12 Alışkanlık

Günde 10 Dakikadan Az Zaman Ayırarak Daha Zeki Olmanıza Yardımcı Olabilecek 12 Alışkanlık

  1. Kişisel öncelikleriniz üzerinde çalışın.
    On dakika içinde, gelecek hafta ne yapacağınıza karar verebilirsiniz. Kayıtsız kalmamak ve yeni şeyler öğrenmek için şimdiye kadar öğrendiklerinize daha da çok şey katın. Geleceğinizle ilgili iç açıcı bir planlama ile hayatınızda dört gözle bekleyeceğiniz bir şeyler yaratabilirsiniz. Önümüzdeki günlerde öğrenmek istediğiniz şeylerin bir listesini yapın. Yine de fazla plan yapmayın. Sadece plan yapmak veya karar vermek hiçbir şeyi değiştirmez. Eylem, yalnızca kendinize verebileceğiniz en büyük hediyedir, bu yüzden harekete geçin.
  2. Okumak beyninizin çalışmasını sağlar.
    Düşünceleriniz, günlük okuma alışkanlığı geliştirmenizle çeşitli kurgu ve kurgusal olmayan kitaplara kadar ne okuduğunuzla doğru orantılı olarak değişir. Charlie Munger bir keresinde şöyle demişti: “Hayatta sürekli olarak çok da zeki olmayan, hatta bazen çok çalışkan olmayan insanların yükseldiğini görüyorum. Her birinin daima öğrenmeye açık bir makine olduğunu gördüm. Her gece yatağa kendilerini biraz daha geliştirmiş olarak gidiyorlar.’’
  3. Hayat boyu öğrenmeyi benimseyin.
    Zeki insanlar yeni bilgiler konusunda tutkuludurlar. Öğrenmeyi asla bırakmazlar. Öğrendiğiniz şeylere baktığınızda öğrenmenin ne kadar faydalı olduğunu hissedersiniz zaten. Ne kadar çok şey bilirseniz ve öğrenirseniz, öğrenmeye o kadar çok bağlanabilirsiniz. Her şeyi daha iyi anladığınızdan emin olmak için Feynman Tekniğini kullanın. Bu belki de odaklanmak için kullanabileceğiniz en etkili çalışma aracıdır. Cevap aramayı bırakmayın. Bir şey size mantıklı gelmiyorsa, anlayabilmeniz için konu hakkındaki bilginizi genişletmenin yollarını arayın.
  4. Sizi düşünmeye iten haber sitelerine abone olun.
    Daha zeki bir siz sadece birkaç haber sitesi kadar uzakta. Barking Up The Wrong Tree, Farnam street, Brain Pickings ve The Longreads, abone olmanız gereken birkaç haber sitesi. Bu haber siteleri, hayatınızın nasıl daha iyi olacağına dair fikirleri paylaşıyor. Her gün yeni bir şeyler öğrenebileceğiniz bir bilgi kaynağına sahip olmak çok önemli. Daha sonra okumak üzere gördüğünüz şeyleri kaydetmek için Pocket’ı kullanın. Her gece uyumadan önce kaydedilmiş makalelerinizden birkaçını okumayı deneyin. TED Talks ile her gün 10 dakikanızı günümüzün en zeki insanlarından bazılarını dinleyemeye ayırın. Haftalık ilham kaynağını yaratmak için için TED’e mutlaka üye olun.
  5. Kendinize mutlaka takip edeceğiniz bir şeyler bulun.
