur. Bölgedeki sulardan ve denizlerden dolayı bu ismin verildiği düşünülmektedir. Antik çağda, Parthenios adı verilen Bartın Irmağının kenarında kurulan Bartın Kentinin Parthenia adıyla anıldığı ve zamanla Bartın’a dönüştüğü yazılı kaynaklardan anlaşılmaktadır.

75. Ardahan

Şehrin ismi Gürcü kökenlidir. Ardana ve Artani ismi kullanılmış, daha sonrasında bölgeye Osmanlıların gelmesi ile Ardahan denilmeye başlanmıştır.

76. Iğdır

Iğdır ismi 24 Oğuz boyundan biri olan Oğuz Han’ın torunu Iğdır Bey’den gelmektedir. Bölgeyi fetheden Iğdır Bey’in ismi kente verilmiştir.

77. Yalova

Osmanlı döneminde Çiftlikköy’den Çınarcık iline kadar olan bölgeye Yalakabad ismi verilmiştir. Yali, yala kelimeleri kıyı anlamındadır. Zaman içerisinde buranın ismi Yalı ovası olarak anılmış sonra da Yalova’ya evrilmiştir.

78. Karabük

İsmini coğrafi ortamdan alan bu şehir ”kara” ve ”bük” kelimelerinin birleşiminden oluşmaktadır. Anlamı kara çalılık yer olarak bilinmektedir.

79. Kilis

Şehrin ismine Osmanlı kaynaklarında Kiris Kalesi olarak rastlanılmıştır. Grant Dictioner’de Cyrrhus efendi anlamındaki Kiris olarak geçmektedir. Araştırmalara göre bu ismin 8.yüzyılda bölgeye gelen Türkmenler tarafından ortaya atıldığı düşünülmektedir. Zaman içerisinde Kiris halk dilinde Kilis’e çevrilmiştir.

80. Osmaniye

Osmanlı zamanında şehre bölgede çıkan isyanları bastırmak için Fırka-i İslahiye isimli bir ıslah ordusu gönderilmiştir. Sonrasında da şehri bu ordu kurmuştur. Şehir kurulurken o bölgede büyük bir öneme sahip Osmanlı köyü unutulmamıştır. O yüzden de buraya bu köyün ismi verilmiştir.

81. Düzce

Coğrafi konumundan dolayı bu bölge uzun bir süre Düzbazar olarak anılmış daha sonrasında bu bölgede kurulan pazara da aynı isim verilmiş. Düzce il olduğunda ise hep anılan isminin kullanılması uygun görülmüş.

✖➕➖➗ MATEMATİK

1 x 8 + 1 = 9
12 x 8 + 2 = 98
123 x 8 + 3 = 987
1234 x 8 + 4 = 9876
12345 x 8 + 5 = 98765
123456 x 8 + 6 = 987654
1234567 x 8 + 7 = 9876543
12345678 x 8 + 8 = 98765432
123456789 x 8 + 9 = 987654321

1 x 9 + 2 = 11
12 x 9 + 3 = 111
123 x 9 + 4 = 1111
1234 x 9 + 5 = 11111
12345 x 9 + 6 = 111111
123456 x 9 + 7 = 1111111
1234567 x 9 + 8 = 11111111
12345678 x 9 + 9 = 111111111
123456789 x 9 +10= 1111111111

9 x 9 + 7 = 88
98 x 9 + 6 = 888
987 x 9 + 5 = 8888
9876 x 9 + 4 = 88888
98765 x 9 + 3 = 888888
987654 x 9 + 2 = 8888888
9876543 x 9 + 1 = 88888888
98765432 x 9 + 0 = 888888888

1 x 1 = 1
11 x 11 = 121
111 x 111 = 12321
1111 x 1111 = 1234321
11111 x 11111 = 123454321
111111 x 111111 = 12345654321
1111111 x 1111111 = 1234567654321
11111111 x 11111111 = 123456787654321
111111111 x 111111111 = 12345678987654321

YAŞAMAK

“Yine her zaman dediğimi diyeyim de: Bir insan farklı etnik kültürlerle hiç bir arada yaşamadıysa, bir insan hiç yurt dışına gidip yaşamadıysa, bakın yurt dışında yaşamak diyorum, gezmeye gidip bir hafta sonra evinize dönmekten bahsetmiyorum, oraya yerleşip oranın kurallarına, sosyal hayatına ayak uydurmayı, mahallenizdeki bakkalından tutun diğer esnafların yüzünüzü ezberlemesinden bahsediyorum. Bunları yaşamadıysa bu ülkede birilerine laf anlatmanız imkansızdır. O yüzden bu konuşma bence bu ülke için 100 yılın röportajıdır. Ben olsam bu konuşmayı kitap haline getirtir, üniversiteden mezun olana kadar her yıl öğrencilere ezberletir, nasıl yaşamaları gerektiğini beyinlerine kazırdım.”
Alıntı

TRE TRALLANDE JÂNTOR

Yıl: 1956
Yer: Adana Kulübü
Adana’yı ziyarete gelen İsveçli bir sanayici grubu ATO (Adana Ticaret Odası) yönetim kurulu tarafından yemekte ağırlanır. Yemek öncesi yapılan sohbette samimi konukseverliğin etkisinden memnun kalan İsveçli konuklar yemeğe başlamadan önce hep birlikte İsveççe şarkı söyledikten sonra kadehlerini şerefe kaldırırlar. Bu durum karşısında şaşırıp ne anlama geldiğini soran bizimkilere bunun avcılık geleneğinden gelen bir adet olduğunu, dost ve arkadaşlık yemeklerinde sevgi ve bağlılık ifadesi olarak yemekten önce şarkı söylediklerini ve biz Türklerin de samimi dostluklarını gördükleri için bu geleneği sürdürmek istediklerini söylerler.
Bunun üzerine ev sahibi ATO üyeleri “Biz de bir şarkıyla karşılık verelim o zaman!” deyip aralarında şarkı seçimine gitmişler ve ilk akıllarına gelen “Aman Adanalı” şarkısı olmuş ama onun oyun havası niteliğinde olduğu düşünülerek vazgeçilip en sonunda Gençlik Marşı’nı “Dağ başını duman almış …” diye başlamışlar söylemeye.. Kadehler tekrar kalkmış, büyük bir sevinçle alkışlanmışlar ve İsveç heyetinin başkanı ayağa kalkarak bizim heyete gösterdikleri bu güzel jest için teşekkür edip bu jest karşılığında Türkçe bir şarkı bilmediklerini ve üzüntülerini ifade etmişler.
Evet, Selim Sırrı Tarcan tarafından beğenilip notaları yurda getirilen ve Ali Ulvi Elöve tarafından Türkçe sözler yazılan “Gençlik Marşı” aslında İsveçlilerin Felix Körling’in bestediği “Tre trallande Jäntor/Şakıyan Üç Kız” adlı halk şarkısıymış ve bizim heyet bilmeden İsveçlilere büyük bir jest yapmış ve pek tabii müziğin evrenselliği bir kez daha kendini göstermiştir..

KARA BİR GÜN

Fransız generalinin dün şehrimize gelişi münasebetiyle bir kısım vatandaşlarımız (azınlıklar) tarafından icra olunan nümayiş, Türk’ün ve İslam’ın kalbinde ebediyete kadar kanayacak bir yara açtı. Aradan asırlar geçse ve bugünkü hüznümüz ve bahtsızlığımız şevk ve ikbale dönse bile, yine bu acıyı hissedecek ve bu hüzün ve teessürü çocuklarımıza ve torunlarımıza nesilden nesile ağlanacak bir miras olarak terk edeceğiz.
Alman orduları 1871 senesinde Paris’e girdikleri sırada, Büyük Napolyon’un zaferlerini kutlamak için dikilmiş olan zafer takının altından geçerken bile Fransızlar bizim kadar hakaret görmemişti. Ve bizim dün sabah saat dokuzdan on bire kadar hissettiğimiz üzüntüyü ve azâbı duymamıştı. Çünkü “Fransız” namını taşıyan her fert, çünkü yalnız Hristiyanlar değil, Yahudi Fransızlar’la Cezayirli Müslümanlar, o millî matem karşısında aynı keder ve utanç ile ağlamış ve kızarmışlardı.
Biz ise millî varlıklarının ve dillerinin devamını bizim gönlümüzün yüceliğine borçlu olan bir kısım halkın (azınlıkların) hayhuy şamatasıyla bu aziz matemimize en acı hakaretlerin birer tokat şeklinde atıldığını gördük. “Buna müstahak değil idik” diyemeyiz. Müstahak olmasaydık, bu felakete uğramazdık. Her milletin hayat sayfalarında birçok ikbal ve bahtsız sayfalar vardır. Fransa Kralı Birinci Fransuva’yı Şarlken’in zindanından kurtarmış ve koca Viyana şehrini defalarca kuşatmış bir ümmetin kader defterinde böyle bir kederli satır da yazılıymış. Her hâl, değişir. Araplar’ın güzel bir sözü var: ‘Isbır feinne’d-dehre lâyesbır’ (Sen sabret, çünkü zaman sabretmez) derler”.

GERÇEK SOYGUNCULAR KIMLER?

Çin’in Guangzhou kentinde bir banka soygunu.
Soygunculardan biri bankadakilere bağırır:
“Kımıldamayın. Para devletindir, ama hayatınız sizindir.”
Herkes sessizce yatar…
Bunun adı “Zihin Değiştirme Kavramı”dır.
Alışılmış düşünce tarzını değiştirmek…
Bu arada müşterilerden bir kadın bir masanın üzerine yatmıştır. Ama bacaklar ortada… Soyguncu bağırır:
“Edebini takın. Bu bir soygun, ırza geçme değil!”
Bunun adı “Profesyonellik”tir. İşin neyse onun üzerinde yoğunlaş!
Soyguncular paraları yüklenip eve kapağı atmışlar. Daha genç olanı (MBA derecelidir) daha yaşlı olanına (ki bu ise 6 yıl ilkokuldan sonra terk):
“Abi, hadi şu paraları sayalım,” der.
Daha yaşlı olanı der ki:
“Çok aptalsın be. Bu kadar para oturup sayılır mı?
Bu akşam zaten TV haberlerinde kaç para çaldığımızı öğreniriz.”
Buna “Deneyim” derler!
Günümüzde deneyim kağıt diplomalardan çok daha önemlidir.
Soyguncular bankadan kaçtıktan sonra Şube Müdürü, Şube Şefine hemen polisi aramasını söylemiş. Şef demiş ki:
“Durun hele Müdürüm. Alacaklarını aldılar. Biz de bir 10 milyon daha alıp daha önce iç ettiğimiz 70 milyon dolara ekleyelim, ne dersiniz?”
Buna “Dalgayı yakalamak” derler.
Berbat bir durumu kendi lehine çevirmektir bu!
Müdür der ki:
“Yahu, her ay bir soygun olsa harika olurdu. Ne eğlenirdik!”
Buna “Sıkıntılardan kurtulmak” derler.
Kişisel mutluluk işinden çok daha önemlidir.
Akşam TV haberleri bankadan 100 milyon dolar çalındığını açıklamış!
Çaldıkları paranın çok daha az olduğu bilen soyguncular oturup saymışlar parayı… Tekrar tekrar saymışlar. Bakmışlar hepi topu 20 milyon! Çok kızmışlar bu işe:
“Biz hayatımızı tehlikeye atıp 20 milyon çalabildik. Banka Müdürü bir el harketiyle 80 milyon götürdü. Galiba soyguncu olmak yerine doğru dürüst eğitim görmek daha iyiymiş!”
Bu “Bilgi altından daha değerlidir” demektir…
Banka Müdürü çok mutludur. Özellikle bir süre önce borsada kaybettiklerini geri alabildiği için.
Buna “Fırsatları kullanmak” derler. Kazanmak için risk almak gerekir.
PEKI, GERÇEK SOYGUNCULAR KIMLER ŞIMDI?

