Minimalizmi Hayat Felsefesi Olarak Belirlemeniz İçin Atmanız Gereken 21 Adım

Minimalizmi Hayat Felsefesi Olarak Belirlemeniz İçin Atmanız Gereken 21 Adım
Gardırobunuza bakıp ne giyeceğinizi seçmeye saatlerinizi harcadığınız halde yine de “Giyecek hiçbir şeyim yok!” mu diyorsunuz?

Toz alırken tek tek tüm bibloları kaldırıp indirmekten gına mı geliyor?
Yazlıkları, kışlıkları, battaniye ve pikeleri evin neresine sokacağınızı şaşırıyor musunuz?
Sürekli yapmanız gereken şeyleri düşünüp ama yapmayıp kendinize mi sinirleniyorsunuz?
Gün içinde nereye koşacağınızı, kaça bölüneceğinizi şaşırıyor ve “Neden gün 24 saat ki!” diye sinirleniyor musunuz?
Sosyal medya profillerinizden gün içinde bir sürü ileti, e-posta mı alıyorsunuz?
O sosyal medya kanallarından aslında çok da umurunuzda olmayan ya da sizi üzen insanların tatilde çektiği ayak fotoğraflarından sıkıldınız mı?
Ormanları, doğayı seviyorsunuz ama tükettiklerinizi düşününce vicdan azabı mı çekiyorsunuz?
Eğer bu soruların pek çoğuna “evet” dediyseniz, minimalizm ile tanışma zamanınız gelmiş demektir.
İnsanlık tarihinde başarılı olmuş insanların hayatlarında minimalizm tercihinin tesadüf olmadığını görmek zor değil. Steve Jobs yıllarca aynı kıyafet kombinini giymiş. Einstein da minimalist düşüncenin destekçilerindenmiş. Stiliyle ikonlaşmış kişiler ya da moda tasarımcıları da genelde tek tip giyinir, dikkat edin. Demek ki bu insanların bir bildikleri var!

  1. Şu mottoyu bir yere yazın: “Daha az eşya, daha çok anı!”
    Ne kadar çok eşyanız olursa, o kadar çok onların bakımına, temizliğine, düzenlenmesine, saklanmasına zaman ve para ayırmanız gerekir. Bir düşünün; en çok gitmek istediğiniz ülkeye bir seyahat yapabilmeyi ve bir ömür hatırlayacağınız anılar biriktirmeyi mi tercih edersiniz yoksa bir süre sonra eskitip atacağınız yeni bir eşya satın almayı mı?
  2. Tarzınızı ve ihtiyaçlarınızı belirleyin.
    Bu çok kolay bir adım değil. Zamana ihtiyacınız var. Yaşam tarzınızı düşünün; otobüsle işe gidip geliyorsanız onca topuklu ayakkabı niye? Ya da Ankara’da yaşıyorsanız neden dolabınız mayo dolu olsun? Sevmediğiniz ya da kırk yılın başı giyeceğiniz şeyleri sırf moda diye -bkz. göbeği açık bluz- satın almayı bırakın. En sevdiğiniz renkleri belirleyin ve onların dışına çıkmayın. Bu konuda nötr renklere güvenin; siyah, beyaz, bej, gri gibi nötr renkler ve dümdüz, desensiz giysiler daima kurtarıcıdır. Sizin için kullanışlı olacağını düşündüğünüz giysilerin bir listesini yapın. Bakın, Audrey Hepburn sadece simsiyah bir kıyafetle ne kadar da zarif şu fotoğrafta. Niye? Çünkü o Audrey Hepburn. Şaka şaka, çok yalın olduğu için zarif diye örnek verdik.
  3. Bütün dolabınızı indirip tek tek eleyin.
    Evet. Üşenmeyin. İndirin o dolabı. Alıp da son 1 yıldır hiç dokunmadığınız şeyler, bir nedenle sizin işinizi görmüyor, mutlu etmiyordur. İlk başta biraz zor gelebilir ama acımayın; son bir yıldır giymediyseniz, muhtemelen önümüzdeki yıl da giymeyeceksinizdir. İyi durumda olanları yıkayın, ütüleyin, onarın ve sizden daha fazla ihtiyacı olan birilerine verin. Verdiğiniz giysilerin nesini sevmediğinizi de bir yere not edin: tam olmuyordu, kumaşı rahatsız geldi, desenini sevmedim vs. diye. Daha sonra bu listeye de ihtiyacınız olacak.