    Kendinize vaktinizi değerli kılacak şeyler yaratın. Çalışmalarınızı paylaşın mesela. Başarısız olsanız bile bu süreçte daha fazlasını öğreneceksiniz, emin olun olduğunuzdan daha iyi bir insan olacaksın. Ne yaparsanız yapın kendiniz için değerli şeyler yaratın. Her anınızı sosyal medyada değerlendirmek zorunda değilsiniz. Sosyal medyada harcadığınız 1 saati zihinsel olarak size daha fazla faydası olacak bir şeyle değiştirin. Orijinal bir şey yapmak için kendinize meydan okuyun. Einstein’ın söylediği gibi, “Akıllı değilim, sadece tutkuyla meraklıyım…”. Tüm zeki insanlar kişisel uğraşları konusunda tutkuludur. Yaptıkları işte anlam bulurlar. Hayatınızda her zaman heyecan verici bir şeyler yaratır. İçinizde en iyisini ortaya çıkaranın ne olduğunu bulun ve onu yaratmak için zaman ayırın.
  6. Yazarak düşünmeye başlayın.
    Öğrendiklerinizi yazın. Güzel ya da uzun olması gerekmez ama öğrendiklerinizi yazılı olarak yansıtmak için her gün birkaç dakikanızı ayırmak, beyin gücünüzü kesinlikle artıracaktır. Öğrendiğiniz şeyler hakkında günde birkaç yüz kelime yazın. Daima not alın. Daha sonra bu bilgileri kullanmanız için yazmak oldukça işe yarayacaktır. Yararlı veya üretken olmasalar bile yeni şeyler denemeye istekli olun. Neyin yararlı olup olmayacağını asla bilemezsiniz. Sadece yeni şeyler denemeniz ve daha sonra deneyimlerinizin geri kalanıyla nasıl bağlantı kurduklarını görmeniz gerekir.
  7. Öğrendiklerinizi paylaşın.
    Bir şeyi öğrenmenin en iyi yollarından biri onu öğretmektir. Bir şeyi gerçekten öğrenmek istiyorsan, başkalarına öğretmenin bir yolunu bul. Bir blog, podcast veya vlog aracılığıyla düşüncelerinizi başkalarıyla paylaşın. Quora ile ilgili bir soruyu cevaplayın veya Udemy’de öğrendiklerinizi başkalarına öğretin. Einstein, bir şeyi basitçe açıklayamıyorsanız, yeterince anlamadığınızı söyledi. Her gün birine bir şeyi basitçe açıklamaya çalışın, böylece o şeyi daha iyi anlarsınız. Mortimer Adler, “Ne düşündüğünü bildiğini söyleyen ancak bunu ifade edemeyen kişi genellikle ne düşündüğünü bilmez” diyor. Paylaştığınız şeyi daha iyi hatırlarsınız. Bu durum size meydan okur ve sizi düşünmeye zorlar. Öğrendiklerinizi mutlaka paylaşın. Bu, düşüncelerinizi zihninizde düzenlemenize yardımcı olacaktır.
  8. Mola vermek için kendinize zaman ayırın.
    Amacı olan molalar verin. Beyninizin öğrendiklerini işleyebilmesi için kendinize alan sağlayın. Mola vermek strese ve yorgunluğa iyi gelirken yaratıcılığınızı da artırıyor. Dinlenmek veya bir şeylere ara ve mola vermek kötü bir şey değildir, zihninizde bağlantıları kurmak ve yaratıcı işlerin yapılması için gereklidir.
  9. Düşünmek için biraz zaman harcayın.