CHARLIE CHAPLIN

Sinema tarihinin en ünlü komedyeni Charlie Chaplin bir röportajında şöyle der;

Küçük bir çocukken babamla bir sirk şovunu izlemeye gittik. Bilet sırasında uzun bir kuyruk vardı ve önümüzde anne-baba ve 6 çocuktan oluşan bir aile vardı.

Fakirlik hallerinden belliydi, elbiseleri eski ama temizdi. Çocuklar sirkten bahsederken çok mutlu görünüyordu.

Onların sırası gelince, babaları gişeye geçti ve bilet fiyatını sordu. Gişe çalışanı ona bilet fiyatını söyleyince adam kekelemeye başladı ve dönüp karısının kulağına birşeyler fısıldadı.
Mahcubiyet yüzünden kolayca okunuyordu.

Birden babam cebinden 20 Dolar çıkardı ve yere attı. Sonra da eğilip yerden aldı ve adamın omzuna dokunarak şöyle dedi;
“Paranız düştü beyefendi..”
Adam babama baktı ve gözleri dolarak “Teşekkür ederim efendim” dedi.

Onlar içeri girdikten sonra babam beni elimden çekti ve kuyruktan çıktı. Çünkü babamın adama verdiği 20 Dolardan başka parası yoktu.

O günden beri babamla gurur duyuyorum ve o 2 dakika benim hayatımda izlediğim en güzel şovdu. O gün izleyemediğim sirk şovundan eminim daha güzeldi…

ANNEN VAR MI SENİN?

Annen var mı senin?

  • Var tabiî.
  • Ne iş yapar?
  • Çamaşıra gidiyor.
  • Sen ne olacaksın büyüyünce?
  • Ben mi? dedi.
    Gözlerini gözüme kaldırdı. İkimiz de mavi mavi baktık.
  • Ben, dedi, boyacı olacağım.
  • Ne boyacısı?
  • Kundura boyacısı.
  • Neden kundura boyacısı?
  • Ya ne olayım?
  • Doktor ol, dedim.
  • Olmam, dedi.
  • Neden ?
  • Olmam işte.
  • Neden ama?
  • Doktoru sevmem ki.
  • Olur mu ya? Bak, dedim. Doktor sevilmez olur mu?
  • Tabiî sevmem, dedi. Annem hasta oldu. Evimize geldi. Kumbaramızı kırdık. Bütün yirmi beşlikleri ona verdik. Sonra çeyrekler kaldı. Onlarla da reçeteyi yaptırdık. O da zorlan.
  • Ama annen iyileşti.
  • Annem iyileşti ama paramız gitti. İki gün, yemek yemedim ben.
  • Peki, dedim, öğretmen ol.
  • Ben mektebe gitmiyorum ki.
  • Neden?
  • Öğretmen beni dövüyor.
  • Neden?
  • Yaramazlık ediyorum da ondan.
  • Sen de yaramazlık yapma.
  • Ben yaramazlık ne demek bilmiyorum ki.
  • Öğretmenin yapma dediği şey, dedim.
  • Belli olmuyor ki!.. Bir gün arkadaşımın biri “Çamaşırcının piçi” dedi. Ben de dövdüm onu. Öğretmen de beni dövdü. Ondan sonra hep çamaşırcının piçi diye çağırdılar. Hiç kimseyi dövmedim. Yaramazlıkmış diye. Bir kaç gün sonra yanımdaki arkadaşın iki kalemi vardı. Birini aldım. Hırsızsın sen diye dövdüler. Benim kalemim yoktu aldım. Sonra o da yaramazlıkmış, hem de çok fena bir şeymiş. Bir daha kimsenin kalemini almam dedim. Defterini aldım. Bu sefer hem dövdüler, hem mektepten kovdular.
  • Çok fena yapmışsın.
  • Fena yaptım. Ben adam olmak istemiyorum ki.
  • Ne olmak istiyorsun ya?
  • Boyacı olacağım dedim ya..

KÖY YORGANI VE PSİKOLOJİ

Ağır yorgan ( Köy yorganı) ne işe yarar?
İşte “ağır yorgan” (weighted blanket) da denilen bu tür özel yorganlar, uyku sırasında vücudun çeştitli noktalarına kendiliğinden baskı yapıyor. Böylece vücut sanki bir terapiye alınmış gibi hissedebiliyor. Ağır yorganlar aslında yeni bir buluş değil, uzun zamandır tıbbi çözümler arasında sayılmakta

Yün yorgan ne işe yarar?
%100 yünden elde edilen türleri, ısıyı dengeler ve eşit şekilde dağıtır. Özellikle kış şartlarının çetin geçtiği bölgelerde mükemmel bir ısıtma görevi görür. Ayrıca yaz aylarında da vücudu terletmeme özelliğine sahiptir.

Köy yorganlarını bilirsiniz. Parlak renkli, işlemeli ve ağırdır. Sizi sarmalar. Uyurken üzerinizden düşmesi de pek kolay değildir. Yapılan araştırmalarda bu tarz ağır yorganların psikolojimize olumlu etki ettiği tespit edildi.
Son zamanlarda uluslararası deneylerde yapılan gözlemler ağır yorgan altında yatmanın stres bozuklukları, anksiyete, uykusuzluk sorunları ve daha birçok psikolojik hastalığa gerçekten de yarar sağladığı bilimsel olarak kanıtlanmış durumda.

Konu üzerinde araştırma yapan bilim insanlarına göre, özellikle uyku öncesi vücut üzerinde hissedilen ve rahatsız edici olmayan bir kuvvet insanı oldukça hızlı bir şekilde sakinleştiriyor. Bu etkinin çalışma prensibinin sarılma ile benzer olduğunu dile getiren araştırmacılar, anne kucağındayken sıkıca sarılan bebeklerin ağlamayı kesmenin altında yatan bilimsel nedeninin bu etki olduğunu söylüyorlar.

Işte bu noktada özellikle bebekken ağır bir yorganın altında yatarken huzurlu hissetmenizin nedeni ortaya çıkıyor. Yorganın üzerinizde yaptığı kuvvet ve sarılma hissi, anne kucağındaki güveni hatırlattığı için beyinde oksitosin salımını çoğaltarak size kendinizi huzurlu ve güvenli hissettiriyor.
Birbirinden bağımsız olarak yapılan araştırmalara göre vücut ağırlığının yüzde onu kadar ağırlıktaki bir yorganla yatmak gerçek manada parasempatik sinir sistemini harekete geçirerek güvenlik ve sakinlik hissi yaratarak stres, korku, sinir gibi duyguları azaltıyor.
Yani ortalama 60 kilo ağırlığında bir kişinin 6 kiloluk bir yorganla yatması depresyonu azaltıp sinir sistemine fayda sağlayacak etkiler ortaya çıkartabiliyor.

Eskiden yün çırpar, yorgan dikerdi annelerimiz.
Dişi koyun yününde olan maddî ve mânevî hassalar diğer yünlerde yoktur. Koyunların üzerine güneş doğmaz.

• Koyun yünü sinyal ve radyasyon emicidir. Evimizde yoğun kullandığımız, cep telefonu, modem, kumanda gibi elektronik cihazların yaydığı radyasyonu emerek vücudumuza zarar vermesine mani olur yün. Bunun için bilhassa yorgan, yastık ve döşeğimizin koyun yününden olmasına itina göstermeliyiz.
• Koyun yünü dinlendiricidir ve rahat uyku sağlar. Çünkü koyun yünü, vücutta biriken statik negatif enerjiyi alır. Böylece bedenimizde oluşan yorgunluk ve rehavet üzerimizden kalkmış olur.
• Koyun yünü ısıyı dengeleyicidir. Soğuğu geçirmez. Koyun yününden yapılan ürünler yazın serin, kışın sıcak tutma hususiyetine sahiptir.
• Yün yanmaz. Ateşe, aleve karşı dirençli ve dayanıklıdır.
• Alerjik değildir ve alerjik ortamların oluşmasına fırsat vermez.
• Yün terletmez, teri emer.
• Ağrıları alır, birçok romatizmal ağrıya iyi gelir.
• Yünden elektrik cereyanı geçmez, yalıtkandır.
• Çobanlar kepenek içinde yağmurdan, doludan, kardan, her türlü soğuktan müteessir olmadıkları gibi kepenek içindeyken de yıldırım isabet etmez.

Eğer yün yatakta yatamıyor, yün yorganla örtünemiyorsanız en azından yün çorap, fânile, gömlek giymeli, yün eldiven takmalı, yün kuşak muhakkak kullanılmalı.

BEN SEÇECEĞİM

Bugün yaşayacağım her şeyi ben seçeceğim.
Ya kızacağım yağmura etrafı ıslatıyor diye,
Ya da seveceğim onu çiçeklerimi suladığı için.
Ya sıkılacağım param yok diye,
Ya da harcamalarımı planlayıp müsriflikten uzak kalmaya çalışacağım.
Ya sızlanacağım bozulan sağlığıma,
Ya da hayatta olmayı kutlayacağım.
Ya içli içli sitem edeceğim anneme babama beni büyütürken veremedikleri şeyler yüzünden,
Ya da onları yürekten seveceğim beni dünyaya getirdikleri için.
Ya sıkıntı basacak dikenli güllere katlanmak zorundayım diye,
Ya da dikenlerin gülleri var diyerek umut dolacağım.
Ya kaybettiğim dostlar için yas tutacağım,
Ya da yeni insanlarla yeni dostluklar peşinde koşacağım.
Ya işe gitmek zorunda olduğum için mızırdanacağım,
Ya da gidecek bir işim olduğu için sevinç dolacağım.
Ya ev işleri yapmak eziyet olacak bana,
Ya da işlerini yaptığım o evde aklımı, ruhumu ve bedenimi barındırabildiğim için minnettar olacağım.
Belki yeni şeyler öğrenmek istemeyecek canım,
Ya kızgın olacağım -öğrenmek gereken ne çok şey var- diye,
Ya da ufak tefek de olsa faydalı ne varsa öğrenmeye çalışacağım.

BAŞARININ SIRRI

Allah sağlık verdiği ve yanınızda güvenebildiğiniz insanlar olduğu sürece her türlü zorluğun üstesinden gelebilirsiniz.

İş adamının işleri bozulmuştu. Ne yaptıysa olmuyordu. Bir zamanlar çok başarılı bir insan olmasına rağmen şimdi büyük olan sadece borçlarıydı. Bir taraftan kredi verenler onu sıkıştırırken, diğer taraftan da bir sürü insan ödeme bekliyordu. Çok bunalmıştı ve hiçbir çıkış yolu bulamıyordu. Nefes almak için parka gitti. Bir banka oturdu, başını ellerinin arasına aldı ve bu durumdan nasıl kurtulacağını düşünmeye başladı.