  4. Listesiz alışverişe çıkmayın.
    Daha önce yazdığınız o iki liste var ya? Hah, alışverişe giderken işte onu yanınıza alın. Böylece gerçekten işinize yarayacak olanları satın almış olacaksınız. Sadece işe yarayan şeyleri satın aldıktan sonra, diğerlerine aslında o kadar da ihtiyaç duymadığınızı fark edeceksiniz. Kendinize hakim olun! Fuşya rengi moda olabilir ama listenizde yoksa seneye çöp olacak demektir.
  5. Daha az satın alın, ama daha iyisini alın.
    Böylece zamanla daha az satın almaya başlayacaksınız; daha az satın almak demek, daha fazla para biriktirebilmek ve daha az borca girmek demektir. Karın tokluğuna çalıştırılan zavallı Çinli işçiler tarafından üretilmiş ve ucuza satın aldığınız 10 tane polyester bluzunuz olacağına, 2 tane daha pahalı ama daha etik şartlarda üretilmiş ve doğal malzemeden yapılmış bluzunuz olsun.
  6. Son 4 maddeyi, evinizin diğer alanları için de uygulayın.
    Mutfak dolabını açınca üzerinize yığılan yüzlerce saklama kabı, cici bulup aldığınız ama kullanmadığınız on farklı kek kalıbı, hediye gelen ama desenini sevmediğiniz o bardak seti, artık dinlemediğiniz CD’ler, bitirdiğiniz ve bir daha okumayacağınız kitaplar, bir ara heves edip aldığınız ve depoda tozlanan boks eldivenleri… Hepsini bir köşeye ayırın. Atılacakları da atın (pilleri ve elektronikleri normal çöpe atamazsınız, aman dikkat!).
  7. “Armağan Ekonomisi” ile tanışın.
    Emin olun, ayırdığınız bu eşyaların hepsine sizden daha fazla ihtiyaç duyan birileri vardır. Bunları verebileceğiniz yerleri araştırın. İnternetten, “Armağan Ekonomisi”, “Hediye Çemberi”, “Takas Pazarı” gibi terimleri inceleyin ve oluşumlara katılın. Pahalı ürünler ise, ikinci el dükkanlarına satabilirsiniz ya da internetten satıp kara geçebilirsiniz!
  8. Eşyalara uyguladığınız bu adımları, şimdi de yaşamınızın diğer yanlarına uygulayın.
    Aynen bu şekilde bir taşın üstüne oturup (taş soğuk olmasın) düşünün. Nelere vakit ayırıyorsunuz? Hangi ilgi alanlarına ya da hobilere sahipsiniz? Facebook’taki insanların kaçıyla görüşmekten gerçekten keyif alıyorsunuz? Kariyer planlarınız ne? Kendinize gün içinde boş vakitler yaratın ve bu konuları iyice bir düşünün. Acaba yüzlerce oyuncak ayı satın almanızın altına yatan esas ihtiyaç, birilerinden şefkat görmek miydi?
  9. İyice düşündünüz mü? Güzel. Şimdi kullanmadığınız tüm sosyal medya hesaplarını kapatın.
    Üşenmeyin, hepsinden bir bir çıkın. Sadece en çok kullandığınız 1-2 tanesi dursun. Onlarca blog açtıysanız onları da kapatın. Aklınız kalmasın oralarda. Hem her gün gelen güncelleme mailleri yüzünden gelen kutunuz da dolmaz.
  10. Sosyal medyada “arkadaş detoxu” yapın.
    “Kalsın” dediğiniz hesapların içinden, “arkadaş detoxu” yaparak aslında çok da görüşmek istemediğiniz insanları silin. Oh… Zor oldu ama yaptınız. Artık Maldivler’e gidip ayak fotoğraflarını gönderen ama aslında sizi hiç arayıp sormayan o gıcık tipten kurtuldunuz. Listenizde sadece, gerçekten önemsediğiniz ve sık sık görüştüğünüz insanlar var. Bir gün size gelip de “neden sildin?” diye soracaklarını sanıp korkmayın. Sormayacaklar. Zaten umurlarında değildiniz.
  11. E-postanızı, SMS’lerinizi, telefon rehberinizi de temizleyin.
    İlgilenmediğiniz yerlerden gelen onca reklam, onca mesaj, rehberinizi işgal eden onca şey… Ne gerek var? Bunların hepsi zihnizi siz farkında olmadan çok yoran ve dikkatinizi dağıtan şeylerdir. Silin veya abonelikten çıkın.