    Düşünmek, sonuçlarınız üzerinde son derece yararlı bir etkisi olacak bir etkinliktir. Düşünmek için kendinize gerçekten zaman ayırmazsanız bunu yapamazsınız. Sadece başkalarının fikirlerini okumayın veya dinlemeyin gerçek olabilecek şeylerle ilgilenin ve sonra düşünün. Bunu yapmak zaman ve çaba gerektirir. Nasıl odaklanacağınızı öğrenmeniz gerekecek. Düşünmeye ayırdığınız zamanın dikkat dağıtıcı unsurlardan arındırılması gerekiyor. Zihniniz yenilik arayan bir cihazdır. Yeni ve ilginç şeylere dikkat etmek için uyarlanmıştır. Fikirlerinizi değerlendirin. Düşünmek, kendinize fikirler hakkında sorular sormaktır. Mesela, AOL CEO’su Tim Armstrong, yöneticilerinin sadece düşünerek günlerinin yüzde 10’unu veya haftada dört saatini harcamalarını sağlıyor. LinkedIn CEO’su Jeff Weiner, günde iki saat kendisine düşünme zamanı planlıyor.
  10. Zihninizdeki yoğunluğu artırın.
    Zihinsel gücü geliştirmek süreklilik ister. Zihinsel güç, yeni şeyler öğrenerek yeni sinir yolları oluşturmanızı gerektirir. Zihinsel güç, irade gücünden daha fazlasını içerir mesela sıkı çalışma ve bağlılık gerektirir. Kendinizi beyninizi daha fazla kullanmaya zorlayın. Ne kadar düzenli olarak yeni bir beceri edinirseniz veya yeni bir konu üzerinde çalışırsanız, farklı bir düşünce modelini öğrenirseniz zihniniz o kadar güçlü olur. Her hafta yeni bir şey öğrenmeye çalışın, ardından yeni şeyler öğrenirken onun üzerinde çalışmaya devam edin. Gerçekten zeki insanlar, farklı bir bakış açısına sahip olma ve yine de en iyi şekilde işlev görme yeteneğine sahiptir. F. Scott Fitzgerald konuyla ilgili 1936 yılında “İleri bir zekaya sahip olup olmadığınızın testi, iki karşıt fikri aynı anda akılda tutma ve yine de işlev görme yeteneğini muhafaza etme becerisidir.” demişti. Abraham Lincoln bazen bir arkadaşıyla tek bir perspektiften tartışırdı ve sonra tersi bir perspektiften geçip tartışırdı. Zihninizi geliştirmek için bu tür zihin egzersizleri yapabilirsiniz.
  11. Öz farkındalığınızı geliştirin.
    Farkındalık güçlü bir araçtır. Öz farkındalığınızın olmasının gücü, kendi alışkanlıklarınızın bilincinde olmanıza ve bunları değiştirmeniz gerekip gerekmediğine karar vermenize yardımcı olacaktır. Öz farkındalık, duygularınız ve eylemlerinizi ve düşüncelerinizi etkileyen altta yatan duygularınızla iletişim halinde kalmanızı sağlar. Kendinizi anlamanıza ve kim olduğunuzla barışık olmanıza yardımcı olmak için muazzam bir araçtır. Kim olduğunuzun farkında olmanız sizi öz güven sahibi yapar. Günlük kendinizi nasıl yansıttığınızı gözlemlediğiniz bir alışkanlık edinin ve zihninizi gözlemleyin.
  12. Kendinizle yarışın.
    Her gün yüzde bir daha iyi olun. Her gün kendinizi nasıl daha ileriye taşıyabilirsiniz ona odaklanın. Kendinizden beklentilerinizi aşmayı öğrenin. Bu süreçte sınırlarınızı ve zorluklarınızı nasıl idare edeceğinizi öğreneceksiniz. Calvin Coolidge, “Gelişme ne yaptığınızla bağlantılıdır. Çaba olmadan fiziksel veya entelektüel olarak gelişme olmaz ve çaba da çalışmak demektir.” Uzun vadeli başarı istiyorsanız, zor olan hiçbir şeyden kaçmamalısınız.