Tam bu sırada birden, önünde yaşlı bir adam durdu. ‘Çok üzgün görünüyorsun. Seni rahatsız eden bir şey olduğu belli… Benimle Paylaşmak ister misin?’ diye sordu yaşlı adam. İşadamının yakınmalarını dinledikten sonra da, ‘Sana yardım edebilirim’ dedi. Çek defterini çıkardı. İşadamının adını sordu ve ona bir çek yazdı. Çeki ona verirken de şöyle dedi: ‘Bu para senin. Bir yıl sonra seninle burada buluştuğumuzda bana olan borcunu ödersin. Hadi al’ dedi. Ve yaşlı adam geldiği gibi hızla gözden kayboldu.

İşadamı elindeki çeke baktı. Çekte 500 bin dolar yazıyordu ve imza ise John Rockefeller’ e aitti, yani o gün için dünyanın en zengin adamına. ‘Tüm borçlarımı hemen ödeyebilirim’ diye düşündü. John Rockefeller’ e ait bu çekle her şeyi çözebilirdi. Ama çeki bozdurmaktan vazgeçti. Bu değerli çeki kasasına koydu. Onun kasasında olduğunu bilmenin güveniyle yepyeni bir iyimserlikle işine tekrar dört elle sarıldı. Büyük küçük demeden tüm işleri değerlendirmeye başladı. Ödeme planlarını yeniden yapılandırdı. İyi yapılan işler yeni işleri doğurdu. Birkaç ay sonra tekrar işlerini yoluna koyabilmişti.

Takip eden aylarda ise borçlarından tümüyle kurtulup hatta para kazanmaya başlamıştı. Tüm bir yıl boyunca çalıştı durdu. Tam bir yıl sonra, elinde bozulmamış çek ile parka gitti. Kararlaştırılmış saatin gelmesini bekledi. Tam zamanında yaşlı adamın hızla ona doğru geldiğini gördü. Tam ona çekini geri verip başarı öyküsünü paylaşacakken bir hemşire koşarak geldi ve adamı yakaladı. Hemşire ‘Onu bulduğuma çok sevindim, umarım sizi rahatsız etmemiştir’ dedi. ‘Çünkü bu bey sürekli olarak huzur evinden kaçıp, bu parka geliyor. Herkese kendisinin John Rockfeller olduğunu söylüyor’ diye ekledi. Hemşire adamın koluna girip onunla birlikte uzaklaştı.

İşadamı şaşkın bir şekilde öylece durdu kaldı. Sanki donmuştu. Tüm yıl boyunca arkasında yarım milyon dolar olduğuna inanarak işler almış, yapmış ve satmıştı.

Birden, hayatının akışının değiştiren şeyin para olmadığını fark etti.

Hayatını değiştirenin yeniden kendinde bulduğu kendine güven ve inançtı.

Başarının sırrı, kasamızda duran değil, kendi kalbimizde ve kafamızda olanlardır. Başka yerde aramaya gerek yok.

Herkese başarılar dilerim.
Alıntı.

SOSYAL MEDYA DİYETİ

Dijital Minimalizm ve Sosyal Medya Diyeti
“Hayatta en çok neye değer veriyorsunuz?” sorusunun yanıtı elbette herkes için farklı olabiliyor. Doğru yanıt ise kendiniz olmalı. Minimalist yaşamın önerisi; en çok kendinize değer vermeniz, sizi strese sokan şeylerden arınabilmeniz, doğal olana yönelmeniz, mükemmeliyetçilikten uzaklaşmanız. Bu yazımızda “sizi strese sokan şeyler” ile kastettiğimiz dijital yaşam ve sosyal medya konusunda minimalizmi nasıl benimseyebileceğinizi anlatıyoruz. Sizi stresten arındırabilecek, yüklerinizden kurtulmanızı sağlayacak dijital minimalizm ve sosyal medya diyeti hakkında merak edeceğiniz her şeyi bu rehberde bulabilirsiniz.
Gece akıllı ampulümüzün uyku moduna uygun olarak yaydığı ışıkla uyuyor, akıllı alarm ile uyanıp akıllı saatimizle egzersiz yapıyoruz. Günün devamında akıllı telefon, akıllı televizyon ve elbette bilgisayar her an yanımızda. Hatta kimi zaman “internet olmasa ne yapardık” düşüncesine kapılıyoruz. Oysa anlamlı bir hayat sürmenin ön koşulu teknolojiyle birlikte gelen dijital nimetleri, fayda sağlayacak şekilde kullanabilmek. İşte, tam da bu noktada dijital minimalizm ve sosyal medya diyeti devreye giriyor.

Dijital Minimalizm Nedir?
Sanattaki minimalizm akımı zamanla bir yaşam modeli haline geldi. Dijital minimalizm de minimalizmin alt kolu olarak ortaya çıkan ve temelinde sadelik olan bir yaklaşımı ifade ediyor. Elbette, teknolojinin insan hayatını kolaylaştırdığı günümüzde teknolojiden uzak kalmak mümkün değil. Dijital minimalizm de teknolojik yenilikleri dikkat dağıtıcı etkenler olmaktan çıkarıp nitelikli bir hayatı destekleyecek araçlar haline getirmeyi amaçlıyor.
Dijital minimalizm kavramını ortaya koyan kişi olan, Georgetown Üniversitesi’nde bilgisayar bilimleri alanında ders veren Cal Newport, bu kavramı “Çevrimiçi ortamda geçirilebilecek süreyi titizlikle belirleyip gerçekten fayda sağlayacak şekilde kullanmayı öngören bir felsefe.” olarak tanımlıyor. Newport’a göre; teknoloji şirketleri, bağımlılık davranışını tetikleyecek şekilde tasarladıkları teknolojilerle insanların onay arzusunu sömürüyor. Newport, 30 günlük süre belirleyip zorunlu olmayan teknolojileri hayatınızdan çıkarıp, 30 gün süresince anlamlı bulduğunuz davranışları belirlemeyi ve 30 gün sonunda zorunlu olmayan teknolojileri tekrar hayatınıza sokmanızı öneriyor.
Dijital minimalizm felsefesini hayatınıza geçirebilmek için şu adımları uygulayabilirsiniz:
Telefonunuzla temasınızı azaltın. Bunun için; yemek yediğiniz, film izlediğiniz ve bir işe odaklandığınız zamanlarda telefonunuzu kendinizden uzak bir yere bırakın.
Sizin için öncelikli olmayan bildirimleri kapatın.
Saate bakmak için telefon kullanmak yerine gerçek bir saat kullanın.
Dijital dünyadaki sosyallik gerçek dünyada asosyal olmak anlamına gelebiliyor. Bu nedenle dijital ilişkilerinizi kısıtlayın.
Yeni bir hobi edinin veya yeni ritüeller belirleyin.

Sosyal Medya Diyeti Nedir?
İnternet dendiğinde artık çoğu insanın aklına sosyal medya geliyor. Yapılan araştırmalara göre 81 milyon nüfusa sahip ülkemizin yüzde 51’i aktif olarak sosyal medyayı kullanıyor. Kimileri sosyal medyadaki fotoğraflarda gördüğü hayata özenip depresyona girerken kimileri ise insanların özel bilgilerine ulaşmak için sosyal ağları kurcalayıp ciddi şekilde çabalıyor.
Twitter’a ve Instagram’a girmeden bir saatini geçirmeyen milyonlarca insandan biriyseniz, bu konuda acilen önlemler almalı ve sıkı bir sosyal medya diyeti uygulamaya başlamalısınız.
Sosyal medya diyeti, sosyal ağlara giriş yapmama veya daha az giriş yapmama anlamına geliyor. Sosyal medya ile kilo yönetimi arasında sıkı bir ilişkinin varlığından söz ediliyor. Sosyal medyada geçirilen her 5 dakikalık zaman dilimi atıştırma hissini artırıyor.
LED ışık ekranlara sahip akıllı cihazlar mutluluk hormonu melatoninin salgılanmasını yavaşlatıyor. Sosyal medyada zaman geçiren kişiler, daha az egzersiz yapma gereği duyuyor. Paylaşımlara yapılan yorumlar gelişme çağındaki kız çocuklarında beden imgesinin bozulmasına yol açabiliyor. Tüm bu olumsuz tabloyu şu önlemlerle ortadan kaldırmak mümkün:
Takip ettiğiniz hesapları gözden geçirin.
Günde 2 saatten fazla sosyal medyada zaman geçirmeyin. Telefonların ayarlar bölümünde ekran süresiyle ilgili bölümler yer alıyor. Hangi uygulamayı ne kadar kullandığınızı buradan takip edebilir ve sınırlayabilirsiniz.
Ekran parlaklığını kısın ve günün evrelerine göre gece modunun devreye girmesini ayarlayın.
Sizi motive eden profilleri takip etmeye, negatif enerji yayan kişileri takibi bırakmaya özen gösterin.
Özel günler için sosyal medyanın hatırlatmasını beklemeyin ve not alın.
Karışık, göz ve beyin yoran renklerin hakimiyetindeki uygulamaları silin.
Yukarıdaki adımlar stresten ve karmaşadan uzak kalmanız için yeterli olmadığında hesaplarınızı dondurun veya tamamen kapatın. Yalnızca 21 günde her şeye alışabilirsiniz!

TARİHTEKİ EN GARİP 6 DOĞAL FELAKET

İklim değişimine sebep olan volkanik bir patlamadan, Sibirya’da meydana gelen gizemli patlamaya kadar tarihte iz bırakmış 6 garip hava olayının ardından yaşananlar…

1- Yazsız Bir Yıl
1815 Nisan’ında tarihin bilinen en büyük volkanik patlamalarından birisi Endonezya’daki Tambora Dağı’nda meydana geldi. Patlama, Güneydoğu Asya’daki onbinlerce insanın ölümüne sebep olurken ortaya çıkan kül bulutu stratosfere kadar yükseldi. Kül bulutu dünya boyunca dolaşırken güneş ışınlarını engelleyerek sıcaklığın yaklaşık 3 derece düşmesine sebep oldu ve bir sonraki yılın hava koşullarında destansı bir bozulmaya yol açtı. Hindistan’da, Tambora’dan kaynaklanan kuraklık ve seller; Bengal Körfezi’nin ekolojisini değiştirdi ve dirençli bir kolera hastalığı ortaya çıkararak milyonlarca canlının ölümüne yol açtı. Öte yandan dirençli soğuk ve kıtlık Avrupa’yı da etkilemiş yaygın huzursuzluk ortamına yol açmıştı. Amerika’da bazı eyaletlerde Haziran ayında yoğun kar yağışları görüldü. Bu yağışlar bitkilerin yok olmasına ve ekonomik bir darboğazın oluşmasına sebep oldu. Bu yıl “Yazsız Yıl” olarak adlandırıldı.
Hava koşullarındaki bozulmalar bazı gelişmeler denebilecek yan etkileri de beraberinde getirdi. Avrupa’da at yemindeki fiyat artışları; Alman mucit Karl Drais’e ilkel bir bisiklet icat etmesi noktasında ilham kaynağı oldu. İsviçre’de bozuk hava koşulları ve sürekli yağışlar 1816 yılında yazar Mary Shelley’i eve kapatmış ve ünlü korku romanı “Frankenstein” ın ortaya çıkmasına dolaylı da olsa etkide bulunmuştur.