  12. Bütün sorumlulukları üzerinize almak zorunda değilsiniz.
    Her yere yetişmek zorunda değilsiniz. Mükemmel olmak zorunda değilsiniz. Evinizi bal dök yala yapmak, her akşam okuldan çocuğu kendiniz almak, üniversitede çift dal yapmak zorunda değilsiniz. Ana ihtiyaçlarınızı ve gerçekten ne yapmak istediğinizi belirleyin ve zorunlu olanlar için size yardımcı olacak birilerini bulun. Tüm sorumlulukları üzerinize alırsanız, insanlar size yardımcı olmaları gerektiğini anlamayabilirler.
  13. Toplumun sizden beklediği her şeyi, ideal şekilde yapmak zorunda değilsiniz.
    Herkes size “artık evlen” diyor ama siz belki de dünyayı gezmek istiyorsunuz. “Çocuk yap” diyor ama siz hazır hissetmiyorsunuz. “Daha müdür olamadın mı” diye soruyor ama siz bambaşka bir kariyer istiyorsunuz. Tüm bunlar arasında gidip gelip kendinizi sorguluyorsunuz. Bırakın insanların düşüncelerini… Bu hayat sizin hayatınız. Onu hiç kimsenin isteklerine göre yaşamayın.
  14. Hobileriniz için hırs yapmayın.
    Hem süper bir müzisyen, hem müthiş bir aşçı hem acayip bir buz pateni sporcusu olmak zorunda mısınız? Veya olmak için kendinizi ne tür bir strese sokuyorsunuz? Halbuki çok basit şeyler bile insanı mutlu edebilir. Doğada yürümek, arkadaşlarınızla vakit geçirmek, müzik dinlemek… İlgilendiğiniz hobileri gerçekten zevk aldığınız için mi yapıyorsunuz yoksa kendinizi o hobiyi “mükemmel” şekilde yaparak başarıya ulaşmak için zorluyor musunuz? Bunu ayırt etmek ilk başlarda zor olabilir. Ama bu soruyu kendinize gerçekten çok içten bir şekilde sorun. Geriye, sadece sizi mutlu eden aktiviteler kalsın. Kendinize karşı samimi olun.
  15. Sıra geldi, dilinizdeki çer-çöpe…
    Sürekli şikayet ediyoruz, başkalarını suçluyoruz, dedikodu yapıyoruz, trafikte bağırıp çağırıyoruz, laf olsun torba dolsun diye konuşuyoruz, deyimleri olur olmaz her yerde kullanıyoruz, insanları kırıyoruz, tersliyoruz, kendimizi yanlış ifade ediyoruz… Belki de bu kadar çok olumsuz konuşma, düşüncelerimizi de kirletiyor olabilir. Aslında orada olmayan şeyleri abartarak kendimizi yoruyor olabiliriz. 1 gün boyunca hiç şikayet etmemeyi deneyin. Hatta buna “şikayet orucu” deyin. Bakalım günün sonunda nasıl hissedeceksiniz!
  16. Daha etik yaşayın, gece başınızı yastığa huzurla koyun.
    “Çinli işçiler tarafından üretilmiş polyester bluz” ifademizi hatırlayın. Hayatınızda bunun gibi dikkatsizce yaptığımız o kadar çok yanlış seçim var ki… Örneğin ülkemizde halen çöp ayrıştırma meselesi doğru düzgün uygulanamıyor. Halbuki daha az tüketmek kadar, tükettiklerimizin gittiği yeri takip etmek de önemlidir. Neden kendi mahallenizde herkesin işine yarayacak bir akım başlatmayı denemiyorsunuz? İlk ipucunu verelim: Depolarda çürümeye terk edilen bebek arabaları için bir sistem bulabilirsiniz. (Hepsi çok pahalı şeyler, biliyorsunuz değil mi?)
  17. “Eyvah! Mideme girenler konusunda minimalist olamıyorum!”
    Hayatımızın her alanını kıvır zıvırdan arındırdık. Peki ya midelerimize giren abur cuburlar? Kıyafetlerde nasıl “az sayıda ama kaliteli” ilkesini benimsediysek, bu konuda da aynısını yapmamız gerekiyor. Almış olmak için almak, konuşmuş olmak için konuşmak, yapmış olmak için yapmak nasıl kötüyse, yemiş olmak için yemek de kötü. Bunu kabul etmeliyiz… Daha kaliteli ama az miktarda yemek yedikçe, yediğiniz yemeklerden çok daha fazla keyif aldığınızı keşfedeceksiniz. İşin ucunda sağlık var!