Yargılayıcı İç Sesinizden Nasıl Kurtulursunuz?

Yargılayıcı İç Sesinizden Nasıl Kurtulursunuz?
Neredeyse hepimizin zihninde yargılayıcı iç ses diyebileceğimiz bir karakter yaşar. Bu yargılayıcı iç ses, genellikle gece geç saatlerde ziyaretimize gelir; gerçekten yorgun ve bitap düştüğümüz anı bekler ve huzur, özgüven ve öz-şefkat olasılıklarını tümden yok etmek için kulağımıza pis ve korkutucu şeyler fısıldamaya başlar. Bu dünyada hiç var olmamamız gerektiğine ikna olmuştur ve bizi de buna ikna edecek sinsi ve yaratıcı nedenler sıralamak konusunda son derece ısrarcıdır. En zor durumlarda insanlara kendilerini öldürmelerini söyleyen de bu yargılayıcı iç sestir.
Yargılayıcı iç sesimizin şiddetli hücumlarından biriyle karşı karşıya kaldığımızda sıklıkla zihnimiz donup kalır: nasıl cevap verebileceğimizi bilemeyiz. Bu yargılayıcı sesle bir tünele girmiş gibi oluruz ve içinde bulunduğumuz durumu daha geniş bir açıdan görmemize yardım edecek başka perspektiflerin varlığını unuturuz. Bizi acımasız suçlamalara maruz bırakmasına izin veririz; kendimizi cezalandırmaya başlar ve bir umutsuzluk batağına saplanıp kalırız.
Zihnimizin sakin olduğu zamanlarda, en acımasız silahlarını kapıp geleceği bir sonraki seferde bu yargılayıcı iç sese verebileceğimiz cevapları hazırlamalıyız. İşte bazı öneriler:
Yargılayıcı İç Ses: Sen ise yaramaz birisin.
Hiçbir hayat tek bir öyküye sığmaz; umut ve çaresizlik arasındaki fark aynı gerçeklerden iki karşıt hikaye anlatmaktan doğan farkın bir sonucudur. Elbette her şeyi bir trajedi gibi görmek, hayattan vazgeçmek için yeterince sebep bulmak mümkün. Fakat gelin başka bir yol izleyelim. Hayat hikayenizi anlatmanın bir başka yolu da şu: ‘muazzam engellere rağmen doğru bir hayat sürmek için çaba sarf ettiniz; bazı büyük hatalar yaptınız ki her insan yapacaktır ve bu hatalar için de çok büyük bedeller ödediniz. Birçok açıdan belki de hak ettiğinizden daha fazlasını çektiniz. Cehennemi yaşadınız. Ancak her şeye rağmen iyi biri olmak için uğraştınız, birkaç kişiyi içten bir sevgiyle sevdiniz ve vazgeçmemek için çaba gösterdiniz.’ Mezar taşınızda şöyle yazabilir: ‘Çok uğraştı.’ ya da ‘Her şeye rağmen, yüreği olması gerektiği yerdeydi” Bu öykü de diğeriyle aynı ölçüde doğru ancak çok daha şefkatli bir öykü.
İğrenç birisin; sen şefkati hak etmiyorsun
Bu noktada, bu yargılayıcı iç sesin nereden geldiğini merak etmeye başlayabiliriz. Bunu bir tek cevabı vardır: yargılayıcı iç sesimiz her zaman geçmişte içselleştirmiş olduğumuz bir dış sestir. Daha önce bir başkasının sizinle konuştuğu ya da size hissettirdiği şekilde konuşursunuz kendinizle. Bu dengesiz, gaddar kaçıktan uzaklaşın ve aklınızın içinde ne işi olduğunu sorgulayın. Herhangi bir insanla bu şekilde konuşmak kabul edilebilir bir şey mi? Hatalarınızı, hem de hepsini kabul etmekte bir sorun yok; özür dilemek, tekrar tekrar telafi etmek, yanlışınızı düzeltmek ve hatalarınızın sonuçlarına katlanmakta sorun yok ama bu kadarı? Bunu hak eden bir insan olabilir mi? Bu yargılayıcı iç ses var olmayın istiyor ve elinde sopasıyla zihninizin odalarında bu şekilde serbestçe dolaşmaya hakkı yok.
Senden başka herkes nasıl yaşaması gerektiğini biliyor.
Bir başka tipik can sıkıcı cümle. İnsanları yalnızca dışarıdan gördüğümüz, bize anlatmayı seçtikleri kadarıyla tanıyoruz. Bizim, kendi benliğimizde son derece farkında olduğumuz o kötü kısımlar, onlarda da var ancak doğal olarak bunu saklıyorlar. Başkalarının da kendi zihinlerinde karmaşalar yaşadığı, suçluluk ve korku duygularıyla boğuştuğu kesin bir gerçektir. Haliyle, az sayıda insan, mükemmel hayatlara sahipmiş gibi görünebilir ancak bunun tek sebebi onları yeterince tanımamamızdır. Yeterince yakından bakıldığında kimse normal ya da çok mutlu değildir. Hayat herkes için bir mücadele. Kendi benliğinizin derinliklerine dair bildiklerinizi başkalarının hayatları hakkında dışarı sundukları gösterişli reklam panolarıyla kıyaslamayın.
