BEKLEMENİN SONU YOKTUR

Beklemenin sonu yoktur,
Beklemek uçsuz bucaksız.
Tek renksiz “su” derler ama,
Bence bir diğer renksiz de beklemektir.
Ya çok şey kaybettirir,
Ya da pek çok şey kazandırır.
Beklemek, bazen düşlerde gezdirir,
Bazen de gerçekle yüzleştirir.
Beklemek, ya ayrılığı bitirir,
Ya da ayrılığı getirir.
Beklemek, çölde kaybolmaktır,
Kimi zaman da yeşillikler arasında,
Bir ağaca yaslanıp,
Gökyüzünde yolculuk yapmaktır.
Beklemek öyle bir şeydir ki,
Ya yıldızları toplarsın, birer birer,
Ya da onlara ışık yılı uzaklığında bırakır.
Yani beklemek, hayatın görünmeyen yansımasıdır…

SEN YİNE KAYBEDERDİN

Başıma gelmez dediğim onca şeyi yaşamakla geçiyor hayatım. Ne kadar da güçlüymüşüm meğer. Asla dayanamam dediğim her şeyin fazlasına bile dayandım. Kimseyi bir kez bile kırmamak için uğraşırken, kendimi bin parçaya böldüğümü çok geç anladım. Yıllar hiç geçmeyecek gibi gelirken ömrüm tükenmiş. Kalbim yorulmuş. Yaşım zaten beni beklemeden almış başını gitmiş. Bazen Sezen Aksu’nun şarkısı takılıyor dilime. Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler. Ve sonra mırıldanıyorum kendime. O yılları sana verseler. Sen yine kaybederdin.

MÜŞFİK KENTER

Üzülüyorsun, takma diyorlar.
Kızıyorsun, değmez diyorlar.
Boş veriyorsun; gamsız diyorlar.
Susuyorsun, iki çift laf et diyorlar.
Konuşuyorsun, muhatap olma diyorlar.
Çekip gidiyorsun, mücadele et diyorlar.
Alttan alıyorsun, tepene çıkardın diyorlar.
Bağırıyorsun, sakin ol diyorlar.
Aklı başında davranıyorsun, bu kadar uslu olunmaz diyorlar.
Dikine gidiyorsun, yaşına başına yakışmaz diyorlar.
Ölünce ne diyecekler?
Muhtemelen; Ölüm sana yakışmadı.
Normal tabii, dirimizi beğenmediler ki ölümüzü beğensinler…
Müşfik Kenter

FAYDA

Çaban yoksa faydan da yoktur. Ne başkasına, ne kendine…
Bir boşluğu dolduruyorsan, doldurman gerektiği içindir.
Bir boşluğun içinde bir boşluğun daha olmasının bir anlamı yoktur.
Tasasız, çabasız ve faydasız yaşayanların kendine saygısı yoktur.
Amacın olsun! Ki aklını kullanabilesin.
Tasan olsun! Ki vicdanının kullanabilesin.
Çaban olsun! Ki ruhunu, bedenini kullanabilesin.
Faydan olsun! Ki insan olduğunu anlayabilesin.
Bir insan, insan olduğunu, birilerine, bir şeylere faydası olduğunda ve bunun hazzına vardığında hisseder.
Faydalı olmak, insan olmanın verdiği en temel hazdır çünkü.
(Alıntı: Bazı Yalnızlıklar İyidir.)

KENDİ ZAMANINDA YAŞAMAK

New York, California’dan 3 saat ileride, ancak bu California’yı yavaş yapmaz.
Kimi 22 yaşında mezun olur ama sağlam bir iş bulmak için 5 sene bekler.
Kimi 25 yaşında CEO olup 50 yaşında ölürken kimi 50 yaşında CEO olur ve 90’ı görür.
Kimi evlenirken kimi bekâr kalır.
Obana 55 yaşında emekli oldu. Trump 70 yaşında göreve başladı.
Bu dünyada herkes “kendi zamanına” göre yaşar.
Etraftaki bazı insanlar senden bir adım ileride gözükebilir, bazıları ise senin gerinde görünebilir.
Ancak herkes kendi yarışında, kendi zamanında.
Onlara kıskançlık da besleme taklit de etme.
Onlar kendi zamanında sen kendi zamanında yaşayacaksın.
Hayat harekete geçmek için doğru zamanı beklemektir.
Yani sakin ol.
Geç kalmadın.
Erken de değil.

YALAN VE GERÇEK

19 yüzyıl efsanesine göre gerçek ve yalan bir gün buluşurlar.
Yalan doğru söyler ve
” Bugün hava çok güzel” der.
Gerçek ona bakar ve gözlerini gökyüzüne kaldırır. Gün gerçekten çok güzeldir, doğru söylemesine şaşırmıştır. Bir kuyunun önüne gelene kadar birlikte zaman geçirirler. Yalan hep doğru söylemektedir.
Yalan;
“Su çok güzel, birlikte banyo yapalım!” der.
Gerçek, bir kez daha şüpheci bir şekilde suya dokunur, su gerçekten çok güzeldir.
Ona inanıp soyunur ve yüzmeye başlarlar.
Yalan bir anda sudan çıkar, gerçeğin kıyafetlerini giyerek kaçıp kayıplara karışır.
Kızgın gerçek, kuyudan çıkar yalanı bulmak ve kıyafetlerini geri almak için her yere gider.
Dünyada çıplak gerçeği görenler onu hor görmekte ve öfkeyle bakmaktadır.
Zavallı gerçek kuyuya geri döner ve sonsuza dek ortadan kaybolur.
O zamandan beri yalan, dünyanın her yerinde gerçek gibi giyinmiş ve içimizde yaşamaktadır. Dünya ise hiçbir şekilde çıplak gerçeği görmek istememektedir.