2- Carrington Çarpışması
Güneş yüzeyinde sıkışık halde bulunan manyetik enerjinin, radyasyon ve yüklü parçacıkları serbest bırakmasıyla, güneş patlamaları meydana gelir. Bu patlamalar milyonlarca hidrojen bombası patlamasıyla eş değer güçtedir ve oluşan güneş rüzgarları Dünya atmosferinde büyük hasarlar oluşurabilme kapasitesindedir. İşte 1859’un Ağustos sonu Eylül başlarında yaşanan da buydu; gezegenimiz o güne kadarki en büyük güneş fırtınası tarafından adeta bombalanmıştı. Britanyalı astronom Richard Carrington’un isimlendirmesinin ardından, yaşanan bu olay Carrington Çarpışması olarak bilinmeye başladı. Yaşanan felaket gökyüzünde, Hawaii’ye kadar uzanan renkli auralara sebep oldu. Işıklar öyle parlaktı ki; bazı görgü tanıkları geceleri herhangi bir yapay ışık olmadan kitap okuyabildiklerini söylemişlerdi.
Işık şovu güzel bir görsel şölen oluşturabilir, ancak jeomanyetik bozulma Dünya’nın birçok yerinde telgraf sistemlerinin de bozulmasına neden oldu. Telgraf makinelerinden çıkan kıvılcım sıçramaları, yangınlara ve operatörlerin vücutlarında ciddi yanıklara yol açtı. Atmosfer öyle bir elektrik ile yüklenmişti ki, bazı bölgelerde teknisyenler telgraf makinelerinin bağlantısını kapatsalar bile mesajların taşındığını gözlemlemişlerdi. 1859’un Güneş Fırtınası birkaç gün boyunca devam etti, fakat bilim insanları benzer bir durumun bugün yaşanması halinde telekomünikasyon sektörünün trilyonlarca dolarlık zarar edeceğini tahmin ediyorlar.

3 -Çekirge Yılı
Ekinleri mahveden çekirge belası 1874 yazında Amerika ve Kanada toprakları üzerinde bulunan Büyük Ovalar’dan yayıldı. Kuru ve kurak bir bahar, Rocky Dağları çekirgelerinin çok sayıda yumurta bırakmaları için mükemmel denebilecek koşulları oluşturuyordu. Trilyonlarca yumurta Nebraska, Kansas, Dakota, Iowa ve diğer birçok eyaleti kuşattı. Görgü tanıkları çekirgelerden oluşan bulutların birkaç saat boyunca güneş ışığını engelleyecek kalınlıkta olduğunu söylüyorlardı. Sürüler neredeyse bütün ekinleri silip süpürmüş, yerel bitki örtüsünü mahvetmiş ve insanların kıyafetlerini dahi yemişlerdi. New York Times yaşananlara dair şöyle yazmıştı; “Hava tamamen çekirgelerle dolu. Geçen trenleri kuşatıyor, evlerin camlarına yapışıyorlardı. Sanki yok etmek için gelmişlerdi.”
İnsanlar istiladan kurtulmak için çekirgeleri yakmayı denemiş, barut ile onları havaya uçurmaya çalışmıştı. Ancak büyük sürülerle mücadele etme noktasında yetersiz kalıyorlardı. Milyonlarca dolarlık ekin “Çekirge Yılı” ile mahvedilmişti. ABD ordusu mağdurlara yiyecek dağıtmak için çağrıda bulunmuş ancak insanların çoğu yenilgiyi çoktan kabul etmiş, doğuya doğru çekilmişlerdi. Benzer felaketler ilerleyen birkaç yıl boyunca da devam edebilirdi, ancak 20. yüzyılın başlarına doğru meydana gelen çevresel değişimler Rocky Dağı’ndaki çekirgelerin yok olmasına sebep oldu.

4- Milattan Sonra 536, Toz Perdesi

  1. yüzyılın ortalarında, bir kum ve toz bulutu dünyanın büyük bir kısmında Güneş ışıklarını kapatarak birkaç yıl boyunca devam eden soğuk hava iklimine sebep oldu. Bizanslı tarihçi Procopius, 536 yılına dair yazımlarında; korkutucu bir kehanetin ortaya çıktığını belirtiyor. Güneş’in, parlaklığı olmayan ışınlarını ortaya çıkardığını yazan Procopius; bu durumu Güneş tutulmasına benzetiyor ve ışın demetlerinin belirgin olmadığını söylüyor. Bu olayın ardından dünyada uzun bir kış görüldü ve bu da mahsûllerde büyük oranda azalmaya ve kıtlığa yol açtı. Bazı bilginler, yaşanan olayın Avrupa’da ilk kez görülen bubonik vebanın ortaya çıkmasında bir rol oynadığını düşünüyorlar.
    Yaygın etkilerinin dışında, bilim insanları 530lardaki bu küresel soğumaya neyin sebep olduğuna dair hala kesin bir yargıya varmış değiller. Bir teoriye göre; güçlü bir volkanik patlamanın ortaya çıkardığı toz bulutu atmosferin üst katmanlarına kadar çıkmış ve güneş ışınlarının geçişini engellemişti. Grönland’dan ve Antartika’dan alınan 6. yüzyıl buz örnekleri üzerine yapılan çalışmalar; volkanlardan yayılmış aşırı düzeyde sülfat iyonu konsantrasyonu olduğunu gösteriyor. Bunun yanı sıra 530larda El Salvador’da büyük bir volkanik patlama olmuş olabileceğine dair deliller de mevcut. Bazı araştırmacılar ise; bir gök taşı ya da kuyruklu yıldız çarpmasını daha muhtemel bir işaret olarak görüyorlar. Öte yandan, Halley Kuyruklu Yıldızı 530 yılında Dünya’ya çok yakın geçmişti, dolayısıyla geçiş sırasında fırlayan bir parçanın Dünya’ya çarpmasıyla devasa bir toz bulut kalkmış olması da muhtemel bir durum.

5- 1952, Yoğun Kirli Hava
Bütün doğal felaketler tamamen doğal değildir. 1952 yılının Aralık ayında, Londra’da insanların sebep olduğu bir hava kirliliği; isli bir havanın ortaya çıkmasına sebep oldu ve kirli hava 4 gün boyunca tozu dumana kattı. Ölümcül zehirli hava; doğal olmayan koşulları ortaya çıkaran yüksek basınç sisteminin bir sonucuydu. Olağan olarak atmosfere yayılmayarak, fabrikalardan yükselen kirli hava ve kömür dumanından oluşan bulutlar şehrin üzerini kapladı. Sisli hava, bazı bölgelerde görüş mesafesini neredeyse sıfıra düşürdü. Meralardaki hayvanlar hava kirliliğinden dolayı hayatlarını kaybetmiş, Londralılarda bronşit, zatürre ve diğer solunum problemleri artmaya başlamıştı.
Hava kirliliği çok sayıda çocuk ve yetişkinin akciğer inflamasyonundan dolayı hayatını kaybetmesine neden oldu. Rüzgârın ve kirli havanın ortadan kalkmasına kadar geçen sürede yaklaşık 4000 insan hayatını kaybetmiş ve binlercesi ise takip eden haftalar ve aylar içerisinde ölmüştü. Felaketin ardından, İngiliz devleti; 1956 yılında Temiz Hava Yasası çıkararak vatandaşlarının temiz yakıtları kullanmasını teşvik etti ve belirli bölgelerde siyah kömür dumanı emisyonunu yasakladı.

6- Tunguska Olayı
1908 yılının 30 Haziran sabahı saat 07.00’dan kısa bir süre sonra, kör edici bir ışık Sibirya üzerinden Tunguska Nehri üzerinde patladı. 10 megatonluk TNT’nin patlamasına eş değer bir şok dalgası –Amerika’nın Hiroşima’ya attığı atom bombasından yüzlerce kat daha fazla– ortaya çıktı. Bu dalga yaklaşık 500.000 dönümlük orman arazisini yok etti ve 6500 km uzaklıktaki insanların ayaklarını dahi salladı. Şans eseri, patlamada ölen olmadı, fakat patlamanın etkileri bütün dünyada hissedildi. Patlama, İngiltere kadar uzak bir yerdeki atmosferik ve sismik cihazlar tarafından dahi saptanmış, takip eden birkaç gece boyunca Asya’daki gökyüzü o kadar parlak bir hal almıştı ki, insanlar geceleri dışarıda hiçbir yapay ışık olmadan gazete dahi okuyabildiler. Uzmanlar patlamanın sebebinin bir meteor çarpması olduğunu ileri sürdüler.
Ancak 1927 yılında Rusya’daki bilim insanları patlama bölgesine ulaştıklarında, herhangi bir krater izine rastlamadılar. Birçok bilim insanı; Tunguska Olayı’na sebep olan şeyin gök cismi çarpması olduğunu düşünüyorlar. Hiçbir iz bulunamaması; bir ihtimali, daha güçlü yapıyor; çarpan şey buz kütleli bir kuyruklu yıldızdı ve çarpmanın ardından buharlaşmış olabilirdi. Daha da güçlü olan ihtimal ise; 250-300 km çapındaki bir meteor atmosferin üst katmanlarında patlamış ve dünyaya minik parçaları yağmış olabilirdi. Görgü tanıkları, patlamanın ardından gökyüzünden düşen taş parçalarının sesine benzer bir ses duyduklarını belirtmişler ve Tunguska’dan alınan çürümüş bitki örneklerinin yüksek oranda nikel, demir ve meteor çarpmalarında yaygın olarak bulunan diğer maddelerin atıklarını içerdiği görülmüştü.
Kaynak: Evan A. “6 Bizarre Natural Disasters”, http://www.history.com/news/history-lists/6-bizarre-natural-disasters

BU İŞARETLERE DİKKAT

Önemli Bir Doğa Olayının Habercisi Olabilecek 11 İşaret
Doğanın bizlere verdiği işaretleri doğru bir şekilde yorumlamayı biliyor musunuz? İşte doğa olaylarının habercisi olabilecek 11 işaret…
Birçok insan, doğa olaylarını önceden tahmin etmenin imkansız olduğunu düşünür. Ancak bu düşünce oldukça yanlış! Sanılanın aksine birçok doğa olayı, geçekleşmeden önce belli işaretler gönderir. Değişik bir gökyüzü rengi, tuhaf sesler ya da etrafta koşuşturan hayvanlar… Ülkemizin deprem kuşağında yer alıyor olması, ister istemez bizleri de doğal afetlere karşı duyarlı bir hale getirdi. Biz de sizler için çeşitli doğa olaylarının işaretlerini araştırdık. Eğer bu anlarda ne yapılması gerektiğini önceden bilirseniz doğal afetleri en az hasarla atlatabilirsiniz! İşte çevrenizde gördüğünüzde dikkat etmeniz gereken, bir doğa olayının habercisi olabilecek 11 işaret…

1- J şeklinde ağaçlar
Konu doğal işaretler olduğunda en ilginç işaretlerden biri de J şeklindeki ağaçlar! Bir bölgede J şeklinde ağaçların olması, yaklaşan bir toprak kaymasının habercisi olabilir. Ağaçların gövdesi, zemin kaydığı için bu şekilde büyür. Tabii bu şekilde ağaçlar görüyor olmanız her an bir felaketle karşılaşacağınız anlamına gelmez. Yalnızca bu bölgenin toprak kayması tehlikesi barındıran bir bölge olduğunu unutmamalısınız. Eğer J şeklinde ağaçların bulunduğu bir bölgedeyseniz mümkün olduğunca düz alanlarda vakit geçirmeye özen göstermelisiniz.