Affedilemez hatalar yaptın
Yine bu. Bunu inkar etmenin faydası yok. En iyi savunma geri çekilmedir: evet doğru! Tabi ki bazı berbat ve hatta bazı feci hatalar yaptınız! Elbette bir budala gibi davrandığınız oldu! Ancak çocukluğunuzu hatırlamak, yaşadığınız zorlukları ve büyüdüğünüz ortamı anmak için biraz durup düşünebilir misiniz? Biraz da olsa farklı biri olma şansınız var mıydı ki? Ayağa kalkıp isminizi söyleyebiliyor olmanız bile müthiş bir şey. Burada kusursuz insanlara yer yok. Burası yaralılar için bir klinik. Kusursuz olabileceğiniz düşüncesiyle kendinize işkence etmeyi bırakın ve var olduğunuza hayret edin.
Hiçbir şey asla daha iyiye gitmeyecek.
Gerçek şu ki: bilemezsiniz. Kimse geleceği bilmiyor. En tuhaf, en korkunç şeyler aniden gerçekleşebildiği gibi en tuhaf, en güzel şeyler de bir anda gerçekleşebiliyor. Umutsuzluk, hikayenin geri kalanını bildiğinizi varsayar. Yola devam edin.
Felaketler kapıda; çok kötü şeyler olacak.
Yargılayıcı iç ses dehşeti kamçılamaya bayılır; korkunç bir şeylerin eli kulağında olduğunda ısrarcıdır. Bu zalim yargılayıcı iç sesi kendi oyununda yenmelisiniz. Bir şeylerin eğlenceli olacağını umut etmeyi bırakın ve felaketlerden korkmak için kendinize izin verin. Saldırıya önceden hazırlıklı olun. Evet, sorunlar olabilir ama ne olmuş yani? Bunlarla başa çıkılabilir. Hayat en düşük şartlarda bile devam edebilir. İnsanlar tek bir bacakla, sürgünde, tek bir arkadaşla ya da üç kuruşa çalışarak hayatlarına devam edebiliyorlar. Her şeyle başa çıkılabilir.
Kimse seni sevmiyor ya da sevemez.
Bu, özellikle baştan çıkarıcı olanlardan biridir, hele de sabahın üçünde aklımızdan geçtiğinde. Ancak bu doğru olamaz. Acı çektiniz, dürüstsünüz ve şefkat gösterebiliyorsunuz. Birinin yanınızda olması için bu yeterli. Çoğu insan kazananları sever ama sizin ‘çoğu’ insana ihtiyacınız yok. Büyük kalpleri olan küçük azınlığa odaklanın. Onlara acınız konusunda dürüst davranın yeter; size ulaşan yolu bulacaklardır.
Çirkinsin
Evet, büyük olasılıkla ama pek çok insan öyle; yine de o insanları sevdiğinizde iç dünyalarını görmeye başlarsınız ve onların karakterlerini seversiniz. Büyük olasılıkla derinden sevdiğiniz çoğu insanın nasıl göründüğünü çok uzun zamandır hiç düşünmediniz.
Beş yıl içinde nerede olacaksın?
Şu noktada kimin umurunda? Hayatı daha küçük aşamalara ayırın. Bir sonraki öğünü atlatmaya, sonra ılık ve güzel bir banyo yapmaya odaklanın; bu bile başlı başına bir başarı. Hayatta kalmanın ön koşulu olarak hedeflerinizi küçültün. Önümüzdeki bir saat içinde tümüyle berbat bir şey olmazsa bunu bir zafer olarak kabul edin. Huzur içinde geçen on dakikayı kutlayın.
Ölmek istiyorsun değil mi – ölmelisin de.
Kesinlikle hayır. Yaşamak size çok zor geliyor ama yaşamayı çok istiyorsunuz. Daha iyi bir insan olmanın ve hayata devam etmenin bir yolunu bulmak istiyorsunuz. Bulacaksınız.
Bu noktada yargılayıcı iç sesimiz karşılaştığı direnişe öfkelenerek bir süreliğine çekip gidebilir ve birkaç saatliğine bizi rahat bırakabilir. Bu sırada, beş yaşında olmanın ve başımızı okşayan bize sevgi dolu takma adlarla seslenen biri tarafından bakım ve ilgi görmenin nasıl bir şey olabileceğini hayal etmeliyiz. O yaşlardan bu yana hayat bizim için zorluklarla dolu oldu ama hak ettiğimiz şey değişmedi: hepimiz aslında affedilmeyi hak eden ve bolca sakinliğe ihtiyaç duyan küçük çocuklarız. Düşe kalka zorlukların üstesinden gelmeye ve var olan koşullarda elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz.