  18. Zamanınızı nasıl harcadığınızı fark edin.
    Yukarıdakilerin hepsini yapıp da, hala “Hiçbir şeye yetişemiyorum!” diyorsanız, zamanınızı etkin kullanmıyor olabilirsiniz. Belki de internetin başında gereğinden fazla kalıyorsunuzdur? Belki de televizyona takılıp tüm geceyi boşa geçiriyorsunuzdur? Bir gün içinde nelere zaman ayırdığınıza dikkatinizi verip bulgularınızı bir kenara yazın. Aslında ne kadar çok şeye zaman kaldığını görüp şaşıracaksınız.
  19. Aynı anda birden fazla iş yapmayın.
    Kimse kusura bakmasın, bunun adı “becerikli” olmak değildir. Araba kullanırken telefonla konuşmazsanız ve indiğinizde arayan kişiyi geri ararsanız, emin olun öbür taraftaki kişi kalp kırıklığından ölmez. Ama o telefonu cevaplamaya çalışırken siz -ve arabadaki diğerleri- kaza yapıp ölebilirsiniz. Yaptığınız işe dikkatinizi vermek için, diğer işleri yapmayı bırakın.
  20. Sessizliğin tadını çıkarın.
    Kendinize arada sırada kaçabileceğiniz sessiz bir zaman dilimi yaratın. Sadece yarım saat ya da bir saati kendinize ayırın. İster dua, ister meditasyon… Hiçbir iş yapmadan, öylece aklınızla baş başa kalın. Kafanızın içindeki dalgaların durulduğunu, zamanla daha sakin bir insan olduğunuzu fark edeceksiniz.
  21. Son olarak: Sahip olduğunuz şeyler için minnettar olun.
    Cicero ne demiş: “Bir kütüphane ve bir bahçeniz varsa, ihtiyacınız olan her şeye sahipsiniz demektir.” Tabii herkesin ihtiyaçları değişebilir. Ama siz de gerçekten sizi en mutlu eden şeyleri düşünün ve bunlara sahip olduğunuz için şükredin. Ve unutmayın, minimalizm bir yaşam tarzı ve bir süreçtir. Öyle pat diye olmasını beklemeyin. Zamanla azaltın ve azaltmanın sizi ne kadar özgürleştirdiğini fark edin…
    Alıntı

Minimalist Yaşam Felsefesi

Minimalizm Nedir ve Nasıl Minimalist Olunur?
Çantamızdan evimize, düşüncelerimizden giyimimize, çalışma alanlarımızdan bilgisayarımızın dosya düzenine kadar hayatı sade yaşamak, minimalizm. Türkçe kelime karşılığı “sadecilik” olan ve son dönemde popülerleşen yaşam tarzı olan minimalizm nedir? Hayatın her anında nasıl uygulanır? İnsan için ne tür faydaları vardır?
Bu ve benzer birçok sorunun cevabını nispeten cevaplamak için bu yazıyı örneklerle açıklayarak yazmak istedim.
İnsanların sadeciliğe karşı savunduğu ve oldukça yanlış olan bir görüş var. Bu yaşam tarzını yanlış anlayan kişiler genelde; ama ben hayatı “basit” şekilde yaşayamam ki gibi yanlış bir önerme yaparlar. Sadecilik ya da minimalizm hayatı basit yaşama anlamına gelmez aksine sahip olduğumuz şeyleri nicelik olarak arttırmak yerine nitelik olarak arttırmayı hedefler yani hayatımızı tam anlamda “sade” yaşamaya yönlendirir. “Az ama öz” (Less is more) sloganına sahip olan sadecilik aslında en doğru şekilde bu söz ile anlamlandırılmış.
Sahip olduğun şeyler işine yarıyor mu? Yoksa yaramıyor mu? Bu sorunun cevabı hayatı sade yaşamak isteyenler için altın soru değerinde. İşimize yaramayan şeyleri (şey sözcüğü hem maddi hem de manevi anlamda kullanılmıştır) satın almanın veya elde tutmanın bir manası yok öncelikle bunu benimsememiz gerekiyor.
Ve tabi hayatı sade yaşarken düzenli yaşamakta önemli yoksa yine karışık bir ortamın yaratacağı stres ve yorgunluk sizi bu yoldan geri çevirecektir.
Minimalizm Nedir? Hayatı Nasıl Minimalist Yaşarız?
Sadeciliğin ana sloganı olan “Az ama öz!” sloganını asla unutmamak gerekiyor, bir numaralı kuralımız bu. Hayatımızda yer alan her ŞEYin bir amacı olmalı. Basit birkaç adımla hayatımızı daha sade yaşamaya çalışabiliriz.