2-Yeşil gökyüzü
Gökyüzünün yeşilimsi bir renge bürünmesi, büyük bir fırtınanın habercisi olabilir. Genellikle akşam saatlerinde karşımıza çıkan bu görüntü, güneşin batışıyla birlikte korkunç bir hal alır. Eğer yeşilimsi bir gökyüzüyle karşı karşıyaysanız bir an önce kapalı bir alana girmeli ve elektronik cihazlarınızı kullanmaya ara vermelisiniz.

3-Parçalara bölünmüş deniz
Gelelim en önemli işaretler arasında yer alan parçalara bölünmüş denize! Eğer deniz yüzeyinde tuhaf kareler görüyorsanız bunların çok tehlikeli kıyı-deniz akıntılarından dolayı oluştuğunu bilmelisiniz. Bu akıntılar, her yıl yüzlerce insanın hayatını kaybetmesine neden oluyor. Böyle bir görüntüyle karşılaştığınızda yapmanız gereken tek şey sudan uzak durmak! Bu akıntılar, insanı kolayca dibe çekebilecek kadar güçlüdür. Dolayısıyla sudan uzak durmak, hayati önem taşıyor.

4-Tuhaf davranan hayvanlar
Eğer hayvanların normalden daha farklı davrandığını düşünüyorsanız bu bir depremin habercisi olabilir. Özellikle kalabalık hayvanların toplu bir şekilde yer değiştiriyor olması depreme yorulur. Böyle bir durumla karşı karşıya kalırsanız panik olmamalı, kendinize bir an önce güvenli bir alan yaratmalısınız.

5-Elektriklenen saçlar
Eğer saçlarınızın ve tüylerinizin diken diken olduğunu hissediyorsanız bu bir fırtınanın ya da şimşeğin habercisi olabilir. Şimşek, belli bir enerji toplanmasının ardından gerçekleşir. Bu toplanma alanına yakınsanız saçlarınızın ve tüylerinizin elektriklenmesi oldukça normal! Yapmanız gereken şey korunaklı alçak bir yer bulmak, tüm metal eşyalarınızı çıkarmak ve kulaklarınızı kapamak.

6-Duvar bulut ve tünel bulut
Duvar bulutu olarak adlandırabileceğimiz alçak, yoğun ve büyük bulutlar, yer değiştirdiklerinde basıncın düşmesine neden olabilirler. Bu durum da kasırgaya yol açabilir. Benzer bir şekilde tünel bulutlar yer yüzüyle temas ettiğinde kasırgaya dönüşebilirler. Böyle bir durumda yapılabilecek en mantıklı şey tüm kapı ve pencereleri kilitledikten sonra bodrum katlarda saklanmak.

7-Güneş’in ve Ay’ın etrafındaki halka
Kimi zaman Ay’ın ya da Güneş’in etrafında belirgin bir ışık halkası görürüz. Aslında bunlar, minik buz parçalarından oluşan sirüs bulutlarıdır. Işık, bu kristallerden yansır. Ancak bu halkaların normalden belirgin olması, bir fırtınanın habercisi olabilir.

8-Çekilen deniz
Eğer bulunduğunuz plajda suyun hızlı bir şekilde çekildiğini fark ediyorsanız bu durum bir tsunaminin habercisi olabilir. Tsunamiler oldukça hızlı hareket ederler. Dolayısıyla deniz çekildiğinde gelen büyük bir dalga görmemeniz oldukça normal. Bunun sizi yanıltmasına izin vermeyin ve hızlı bir şekilde deniz seviyesindeki bölgelerden uzaklaşın.

9-Üzerinize koşan hayvanlar
Eğer hayvanların ve kuşların size doğru ilerlediğini fark ettiyseniz bu durum bir yangının habercisi olabilir. Bu durumda yapılabilecek en mantıklı şey hayvanların tahliyesine yardımcı olmak ve görevlileri aramak olacaktır.

10-Çatlamış kar
Eğer karın yüzeyinde çatlaklar görüyorsanız çığ tehlikesiyle karşı karşıya olduğunuzu söyleyelim! Bu çatlaklar, karın yavaş yavaş aşağıya kaymasıyla oluşurlar. Tabii çığ esnasında işler bu kadar yavaş işlemez! Hatta çığın hızı saatte 320 kilometreye ulaşabilir. Eğer çığa yakalanırsanız yapmanız gereken ilk şey yokuştan uzaklaşmak. O an kayak ya da snowboard kullanıyorsanız hızlı bir şekilde yokuştan inmeyi ve kenara geçmeyi deneyebilirsiniz. Çığdan korunmak için tercih edebileceğiniz bir diğer yöntem de bir ağaca tutunmak ve ardından karın içerisinde yüzerek dışarı çıkmak.

11-Güneş’in etrafındaki ışık patlamaları
Doğal işaretler arasında son işaretimiz olan ışık patlamalarıyla listemizi sonlandıralım! Güneşin etrafındaki ışığın her zamankinden farklı göründüğünü düşünüyorsanız bu durum bir çeşit güneş fırtınasının habercisi olabilir. Güneşin manyetik alanında yaşanan değişikliklerden dolayı ortaya çıkan bu fırtına, insanlar için hiçbir tehlike arz etmez. Tabii kimi zaman elektrik kesintilerine yol açtığını da söylemeliyiz!

KENDİMİ DEĞİŞTİRMEK İSTİYORUM DİYENLERE

“Kendimi Değiştirmek İstiyorum” Diyenlere 5 Öneri
Zaman zaman hepimiz içerisinde bulunduğumuz durumdan, yaşam şartlarımızdan, sahip olduğumuz standartlardan, yaptıklarımızdan, işimizden ya da çevremizdekilerden rahatsız olabiliriz. Hayatın normal akışı içerisinde bazı dönemlerde sıkılabilir ve farklı bir şeyler yapmak için arayışlara girebiliriz. Hayatımızı, belki de kökten ve baştan değiştirmek isteyebiliriz. Böyle durumlarda bireylerin hayatlarını ve kendilerini değiştirmeleri için göründüğü kadar kolay olmayabilir. Bu yazımızda sizlerle kendisini değiştirmek ve yeni bir yöne doğru yol almak isteyenler için önerilerimizi bulacaksınız.

Erken kalkan yol alır
Hayatın rutin akışı içerisinde artık birçoğumuz yapmak istediklerimiz, hedeflerimiz, hobilerimiz, sevdiklerimiz kısacası kendimiz için vakit bulamamaya başladık. Hayat artık o kadar hızlı akıyor ki birçok zaman bizler onun arkasından bakmak durumunda kalıyor ve hiçbir şeye yetişemiyoruz. Bunun önüne geçmek ve değişim için ilk adımı atmak adına kendinize biraz daha alan açmalı ve zaman yaratmalısınız. Buna ulaşmak için de yapacağınız şey erken kalkmak. Sadece sabahları birkaç saat erken kalkarak birçok şey için vakit yaratabilir, bu zamanı kişisel gelişim için kullanabilir ve değişim için çok daha fazla alanlara sahip olabilirsiniz.

İç sesinizi dinleyin
Çevrenizdeki herkes size öğüt verir, yol göstermeye çalışır ve hatta zaman zaman da işi biraz öteye taşıyarak hayatınıza karışır. Tüm bu çok sesliliğe belki iyidir ama kendinizi değiştirmek ve en doğrusunu bulmak için yapmanız gereken şey kendi içinizi dinlemektir. Sahip olduğunuz iç ses, yaşamınızın her anında size en doğruyu söyleyecek ve en iyi yönlendirmeyi yapacaktır. Hayatınızı değiştirmek üzere çıktığınız bu yolda kulağınızı iç sesinize verin ve onu dinleyin.

Bol bol okuyun ve yazın
Belki de hayatını değiştirmek isteyenlere verilen en klişe tavsiyelerden biri de okumaktır. “Yeni ve farklı bir şeyler okuyarak ufkunu açabilir ve kendini geliştirebilirsin. Böylelikle daha mutlu bir insan olmak için de huzuru bulabilir ve yeni bir şeyler öğrenebilirsin.” cümlelerini sıkça duymanız mümkün. Okumak, tıpkı bir zaman makinesine binmişsiniz gibi sizi çok farklı mekanlara, olaylara ve kişilere götürerek yepyeni dünyaları tanımanızı sağlar. Hayatınızı daha farklı bir konuma getirmek ve kendinizi değiştirmek için siz de mutlaka bol bol okumalısınız. Hatta buradan elde ettiğiniz izlenimleri ve hislerinizi de kağıtlara döküp yazmalısınız. Bu şekilde hangi noktada olduğunuzu hatırlayabilir, yaşamınız için küçük bir arşiv tutabilir ve geleceğe dönük fikir ve hedeflerinizi yazabilirsiniz.

Mücadele etmeyi göze alın
Birçok kişiye içerisinde bulunduğu kabuğu kırmak ve konfor alanından dışarı çıkmak ürkütücü gelir. Ancak değişim ve yenilikler için yeni tecrübeler, deneyimler ve alışkanlıkları ırmak önemlidir. Siz de kendinizi değiştirmek istiyorsanız bu deneyimlere, zorluklara ve mücadelelere hazır olun. Kazandığınız her mücadele ve bu yola attığınız her adım, sizi bugünden daha ileriye taşıyacak ve bambaşka biri olmanızı sağlayacak. Değişimden ve kozanızın dışına çıkmaktan korkmayın.

Rutinlerinizi değiştirin
Yaşamımız boyunca hepimiz bazı alışkanlıklar edinir ve bunlarla birlikte yaşamaya alışırız. Hatta belirli bir süre sonra bu rutinler öyle bir hal alır ki sanki tüm hayat sadece bunlardan kurulu gibi düşünür ve herkesin aynı olduğunu sanarız. Ancak değişim için rutinlerin dışına çıkmak ve farklı şeyler yapmak gerekir. Birçok düşünür aynı şeyleri yaparak aynı sonuçlara ulaşmayı beklemeyi tamamen yanlış olarak yorumlar. Bunun için siz de değişimin arifesinde rutinlerinizi gözden geçirin ve hangilerini tümden atabileceğinizi, hangilerini de değiştirebileceğini hesaplayın. Kendinizi değiştirmeye yine kendinizden başlayın.

İŞTE BİZİM HİKAYEMİZ

50’li yıllarda Demokrat Parti’yle hayata gözlerini açanlar. Tahta beşiklerde ninnilerle uyuyup, 60 ihtilâlinin ayak sesleriyle uyananlar. Çocukluğunu bu kargaşayla geçirip, 68 ‘de 18 yaşın heyecanıyla 68 kuşağının çilesini çekenler. Bu hikâye sizin.

Bizim o yıllarda çocukluğumuz hep sıkıntılarla geçmedi. Biz nedense ergenliğe geç girdik.
Çocukluğumuzu uzun yaşadık. Bizim oyun alanlarımız çoktu. Yemyeşil çayırlarda,bahçelerde
Evimiz kadar güvenli sokağımızda
Çeşit çeşit oyunlar oynardık.