UBUNTU


Günlerden bir gün, Afrika’da çalışan bir antropolog bir kabilenin çocuklarına bir oyun oynamayı önerir.
Oyun basittir.
Çocukları belirli bir yerde yan yana sıraya dizer ve açıklar.
“Herkes karşıdaki ağaca kadar tüm gücüyle koşacak ve ağaca ilk ulaşan birinciliği kapacak. Ödülü ise yine o ağacın altındaki güzel meyveleri yemek olacak.”
Çocuklar oyuna hazır olunca, antropolog oyunu başlatır.
İşte o anda bütün çocuklar el ele tutuşur ve beraberce koşarlar.
Hedef gösterilen ağacın altına beraber varırlar ve hep beraber meyveleri yemeye başlarlar.
Antropolog şaşırır ve çocuklara neden böyle yaptıklarını sorar.
Aldığı cevap hayli manidardır;
“Biz “UBUNTU” yaptık: Yarışmış olsaydık, aramızdan sadece bir kişi yarışı kazanacak ve 1. olacaktı. Nasıl olur da diğerleri mutsuzken yarışı kazanan bir kişi ödül meyveyi yiyebilir? Oysa biz UBUNTU yaparak hepimiz yedik.”
UBUNTU; Güney Afrika’da “BEN, BİZ OLDUĞUMUZ ZAMAN ‘BEN’İM” demektir. Kelime karşılığı “insanlık”.
Başkalarına karşı merhametli, şefkatli, iyiliksever olmak gibi insani değerleri esas kabul ediyor.
İşte BEN yerine BİZ diyebilmenin çok güzel bir örneği. Üzerinde düşünmeye, biraz kafa yormaya, denemeye değmez mi sizce de?
UBUNTU’yu insanlığın bilincine yerleştirebilirsek dünya muhteşem olmaz mı.?

