Yaz 2018

Hatay’ın arka sokaklarında dolanırken kapısı aralık avlulu bir evin içine giriverdim. Adetim değildir izinsiz bir yer girmek. Ama ev çekti beni. O kadar huzurluydu ki. Sanki başka bir dünyanın kapısını aralamış gibi hissettirdi. İpte beyaz sabun kokulu çamaşırlar. Asmadan gelen üzüm kokuları, karşı odadan çocuk cıvıltıları. Pardon birine mi baktınız sesiyle kendime geldim. Yaşlı amca şaşkın şaşkın bana bakıyordu. Gülümseyerek evin beni çağırdığını söyledim. Gel bir çay ikram edeyim de anlat bakalım ev kulağına neler fısıldadı, dedi.
Yaz 2018

Kintsukuroi

“Japonlar kırılan eşyalarını tamir ederken, kopan veya kırılan parçanın yerini altınla doldururlarmış.
İnanışa göre, bir eşya ya da insan hasara uğramışsa, acı çekmişse, o bundan sonra bir hatıraya sahiptir, ders almıştır ve artık olduğundan çok daha güzel ve değerlidir.”
(Kintsugi [Altınla birleştirme] / Kintsukuroi [Altınla tamir] sanatı)
Japonlarda altına duyulan saygı pasını göstermemesinden geliyor. Mesela geleneksel konutlardaki yapı elemanlarının çerçevelerinde veya eşyalarda altını tercih ediyorlar. Çünkü konut genel olarak merkeze doğru karanlıklaşıyor. Shojiler ışığı homojen olarak içeri alırken, amaç parlaklık değil aydınlık yaratmak. Bu homojen ışığın içeride yansıtılması gerekiyor ki, merkezdeki gölgelerde ışık belirebilsin.
İşte bu sebeple paslanmayan altını tercih ediyorlar. Zaman geçiyor, ahşabın rengi kararıyor, fakat üzerindeki altın varaklı izler parıldamaya devam ediyor. “Tıpkı yerini yavaşça karanlığa bırakan gün batımındaki sarı yaldız gibi” diyor buna Tanizaki, Gölgeye Övgü’sünde.
Kintsugi’de, mecazen kırılan kalbin altınla onarılan kısmının bir daha kırılıp paslanamayacak olması ile gelen zaman direnci, kalbin ancak bu haliyle karanlıkta ışığı yansıtma yeteneğine erişmesi ile dengeleniyor.
Alıntı