Biz küçük şeylerden mutlu olmasını iyi bilirdik.
Uzun kış gecelerinde içilen semaver çaylarıyla,
Aile toplantılarının sıcaklığını hep hissettik.
O yıllarda komşuluk bağlarımızda güçlüydü.
“Bir maniniz yoksa akşam ANNEMLER size gelecek”.
Sözü bizi çok mutlu ederdi.

Karanlık günlerde önlüklerimiz karaydı ama,
Karanlıkları aydınlatan beyaz yakalarımız gibi
Umutlarımız,mutlu günlerimiz de vardı.
Kitaplarımızı,defterlerimizi itinayla kaplardık.
Tahtadan,
telden,
ağaçtan oyuncaklar yapardık.
Yaratıcı,
yetenekli ,
paylaşımcı ÇOCUKLARDIK.

Biz,
yuvarlak,
köşeli kurşun kalemlerimizle
Düz,
eğik,
süslü
italik
okunaklı yazılar yazardık.
Biz halk kütüphanelerine ,
Halk Evlerine giderdik.
Ne omuza asmalı deri,renkli çantalarımız
Ne
0,5 uçlarımız,
ne kokulu silgilerimiz vardı.

Tahta sıralı,varil sobalı sınıflarımızda
Kara tahta başı heyecanlar yaşardık.
Nohutlu,fasulyeli matematik derslerimiz.
Cin Ali serisi okuma saatlerimiz
Andımız,
Gençlik Marşımız,
Cumhuriyet şiirlerimiz
Sapanla kuş avımız,
derede yüzme yarışlarımız
Ömer Seyfettin ,Dede Korkut hikayeleri
Kafdağı arkasına uzanan masallarımız.
Battalgazi,Köroğlu Destanları
Uzun kış gecelerinde uyuklayarak dinlediğimiz
Babaların,Dedelerin askerlik anıları.

Amerikan yardımı süt tozundan hazırlanmış
Beslenme saatlerimizi unutmak mümkün mü?
Ya sabahları üzerine ”tereyağı” sürülmüş
Taze yumurtalı,pekmezli
sabah kahvaltılarımız.
Tarhana Çorbası’nın lezzetini nasıl unuturuz?
Pazar sabahları sıcak ekmek kuyruğunda
Buharı kokusuna karışmış pidelerden,somunlardan
Elimiz yana yana yediğimiz lokmalar…

Bizim Amerika’dan ithâl
herkesin okuduğu:
Teksas
Tommiks’imiz
Zagor’umuz da vardı.
Hayat,
Ses Mecmuaları,
Hürriyet’in ilâveleri
Radyoda Enosis-Makarios,
Vietnam haberleri
Arkası Yarınlarımız,
Liselerarası bilgi yarışmaları,
Bizimkiler,
Kaynanalar,
Radyo Tiyatrolarımız
Erkan Yolaç’la Evet-Hayır yarışmalarımız
Orhan Boran’ımızla Yuki’miz.
Hayatımızın bir parçasıydı.

Soğuk kış günlerinde,
buzlu yollarda
Tahta okul çantalarımızı
kızak yapar kayardık.
Bizim mahalle bakkalımız
Haydar Amca’mız
Yolunu hasretle beklediğimiz
postacımız
Bekci Hasan’ımız,
kasabımız,
manavımız
Aile fertlerinden biri sayılırdı.

Lâstik ayakkabıdan
naylon ayakkabıya
Bez toplardan
naylon toplara
Batarya pilli radyodan
ağır,
iri,
sandukalı
Dântel örtülü
Siyah-beyaz televizyona biz kavuştuk.
Gazocağından ”Aygaz”lı ocaklara
biz geçtik.
”Vita” yağı tenekelerinden
su kapları yapardık.

60’lı sıkıntılı yılların sonunda
Amerika Apollo 11’i Ay’a gönderirken
Bizim ilk yerli otomobilimiz
Anadol’umuz
Arkasından 124 Hacı Murat’ımız
O yıllarda bizim ne emniyet kemerimiz
Ne otomatik klimamız,
Cd çalarımız
Ne uzaktan kumandamız ,
ne oto alârmımız
Ne hava yastığımız ,
ne otoyollarımız vardı

Çatılarda daha iyi görüntü için!.
ölüm tehlikesiyle
Antenleri biz çevirirdik.
Gurundik,
Şaplorenz
Philips Marka
asker bavulu
televizyonlarda
Karlı ,
silik,
bulanık görüntülerden oluşan
Yerli diziler bizi mutlu ederdi.

Arnavut kaldırımlarındaki oyunlarımız
Gece muhabbetlerimiz,
cambazlı panayırlar
Topacımız, ( tendürük )
misketimiz,
uçurtmamız,
Gizlice içtiğimiz,
birinci,
bafra,
gelincik
Yaka sigaraları.
Pamuk Şeker,
Horoz şeker,
Şeker Elma,

Kâğıt helvalarımız
Uzuneşek,
Birdirbir,
Saklanbaç,
Komen,
Elim sende
oyunlarımız.

Hayatımıza renk katan,
bayramlarımız.
Biriktirdiğimiz bayram harçlıklarıyla gittiğimiz
Dönme dolap,
atlı karınca,
Langırt
Beş atış yirmibeş
çadır tiyatrosu.

İstop,
dokuztaş,
mendil kapmaca
Gazoz kapağı,
sigara kutusu,
bilye,
düğmelerle ( kopça )
Yaratılmış bir oyun dünyamız vardı
Yakan Top,
seksek,
çelik-çomak oyunları.
Okulda Yerli Malı Haftalarımız
Evde tasarrufa teşvik edici kumbaralarımız
Ada’ya barışı götüren Kıbrıs Harekâtı’mız
Sokakta
şeker,
yağ,
benzin kuyrukları.

Postahaneden yazdırmalı telefonlarımız
Pötükareli, muşamba kaplı odalarımız
Kestane pişirdiğimiz Kuzine sobalarımız
Mutfaklarımızda Tel Dolaplarımız
Duvarında günlük
”Saatli Marif” takvimimiz
Samimi,sıcak aile toplantılarımız
At arabası,
Hamal arabası,
süslü faytonlarımız
Austin,
Magirüs,
Ford
Opel
Chevrolet marka
Bagajı üstünde şehirler arası otobüslerimiz.

Futbol sahalarında Lefter’li,
Metin Oktay’lı
Şenol, Birol’lu
Kadri’li
Sanlı’lı
Kedi kaleci Varol Ürkmez’li
Can Bartu’lu
Sabri Dino’lu
Cemil Turan’lı
Metin Kurt,
Metin, Ali Feyyaz’lı
Unutulmaz derbi maçları.

Sinemalarda John Wayne’lı
Clint Eastwood’lu
Unutulmaz kovboy filmlerimiz
Beyaz Perdede
Ayhan Işık,
Belgin Doruk,
Kötü Adam Ahmet Tarık Tekçe
Gösel Arsoy,
Filiz Akın,
Fatma Girik
Ediz HUN,
Yılmaz Güney.

Müzeyyen Senar,
Behiye Aksoy,
Emel Sayın,
Zeki Müren,
Erkin Koray,
Berkant,
Erol Büyükburç,
Barış Manco ile dünya turu
AŞK dolu,
duygu dolu,
hüzünlü şarkılar.

70’li yıllarda muhtıralar,
sağ-sol çatışmaları.
Üniversitelerde
Kominist
Faşist suçlamaları.
Fabrikalarda DİSK-MİSK mücâdeleleri.
Grevler,
emeğin patronları,
sendika ağaları.
İdeolojilere kurban edilen zavallı işciler.
Okullarda
Devrimci
Ülkücü kavgaları.
Bölünmüş Öğretmenler,
taraflı polisler.
Ülkesine sahip çıkanlar
Bu arada yok olan gencecik fidanlar
Denizler,
Mahirler,
Hüseyinler,
Ulaşlar…
Taylan’lar
Bu öykü sizin.

Birbiri ardına devam eden
cenaze törenleri .
Romantizm ile terör arasına sıkışmış
Kayıp bir kuşağın çocuklarının savaşı .
Kardeş kavgaları,
siyasi cinayetler.
Kurtarılmış bölgeler,
okullar,
mahalleler
Yakılan,
yıkılan,
boşaltılan köyler
Deniz
Mahir
Hüseyin’in idamları
Akıl almaz işkencelere göğüs gerenler
68 kuşağının özgürlük savaşcıları.
Bu hikâye sizin.

Sonra Dallas
Köle Izaura
Yalan Rüzgarı
Cosby Ailesi
Uzay Yolu
Tatlı Cadı
Küçük Ev
Amerika
Avrupa
Berazilya dizileri
Beatles
Rolling Stones
Boney-m
Adamo
Amerika,Avrupa hayranlığı derken,
Hippiler,
bitli turistler,ansızın girdi hayatımıza.
Benliğimizi yavaş yavaş kaybetmeye başladık.
Cola
adidas
bulujin,
Rak-Rok-Pop merakıyla
Unutuverdik kendi müziğimizi,
öz değerlerimizi
Türküleri
Bozlakları
Halk Oyunlarını,
Destanları,
Hikâyelerimizi.

Sonra 80 de 12 eylül sabahı
Hasan Mutlucan’la uyananlar
Tutuklananlar,
göz altına alınanlar
Akıl almaz işkencelere uğrayanlar
Bedenlerini,
ruhlarını kaybedenler
Yeni idamlara,
haksızlıklara şahit olanlar.
Gönülden yaralanıp
gençliğini sürdürenler.

Bu öykü sizin.

Ulusal değerlere
biz sahip çıktık.
İstanbul’da Amerikalıları Dolmabahçe’den
Biz denize döktük.
Bağımsızlık sevdâlısı
vatansever gençlerdik.
ÖSS ‘yi bilmezdik ama,
gece en son 23.00 de
Radyodan puanları dinler erken davranmak için otobüslerle
Geceden yola çıkardık.
Eğitimin çilesini de biz çektik.
Ülkesini ölesiye seven de bizdik.

Erkeklerde İspanyol paça pantolonlar
Geniş gösterişli kravatlar,
uzun saç ve favoriler
Siyasi görüşe uygun,
yukarı-aşağı,
kalın bıyıklar
Deri çizmeler,
asker postalları,
Parkalar,
kalın kemerler,
palaskalar,
kalpaklar
Arka çepte ince dişli taraklar,
yuvarlak aynalar
Gömlek çeplerinde gelincik,
bafra sigaraları

Kızlarımızda
lüle lüle saçlar,
allıklar,
küpeler
Her genç kızın rüyası!..
Zetina dikiş makinası reklâmları
İnce belli mantolar,
yüksek topuklu rugan ayakkabılar
Döpiyesler,
jarseler,
koyu kırmızı rujlar,
kalın kemerler
Doğal güzellikler,
tabii kokular,
masumâne bakışlar.
Kınalı eller,
ahh…ah o ince beller…

Biz anne-baba sözü de dinlerdik.
Çoğumuz görücü usulü ile evlendik.
Kim ne derse desin,
Hâlâ devam eden çok mutlu
evlilikler kurduk.
Sevmesini de sevilmesini de iyi bilirdik.
Leylâ’yı bilir,Mecnun’u anlardık.
Bizim ne unutulmaz AŞKLARIMIZ vardı.
Mevsim mevsim yaşadık duygularımızı
Şarkılarda sever
şarkılarda ayrılırdık.