ŞAŞIP KALIYORUM

Arap İngiliz’le birleşmiş Türk’ü arkadan vurmuş;
Ermeni Rus’la birleşmiş,
Doğu Anadolu’yu kana bulamış;
Rum Yunan’la, Yunan İngiliz’le birleşmiş,
Batı Anadolu’yu ele geçirmiş.
Ülkenin mahvolmadık, yıkılmadık, yanmadık,
Kan dökülmedik, kül olmadık hiçbir yeri kalmamış,
Elde avuçta İstanbul ile İzmir bile yok!..
Anadolu’nun altı yedi milyon nüfuslu en yoksul bölümüyle, yüzde doksan beşi okuma yazma bilmez,
Yorgun, yoksul, bitkin, ezik bir halk.
Nasıl kurtulmuşuz?
Şaşıp kalıyorum…
Yunan’ı nasıl denize döküp hizaya getirmişiz,
İngiliz’i İstanbul’da nasıl çıkarmışız, dünyanın süper güçleriyle masaya nasıl eşit oturmuşuz?
Yıl 1923
Anadolu’da 10-11 milyon savaş artığı yaşıyor; aç biilaç, parasız; yüzde 95’i elifi görse mertek sanacak kadar alfabesiz… Ne yapacaksın?
Demokrasi yap! Nasıl yapacaksın?
2000’li yıllarda Nurcu tarikatının ardına
Bu kadar adam takılmışken,
1923’ün yanmış yıkılmış Anadolu’sunda nasıl demokrasi yapacaksın?
Kalan ne? Yıl 1923
Komşunun komşuyu boğazladığı iç savaşlardan, Anadolu’yu mezbahaya döndüren dış savaşlardan yeni çıkmışsın.
Fabrikan yok,
İşçin yok,
İş adamın yok,
Mühendisin yok,
Doktorun yok,
Uzmanın yok,
Tüccarın yok,
Suyun yok,
Barajın yok,
Elektriğin yok,
Kadınların çarşafta çuvala giriyor,
Erkeğin dört karı alıyor,
Yurttaşlık yasası yok,
Üniversiten yok,
Banka yok,
Burjuva yok,
Proletarya yok,
İhracatçı yok,
İthalatçı yok,
Sermayen yok.
Kalkın bakalım…
Nasıl kalkınacaksın?…
Sermayesiz ekonomik kalkınmanın yumurtasız omletten ne farkı var?
Mustafa Kemal kuşağı ne yapmış?..
Yöneticiler devletçiliğe neden ve nasıl sarılmış?..
Türkler bankacılığı nasıl öğrenmiş?..
Merkez Bankası 1930’a değin neden açılamamış?..
Özel sektör nasıl oluşturulmuş?..
Yeni devlet nasıl kurulmuş?..
Çağdaş öğretime nasıl geçilmiş?
1920’de 10-11 milyon nüfusun yüzde 95’i
Alfabesizken savaş artığı bir toplumla,
Okuma yazma seferberliği nasıl açılmış?
Kitaplıklarda kitap yokken,
Ulusal kütüphane nasıl kurulmuş?..
Okullarda tarih kitabı bile yokken tarih nasıl yazılmış?..
Yok olmanın kuyusundan çıkıp var olmanın doruğuna nasıl tırmanılmış?..
Yunanlı ile dostluk nasıl kurulmuş?..
Avrupa’da saygınlık nasıl kazanılmış?..
Şaşıp kalıyorum…
2000’li yılları geçtiğimiz,
Yetmiş milyonluk Türkiye’nin haline bakıyorum…
Hiçbir şeyimiz yokken neler yapmışız?..
Her şeyimiz varken neler yapamıyoruz?..
Bir de bu ortamda,
Mustafa Kemal’e saldıranlara bakıyorum…
İlhan Selçuk

FAYDALI OLMAK

Çaban yoksa, faydan da yoktur. Ne başkasına, ne kendine…
Bir boşluğu dolduruyorsan, doldurman gerektiği içindir.
Bir boşluğun içinde bir boşluğun daha olmasının bir anlamı yoktur.
Tasasız, çabasız ve faydasız yaşayanların kendine saygısı yoktur.
Amacın olsun! Ki aklını kullanabilesin.
Tasan olsun! Ki vicdanının kullanabilesin.
Çaban olsun! Ki ruhunu, bedenini kullanabilesin.
Faydan olsun! Ki insan olduğunu anlayabilesin.
Bir insan, insan olduğunu, birilerine, bir şeylere faydası olduğunda ve bunun hazzına vardığında hisseder.
Faydalı olmak, insan olmanın verdiği en temel hazdır çünkü.
(Alıntı : Bazı Yalnızlıklar İyidir.)

DÖRT NASİHAT

Dürüst olun; Size güvenen insanları asla yarı yolda bırakmayın.
Samimi olun; Size gerçekten değer veren insanların ahını almayın.
Şerefli olun; Aşka inanan insanların mutlu olmak isteklerini kullanmayın.
Edepli olun; Sizi seven insanlara asla çamur atmayın.

9 İHTİMAL

9 İHTİMAL
Düşündüğünüz,
Söylemek istediğiniz,
Söylediğinizi sandığınız,
Söylediğiniz,
Karşınızdakinin duymak istediği,
Duyduğu,
Anlamak istediği,
Anladığını sandığı,
Anladığı..
arasında farklar vardır ..
Dolayısıyla insanların birbirini yanlış anlaması için en az 9 ihtimal var..!!