İhtiyacın olmayan şeylerin bir listesini yap: Sade yaşama geçişin bir numaralı maddesi, gereksiz her şeyden kurtul. Giysilerinin bulunduğu yeri açıp kontrol etmeye ne dersin? Veya eşya dolabının içinde ne olduğunu hatırlıyor musun? Markette gördüğün kesin işime yarar dediğin ve hiç kullanmadığın o mutfak aletlerinden veya ev süslerinden hiç bahsetmiyorum. Haydi işe koyulma zamanı, gereksiz şeyleri bir kenara ayırıp hepsini bir listeye kaydedin. Bu şeyleri bir şekilde değerlendirin, birisine bağışlayabilirsiniz veya satılabilecek bir şeyse satabilirsiniz.
Hayatını düzenli yaşa: Düzen sade yaşamın önemli anlarından birisidir eğer hayatı düzensiz yaşıyorsanız çok ciddi kayıplarınız var demektir. Öncelikle uyku ve uyanma saatlerinize dikkat edin, bütün gün uyumanın kime ne faydası var? En önemlisi bütün gün uyuyunca kemiklerinizin hepsi kırılmış gibi hissetmiyor musunuz? Peki ya yemek saatleri, onlar ne durumda? Yoksa sizde mi kahvaltı yapmayanlardansınız? Tabi hayatı bir askeri birlik gibi yaşamanın da bir manası yok, düzene sokun dediysek kendinizi sınırlandırmayın yahu!
Hayatı tam anlamıyla sade yaşa:
Yiyecekler ve içecekler:
Yediğiniz yemeklerin saatine dikkat ettiniz peki ya yediklerinize dikkat ettiniz mi? Sürekli yağlı, şekerli veya tuzlu yemek tüketenlerden olmamaya ne dersiniz? Yeri gelmişken bende o pis içecek kolalara laf atayım evet kabul ediyorum bende zamanında çok fazla tükettim, zararın neresinden dönersek kardır, uzun zamandır fazla tüketmemeye hatta neredeyse hiç tüketmemeye karar verdim. İlerleyen zamanlarda unutmazsam kolanın zararlarından detaylı bir şekilde bahsedebilirim. Asitli bir şey istiyorsanız abartmamak kaydıyla şekersiz maden suyu tüketmeyi deneyebilirsiniz. “Minimalizm nedir?” sorusunu aklınıza her zaman getirin, unutmayın hayatın her alanında minimalist oluyorduk.
Haddinden fazla şeker! Çayı ve kahveyi fazla tüketen birisi değilim, tükettiğimde ise çocukluğumdan beri şekersiz tüketirim. Sizde en basit şekilde böyle başlayabilirsiniz, şekersiz içmek zor geliyorsa şeker miktarını azaltmayı deneyin. Canınız çikolata çektiğinde hemen markete gidip çikolataya sarılmayın. Çikolata yerine biraz kuruyemiş belki biraz bal yemeyi deneyebilirsiniz. Canınız çok fazla mı çikolata çekti? Nadirde olsa gidip şeker miktarı düşük kaliteli çikolatalar almayı deneyin.
Arkadaş ilişkileri ve konuşmalar: Hayatı tam anlamıyla sade yaşayın derken kastettiğim tam olarak buydu. Eğer benim gibi çoğu zaman sessiz kalmayı tercih ediyor ve gerekmedikçe konuşmuyorsanız bu zorlu adımı çoktan başarmışsınız demektir. Evet “gerekmiyorsa konuşma”. Hem unutma kötü bir konuşmacı olmaktansa iyi bir dinleyici olmak sana daha çok şey kazandırır.
Kıyafetler: Sade yaşam ile ilgili yazılarda kıyafet bölümüne gelindiğinde refere edilen ilk isim genelde Steve Jobs olur. Kıyafetlerinde benimsediği sade tarz yıllar içinde değişen onca şeye rağmen değişmedi. Sürekli aynı kıyafet giydiği için onu belki eleştirenler olmuştur fakat bu eleştiriler kimin umurunda? O yine de çok başarılı bir CEO olmayı başardı ve ölümünden sonra bile adından sıkça söz ettirmeye devam etti, ediyor. Sizde hep aynı kıyafetler giymek zorunda değilsiniz belki ama belli bir sade tarz benimseyerek bir “kapsül gardırop” yapabilirsiniz belki, ne dersiniz?