Bizim mektuplarımız renkli kâğıtlara yazılmış
Kendi el yazımızla,
göz yaşı dökülmüş,
Aşk mektupları,
asker mektupları
Gül kokulu,
duygu dolu,
gözyaşlarıyla ıslanmış
İçinde bir tutam saç,
bir küçük el izi,
dudak izi taşıyan mektuplar…

Ahh…
Biz neydik ne değildik.
Romanlara konu hayatların sahibiydik.
Biz o yıllarda iyi ki vardık.
Bütün olumsuzluklara rağmen
Mutlu bir çocuk,sevdalı birer gençtik.
Biz 2000’li yıllarda yine varız.
Biz 60 ‘larda çocuk,
biz 70’lerde gençtik
Biz 80 ‘lerde ihtilâli,
biz 90’larda ekonomik krizleri
Bir kez daha yaşayanlarız.

Şimdi teknolojik gelişmelerle dolu 21.Asrı yaşıyoruz.
Kredi kartı,
bilgisayar,
internet,
cep telefonu
Süper market,
mp 3 çalar,
dizüstüler,
plâzmalar
Artık o kokulu,duygu dolu
uzun mektuplar yok
AŞKLAR yok oldu,
duygular kısaldı,
sembôl oldu
Gençlerin iletilerinde
”nbr”,
”by”,
“slm” kısaltmaları.
Cep telefonlarında kısa mesaj çılgınlıkları.

Nerede meyvasını elimizle topladığımız ağaçlar?
Korkusuzca oyunlar oynadığımız sokaklar…
Nerede o sözünün eri
yağız delikanlılar..?
Vefalı dostluklar,ölesiye arkadaşlıklar
Nerede utangaç al yanaklı kızlar..?
Saflık,
doğallık,
bağlılık nerde…?

Bu nedenle ÇOCUKLUĞUMU özlüyorum.
El yapması oyuncaklarımı,
Uçurtmamı,
yaralı dizimi,
ANNEMİN ninnisini
Kâğıt helvayı,
bakkalın sakızını
Bahçedeki kiraz ağacını özlüyorum.

Ya şimdiki çocuklar!..
çoğu internet başındalar
Fesfutlarda süper menülerle beslenerek
Bilmem hangi yabancı müziği
indirip dinliyorlar
Cep telefonlarına,bilgisayarlarına sarılmış
Çoğu kilolu,
renkleri uçuk,
dişleri bozuk
Teknoloji çağını yaşıyorlar.

Artık 20.asır gerilerde kaldı.
Çocuktuk genç olduk,
baba olduk,
dede olduk.
Ne bâdireler atlattık,
yıkılmadık ayakta kaldık.
Artık yaşadığımız kadar yaşayamayacağımızı,
Bir bu kadar daha ömrümüzün
olmadığını biliyoruz.
Olsun iyiki o yılları gördük,
o hayatları yaşadık.

Pişmanlık mı asla!..
Sadece o doludizgin unutulmaz yılları
Özlüyoruz…
Verseler aynı hayatları yeni baştan
Büyük bir keyifle yaşamak isteriz.
İşte!.. bu bizim hikâyemiz..

1950-2018

Alıntı
Coşkun Demirçelik
Edebiyat Öğretmeni

MÜMKÜNSE BİRLİKTE İÇMEYİN

Mümkünse Birlikte İçmemeniz Gereken 14 Kişi

Farkındayız, bir duble rakı eşliğinde Müzeyyen Senar (olmadı Ahmet Kaya) dinlediğimiz günler, yerini “nolacak bu memleketin hali” endişelerine bıraktığından beri kadehlerin, mezelerin de pek eski tadı tuzu kalmadı. Arada üç beş arkadaşımızla bir araya gelip bir şeyler içmek istesek, 68 kuşağından hiçbir farkımız kalmıyor. Siyasetten başımızı kaldıramadığımız, iki buçuk saatte bir gündemin değişti şu günlerde mevzu da bitmiyor. Biz yine de herşeyin eski tadını yakalayacağı günleri düşleyerek (en kötü önümüz yaz yani), asla birlikte bir şeyler içmemeniz gereken 14 kişiyi sıralayalım.

1 – 68 kuşağı veteranları
Bunlarla geleceğiniz nihai nokta, Deniz Gezmiş anısı dinlemektir. Niye? Çünkü “Deniz o ara bi kaç gün de bizde saklandı…“. Daha önce bu hikayeyi 1500 farklı yerde de dinlemiş insanlar olarak; kendinizi “Deniz Gezmiş her bir 68‘linin evinde 3 gün saklansa bu hesapla 20 yıl falan kaçabilmiş olması lazım. Helal olsun…“ gibi hesaplar yaparken bulabilirsiniz. Masada kendi gibi bir kişi daha varsa muhabbetin sonunun küfürlerin havada uçuştuğu bir ideolojik tartışmaya varması nerdeyse kaçınılmazdır.

2 – Sevgilisinden yeni ayrılmış yaralı ceylan
Bu familyanın en yoran özelliği gece boyu kana karışan alkol miktarına ve çalınan müziğe bağlı olarak bir ruh halinden öbürüne keskin geçişlerle savrulmasıdır. “Koyayım g.tüne o kim ki!”yle “ben onsuz yaşayamam” arasındaki sert dalgalanmada tam olarak hangisine kafa sallayacağınızı bilemez, arada harcanan siz olursunuz. Anlatmaya başlasa esir alır, sussa konuşturamazsın. Zaten en erken 1. en geç 3. kadehin sonunda kesin ağlar. Ayrılık acısıyla mekanda yazmaya musait kim varsa sırayla yazar, dışarıdan tam bir ruh hastası gibi göründüğünden herhangi bir sonuca ulaşamaz ve gecenin ilerleyen saatlerinde içine kapanıp elindeki cep telefonunun sms ekranına bi şeyler yazıp siler. Bırakıp gitsen gidemezsin, yüreğin sızlar. Tek çözümü mümkünse ondan daha hızlı bir şekilde sarhoş olup acıyı hafifletmektir. Kolay gelsin…

3 – Gelenekçiler, adap diktacıları
Daha masaya gelir gelmez “Aa ama meze söylemişsin, söylenmez. Karpuzunu, peynirini söyler diğerlerinin gelmesini beklersin” ile açılış yaparlar. Bu adamların, rakıya buz attığınızda yaşadığı paniği, AVM’de yavrusunu kaybetmiş annede bulamazsın. Gece boyunca bir workshop edası ile rakı içip masada yaptığın her hamlede doğrusunun gösterilmesini istemiyorsan, bu elemanlardan da uzak dur.

4 – Devamlı Antibiyotik kullananlar
Bir önceki haftadan içmek için programlanmış, rezervasyon ayarları ile heyecan yaşayan bünyenize ve hafta sonuna kadar stabil tutulmuş midenize arsenik etkisi yapan insanlardır. Masada tek içen siz olduğunuz için kendinizi alkolik gibi hisseder, “çay var mı?” sorusuna gözlerini belertip “hımm bi mutfağa sorayım” diyen garsonla durduk yere papaz olmanıza sebep olurlar. Muhabbetleri çekilmez, zaten erkenden de uykuları gelir.

5 – “Eee buradan nereye akıyoruz?“ ekolü
Kıçlarının üzerinde oturma genlerinden yoksun olarak dünyaya gelmiş bu arkadaşlar, gidilen mekanda insana iki dakka huzur vermezler. Sürekli diken üstünde duran vücut dilleri ve “Ee hep burada mı oturacağız yeaa“ sorularıyla gecenin ilerleyen saatlerinde hangi ortamlara akılacağını sorgularlar. Kimseden ses çıkmazsa ”Abi Karaköy’de Bokvar diye bir yer açılmış. Acaip hip bi mekan…” diyerek kendi önerilerini getirirler. Başta da söylediğimiz gibi bu arkadaşlarla mümkün mertebe aynı ortamda içmeyin, diyelim içtiniz, başka mekana geçme önerisi geldiği anda “ok abi yalnız bi akadaşa uğriycam yarım saate orada buluşalım“ diyerek kendisini postalayın. Yoksa ilerleyen saatlerde kendinizi barmen, garsonlar ve bodyguard dahil toplam 14 kişinin olduğu Bokvar‘da ”Ya bugün biraz boş galiba, yoksa normalde adım atılmıyor” cümlesini duyarken bulabilirsiniz.

6 – Tavşan gibi içenler
Masada gece boyu “ooo hadi oturmaya mı geldik, vur vur” sözleriyle kendini ele veren tavşanlar, atletizmdekine benzer rollerini içkili ortamlarda da sürdürür ve kitleyi belli bir hızda içmeye ayarlarlar. Gece 12 sularında ortadan kaybolup çiçek gibi eve giden tavşanlar, geride ne yapacağını bilmeyen, sarhoş oldu olacak kitleler bırakırlar. Sabah dinç uyanırlar, gece geç yatmazlar.

7 – Çorbacı hayaliyle yaşayanlar
Aslında alkolle öyle çok da bir ilgileri yoktur. Saat 7 sularında oturdukları masada tek odaklandıkları konu mekandan çıktıktan sonra gidilecek işkembecidir. O an için yaşarlar. Ara ara “beyler çorbaya gidiyoruz di mi bak” sözleriyle hedeflerini hatırlatır, gecenin sonunda da “ooh valla nefisti” diyerek çileli bekleyişlerinin boşa çıkmadığını ilan ederler. Sarhoş bünyenizin karşısında “abi damardan tuzlama bir hayvandan ancak şu kadarcık çıkıyor bak” benzeri çorba övmeleriyle bilinirler.

8 – “Bi ara buluşup bişeyler içelim”ciler
Bu adamlarla muhtemelen yolda karşılaşırsın ama sana sundukları bu teklife kanarsan, uzun vadede neden bu adamla daha önce de buluşmadığını hatırlarsın. En sıkıcı sohbetlerin şahı genelde bunlardır. Dikkat ettiysen, karşılaştığında da yanında kimse yoktu… yaaa…

9 – “Bak bir büyük içtik, hanımla ben çupra yedik, Engin levrek söyledi, 4 meze, tatlı…ne verdik tahmin et?”çiler
Genellikle Fenerbahçe Orduevi etrafında bulunurlar. Kitlenin önemli bir kısmı emekli subaylardan ya da içki içmek için çalıştığı dairenin lokalini tercih edenlerden oluşur. Kendi hallerinde insanlardır. Sürekli yenilen içilenin hesabını yapıp aynı sofranın bambaşka mekanlardaki maliyetiyle karşılaştırma yaparlar. “Tahmin et ne verdik?” sorusuna doğru yanıt verdiğinizde yüzlerindeki hayal kırıklığı uzaydan bile görülebilir. Emin olun sizinle birlikte içtikleri o geceyi de bir başka ortamda gururla anlatacaklardır. 3’le, 7’yle, 11‘le bölünebilme kurallarına hakimdirler, masaya gelen hesabı anında üleştirebilirler.

10 – İçtikçe kurulanlar
En tehlikeli tiplerdir. Normal şartlarda dünyanın en sakin, en sessiz, en utangaç tipleri iken içtikçe karakter değiştirir dark side’a geçerler. Sürekli geçmişten gelen bitmeyen bir hesaplaşmaları vardır. Gecede aynı mevzuyu evirip çevirip en az 8 kere anlatırlar. Konuya ilginizi kaybettiğinizi anladığı anda durduk yere hedef değiştirip size kurulabilirler. Böyleleriyle içmemek en aklıselim davranıştır. Ama oldu da denk geldiniz; muhakkak önceden anlaşmanızı yapıp cep telefonuna el koyun. İşler çığrından çıktığında sokak ortasında bırakıp kaçmaktan çekinmeyin.