UZAK DUR

Kitapsız, çiçeksiz, hayvansız, vicdansız, doğrusuz insandan uzak dur.
Umudu öldürüp, nefreti toprağa dikmek isteyenlerden uzak dur.
Hayatı sadece ideoloji ve düşünce olarak görenden uzak dur.
Mutlu olmanı, sorgulamanı, düşünebilmeni kendilerine yapılmış bir tehdit olarak görenlerden uzak dur.
Kendilerine duydukları yabancılık yüzünden karşısındakini kötü bilenlerden uzak dur.
Nefreti evinin kapısına koyan, artık her dışarı çıktığında avucunda nefret taşıyanlardan uzak dur.
İnsan hayatına olan saygısızlığı bir övünç madalyası gibi, gurur mekanizması gibi görenlerden uzak dur.
Kelimeleri özenle seçmeyen, her cümlesi biat olan, her sözcüğü toz olandan uzak dur.
Sesinin tonu kalbinin tonundan çok olanlardan uzak dur.
Çünkü neye çok yaklaşırsan, neyi çok biriktirirsen, ona dönüşürsün.
Alıntı (Bazı Yollar Yalnız Yürünür)

HEPİMİZ MUTSUZUZ

Başını açana, kapa diyoruz, kapayana aç diyoruz; okuyana, okuma diyoruz, okumayanın psikolojisini bozuyoruz. Öyle kahkaha atma, çocuklu kadınsın, diyoruz; ay hiç kaç çocuk annesine yakışıyor mu, bak türban takmış ama bir ton makyaj, şuna bak kırmızı ruj sürmüş saçı da sarı, o pantolon şimdi hiç olmuş mu, biraz kilo ver bari, diyoruz. Kilo verene, ıyy hasta mısın biraz kilo al, diyoruz. Üniversiteyi bitirene yüksek lisans yap, onu yapana doktora yap, bunları yapana oku oku nereye kadar, diyoruz. Hiçbir şey yapmayana evlen, evlenene çocuk yap, onu yapana ikinciyi yap, hepsini yapana o çocuğa öyle bakılmaz, böyle bakacaksın, diyoruz. E artık çocuğun var, alış bunlara, diyoruz. Bakıcıya çocuk bırakana vicdansız diyor, evde oturup çocuk bakanı hakir görüyoruz. İşte her an herkesi fütursuzca yargılayıp infaz ediyoruz. Bunlara isyan edene ukala, çok bilmiş diyoruz. Kimsenin kendisi olmasına , mutlu olduğu gibi yaşamasına izin verilmeyen bir toplumda yaşıyoruz.
Hepimiz mutsuzuz.
Alıntı

ŞEMS DİYOR Kİ

Şems Diyor ki.”Kimsenin aleyhine konuşma, uzaktan atıp tutma, insanları kem dille yargılama, bil ki yanılırsın…
Bildiklerini unut… Gel al eline bir silgi, şu yeni başlayan güne bilgilerini silmekle başla. Zanlarını, yargılarını, önyargılarını ve dahi bütün genellemelerini koy bir çuvala ve hepten terk et…
Gıybet etme sakın, bil ki dedikodu denilen şey mıknatıs gibi kötü enerji çeker. Kimsenin aleyhine konuşma, uzaktan atıp tutma, insanları kem dille yargılama, bil ki yanılırsın.
Birini ne kadar çok aşağılar yahut dışlarsan, onun durumuna düşme ihtimalin o kadar artar. Kainatın matematiğidir. Bir koyar, bir alır insan. Bilmeden kendi hesabını dürer.
Hiçbir konuda emin olma. Kendini ayrıcalıklı sayma. Konumuna ya da mevkine, ismine veya şöhretine güvenme. Şu hayatta tüm zahiri kisveler sabun köpüğünden ibarettir.
Nazlı nazlı yükselir köpük, derken pat diye sönüverir.
Her zaman başkalarından öğrenmeye açık ol. En iyi bildiğin konularda bile köşeli düşünme, büyük konuşma.
Cümlenin sonuna nokta değil, ünlem değil, virgül yahut üç nokta koy. Açık bir kapı bırak daima.
Ne kadar bilsen de hiç bir zaman yeterince bilemeyeceğini unutma. Tevazudan şaşma.
Ancak o zaman kurtulabilirsin bilginin cehaletinden. “Bildiklerini Unut” diyor Dost! “