11 – Zamanında Güzel Marmara’yı gazozla içenler
Parasız öğrencilik dönemlerinin çok da ilginç olmayan içme anılarından bahsetmekten yılmayanların oluşturduğu kitledir. Kah kötü şaraba gazoz kattıkları anıları, kah limonataya kolonya damlattıkları hatıraları bitmek bilmez. 42 yaş dolaylarına dek hangi finalde nasıl kopya çektiklerini bugün yaşanmışçasına anlatabilme potansiyelleri mevcuttur.

12 – “Çile bülbülüm Alllaaaah!“ korosu
Ha, bu arkadaşlar da sizi gittiğiniz fasılda rezil etme kapasitesine sahip, aslında zararsız ancak epey rahatsız edici familyadandır. “Şarkının sözlerini biliyor muyum?”, “sesim bu şarkının nakaratına yeter mi yoksa götümden mi çıkar? gibi sorgulamalara hiç girmeden ne çalınırsa bağıra bağıra, kafayı ve kadehi asenkron şekilde sallaya sallaya eşlik ederler. Tahmin edebileceğiniz üzere Çile Bülbülüm’ü duyar duymaz yerden 5 cm havalanmaya başlayarak ”çileeeeeeeeeee” demeye başlayan arkadaşınız yere inmeden o mekandan kaçabiliyorsanız, kaçmaya bakın…

13 – Boğma rakı yöreselcileri
“Asıl var ya Adana’da bir boğma rakı içtim” cümlesiyle başladıkları sohbet, sizi önünüzdeki 3 saat boyunca sadece kafa sallayabildiğiniz bir sürece itecektir. 80’lerin küçük numaralı rakı şişesi bulma telaşından bahsetmezlerse ölebilirler…

14 – “Olum gerçek absinth içtim lan”cılar
İnanmayınız, itibar etmeyiniz… Tek marifetleri hayatlarının bir döneminde Amsterdam’da bulunmak olan bu kitle hiç öyle güzel müzel içemez. En fazla interrail yapılır bunlarla…

DÜNYA İNSAN HAKLARI GÜNÜ

Bizler çoğu kez insan hakları üzerine konuşuyoruz.
Ama aynı zamanda insanların hakları üzerine de konuşmalıyız.
Diğerleri lüks otomobillere binebilsin diye neden bazı insanlar çıplak ayaklarıyla yürümek zorunda?
Diğerleri 70 yıl yaşasın diye neden bazı insanlar 35 yıl yaşamak zorunda?
Diğerleri müthiş derecede zengin olsun diye neden bazıları berbat bir şekilde yoksul olmak zorunda?
Ben, bir parça ekmeğe bile sahip olamayan dünya çocuklarının adına konuşuyorum.
Fidel Castro

MERAK EDİLEN SORULAR

Yüzyıllardır İnsanlığın Kafasını Kurcalamayı Başarmış Soruların Cevabını Merak Ediyor musunuz?

Önce tavuk mu yumurtadan çıktı, yumurta mı tavuktan?
Aslında daha eskiden daha sıklıkla gündeme gelen bir soruydu fakat zamanla yerini yeni sorulara bıraktı! Peki cevap nedir? Darwin ve modern biyologlara göre, önce var olan yumurta olmuştu. Mesele şu ki, binlerce yıldır bir tavuğa dönüşmekte olan türler herhangi bir yerde ortaya çıkamazdı: yaşamın başlangıcı onlar için daima bir yumurtada gerçekleşecekti.
Zamanla, antik çağlarda bildiğimiz kuş şimdi yakından tanıdığımız tavuğa evrildi. Bu değişiklikler ise yumurtada embriyo aşamasında meydana geldi. Tek bir yumurta ise, insan ırkına o günden sonra tavuğun var olmasına sebep olacak hayvanı çıkarttı.

Parlak bir ışığa baktıktan sonra gözümüzde oluşan o benekler neden?
Gözlerimize parlak bir ışık geldiğinde, retinanın fotoreseptörleri geçici olarak gerilir. Böylece, kısa bir süre boyunca başka hiçbir şeye tepki gösteremezler ve normal hale döndükten sonra, noktalar bize aslında görmüş olmamız gereken ışığı gösterir. Bilim insanları, karanlık bir alandan aydınlık bir alana geçerken bir gözümüzü kapatmamızı tavsiye ediyorlar. Bu şekilde gözlerinizi parlak ışığa hazırlamış olursunuz ve o noktalar daha kolay kaybolur. Bir rivayete göre, korsanların göz yamalarını takmasının nedeninin bu olduğuna inanılıyor.

Zebralar siyah mı yoksa beyaz mı?
Aslında, zebralar beyaz çizgili, siyah atlardır. Şeritler, seçici pigmentasyon adı verilen genetik bir olay sayesinde ortaya çıkar. Siyah renk temel pigmenttir ve siyah rengin olmadığı yerlerde beyaz çizgiler ortaya çıkar. Geçmişte bilim insanları bu çizgili yapının daha az sayıda avcıyı zebralara çektiğine inanıyordu fakat bu teori tam olarak kanıtlanamadı. İngiliz bilim insanları ise bir araştırma sayesinde, siyah beyaz çizgili bu atlara daha az sayıda at sineği geldiğini ispatladı.

Kedim bazen boşluğa dikkatli bir şekilde bakıyor? Hayaletleri mi görüyor?
Aslında kediler uzun süreli olarak bir noktaya baktıklarında sıklıkla kendilerini uykuya hazırlıyorlardır. Başka bir sebebi ise oradan gelen bir koku almış olmalarıdır. Kedilerin koku alma hissi oldukça kuvvetli olduğundan, kokunun geldiği tarafa bakıp oradan bir hareket ya da ses gelmesine odaklanırlar.

Bukalemunlar nasıl renk değiştirir?
Bir bukalemunun derisinde farklı pigmentler içeren kromafor-hücreler bulunur. Ayrıca hücreler, tüm pigmentlerin eşit şekilde dağılması için yeterince büyüktür. Bu nedenle, bir bukalemun rengini değiştirmek istediğinde, bu hücrelerin diğer parçaları sıkışır ve renkler hücrenin merkezine doğru itilir. İlginçtir ki, siyah, kahverengi, kırmızı ve sarı tonları, derilerinin dış katmanında bulunan kromaforlar tarafından oluşturulur ve mavi renk daha derin katmanlara gizlenir.

Neden bazen daha çok dedemize, ya da büyükannemize benziyoruz?
İnsan genleri baskın (güçlü) ve resesif (çekinik) olabilir. Örneğin, kahverengi gözlü 2 ebeveynin mavi gözlü bir çocuğu olursa, bu aslında olağanüstü bir şey değildir. Sadece ebeveynlerin çekinik mavi göz genine sahip oldukları anlamına gelir. Yani eğer uzak akrabalarımızdan bazılarına daha çok benziyorsak, son nesillerde, bu genlerin baskın genlere karşı savaşı kaybetse de, şimdi baskın hale geldikleri anlamına gelir. Bu arada, bir ailede zaman zaman çocuklardan birinin annesine, diğerinin de babasına benzemesi söz konusudur. Bu da kardeşlerin bile farklı bir gen kombinasyonuna sahip olabileceğini kanıtlar.

Kısa öğle uykuları neden uzun uykulara göre daha çok işe yarar? Çok uzun uyuduktan sonra neden kendimizi kötü hissederiz?
Aslında uykudan sonra kendimizi nasıl hissettiğimize dair birçok etken bulunur. Kötü beslenme, fazla kahve tüketimi, enerji içecekleri içmek, az su içmek, yeterli fiziksel aktivite yapmamak bunlardan bazılarıdır. Ayrıca geç yattığınız zaman ne kadar uzun uyusanız da dinlenemeyebilirsiniz. Vücut bir süre sonra melatonini sentezleyemez ve bu vücutta birçok soruna yol açar. Gece 12’den önce yatmak, her gece hemen hemen aynı saatte uyumak ve bol bol egzersiz yapmak uyku sağlığı için oldukça önemlidir. Gündüz dinlenmek için ise uykularınız yarım saati geçmemelidir. Çünkü derin uyku evresinden çıkmak zordur ve daha yorgun hissetmenize yol açar.

Yaşlandıkça neden zaman daha hızlı geçiyor gibi geliyor?
Amerikalı bilim insanlarına göre, zaman algısı çok özneldir ve bu tamamen beyin fonksiyonunun hızına bağlıdır. Daha genç yaşlarda, beyin bilgiyi hızlı bir şekilde alır ve işler, bu nedenle zamanın yavaş olduğu izlenimini altında kalmamız kaçınılmazdır. Yaşlandıkça ise beyinde yavaşlama olduğu için zaman daha hızlı akıyor gibi gelebilir. Fransız filozof Paul Janet, öznel zaman algımızın karşılaştırmaya dayandığından bahsetmişti: yani bir ay ya da bir yılla ömrümüzün zamanını karşılaştırıyoruz. Zamanın çok hızlı geçtiğini hissetmemek için, psikologlar meditasyon yapmayı, yeni şeyler denemeyi, seyahat etmeyi, günlük tutmayı ve yeni insanlarla tanışmayı önermektedir.

Neden deja-vu yaşıyoruz?
Deja-vu bir olayı yaşarken onu daha önce de yaşamış olduğumuz hissine kapılmaktır. Freud ise bunu geride bıraktığımız bir travma ya da gizli bir arzu olarak değerlendirmiştir. Modern nöro-bilimciler bunun beynin bazı bölgelerinde stres, yorgunluk veya toksikasyondan kaynaklanan kısa süreli bir işlev bozukluğu olduğunu düşünüyor. Beyin bu noktada yeni deneyimleri eskide olmuş gibi ele alır. Bunun yanı sıra, bir durum bize hafızamızda saklanan bazı olayları hatırlattığında daha tanıdık gelebilir. Eğer Deja-vu etkisini sık sık yaşıyorsanız, ciddi bir sağlık sorunun göstergesi olabileceği için bir doktora görünmeniz tavsiye edilir.

Kahkaha atmak ya da gülmek nedir ve neden güleriz?
Bilim insanları, kahkaha atmanın 2-3 milyon yıl önce ortaya çıktığına ve kısa bir ifade gibi göründüğüne inanmaktadır. Güldüğümüzde yüzümüzdeki 80 kas bu işleve dahil olur. Kahkaha, beynin birkaç bölgesi tarafından başlatılan bir motor fonksiyondur ve birkaç bileşenden oluşur: diyaframın kasılması ve ses çıkarma ve ayrıca mutluluk hissi ve “espiriyi anlıyorum” hissi. Kahkaha, dehşete kapılma hissi ve korku gibi diğer duygulardan da kaynaklanabilir. Ancak, kahkahaların ömrümüzü uzattığının söylenmesinin bir nedeni var, bilim insanlarına göre, 15 dakikalık kahkaha, ortalama bir çikolatadaki miktarda kalori yakabileceğini söylüyor. Kahkaha, yaratıcı yeteneklerimizi geliştirir, astım ve bronşiti tedavi etmemize yardımcı olur ve hatta kanser hastası kişileri olumlu etkilediği için pozitif bir etki yaratır.