HUZUR

”Bir süre sonra insanlar pek de umurunda olmuyor..
Kimseyi değiştirmeye çalışmıyorsun.
Kimin ne düşündüğünü, kimin ne yaptığını umursamıyorsun..
Yorulunca kendi kabuğuna çekilip, o küçük dünyanda yalnız yaşamayı öğreniyorsun.
Anlık mutluluklar yaşayıp, derin hüzünleri tek başına atlatmayı öğrendiğin vakit kimseye de ihtiyacın olmuyor.
Siz buna yalnızlık diyorsunuz, ben ise huzur..”
Can Yücel

İMTİHAN

Edepsizin imtihanı dili iledir
Hayasızın imtihanı beli iledir
Cimrinin imtihanı malı iledir
Kibirlinin imtihanı mevki iledir
Kınayanın imtihanı başı iledir
Sevenin imtihanı sevdiği iledir
Sevilenin imtihanı sevgi iledir
Sevgisizin imtihanı kendi iledir
Asinin imtihanı derdi iledir
Burası dünyadır, imtihan yeridir
Gitmeden imtihan olmamış var mıdır?

FIDEL CASTRO

Bizler çoğu kez insan hakları üzerine konuşuyoruz.
Ama aynı zamanda insanların hakları üzerine de konuşmalıyız.
Diğerleri lüks otomobillere binebilsin diye neden bazı insanlar çıplak ayaklarıyla yürümek zorunda?
Diğerleri 70 yıl yaşasın diye neden bazı insanlar 35 yıl yaşamak zorunda?
Diğerleri müthiş derecede zengin olsun diye neden bazıları berbat bir şekilde yoksul olmak zorunda?
Ben, bir parça ekmeğe bile sahip olamayan dünya çocuklarının adına konuşuyorum.
Fidel Castro

27 PSİKOLOJİK GERÇEK

Okuduktan Sonra Hafiflemenizi Sağlayacak 27 Psikolojik Gerçek
1:Birini gerçekten tanımanız 3-4 yıl sürer. Evlenmeden önce bu kadar süre tanışan çiftlerin boşanma ihtimali daha azdır.
2:Uyumadan önce zihnimizin %90’ı, başımıza gelecek olan şeyleri hayal etmeye başlar.
3:Çocuklarımızla yaptığımız konuşmalar, onların iç sesi haline gelir.
4:Aktif olarak 7 yılı aşan bir arkadaşlık, büyük ihtimalle ömür boyu sürecektir.
5:Sizin bir türlü aklınızdan çıkaramadığınız o kişi de, muhtemelen sık sık sizi düşünüyor.
6:Çevrenizdeki birinin başkaları hakkında konuşurken ki tavırlarına dikkat edin. Çünkü sizin hakkınızda başkalarına konuşurken de aynı tavırları geçerli olacaktır.
7: Japonlara göre üç farklı yüzümüz var. İlk yüzümüz, dünyaya gösterdiğimiz. İkinci yüzümüz, sadece yakın dostlarımıza ve ailemize gösterdiğimiz. Üçüncü yüzümüz, kimseye göstermediğimiz. Hangisinin gerçek ve hakiki yüzümüz olduğunu, sanırım anladınız.
8: Her şeyin sizi rahatsız ettiği o ruh hali, muhtemelen birini özlediğinizi gösterir.
9: Gece geç saate kadar uyanık kalanlar, erkenden kalkanlara oranla psikopat olmaya daha yatkındır.
10: Birinin sizinle konuşmak istediğini merak ediyorsanız kollarınızı kavuşturun. O da aynısını yapıyorsa, istiyordur.
11: Araştırmalara göre birden fazla yastıkla uyuyan insanlar genellikle yalnız ve depresiftir.
12: Günde 5 ila 10 farklı şarkı dinlemek hafızayı ve bağışıklık sistemini güçlendirir ve depresyon riskini %80 azaltır.
13: Bir tartışmayı kazanmanın en güçlü yolu, konuyla alakalı sorular sormaktır. Böylelikle karşımızdakinin düşüncelerindeki mantık hataları daha rahat ortaya çıkar.
14: 6-8 ay içinde beynimiz, canımızı acıtmış birini tamamen affetmiş olur.
15: Başkalarına bağlı olmayı reddeden insanlar, en çok hayal kırıklıklarını yaşamış olanlardır.
16: Hayatınıza dair en iyi tavsiyeleri aldığınız insanlar, genellikle hayatında en çok sorun olan insanlardır.
17: Fazla düşünmek zihnimizin negatif senaryolar üretmesine ya da acı dolu anıları hatırlamasını sağlar.
18: Sık sık küfreden insanlar, genellikle duygusal açıdan daha güçlü ve daha zeki olurlar.
19: Zeki insanlar genellikle çatışmalardan uzak dururlar. Bu da çoğu şeyi fark etmelerini ama sessiz kalmalarını açıklar.
20: Sosyal açıdan utangaç ve içine kapanık insanlar, arkadaşlarına daha düşkündürler. İlişkilerde de daha sadıktırlar.
21: Basit şeylere kolayca sinirlenebilen insanlar, bilinçaltlarında sevilmeye ihtiyaç duyar.
22: Biri artık “değiştiğinizi” ifade ediyorsa, %95 ihtimalle onun istediği gibi davranmayı bırakmışsınızdır.
23: Psikolojiye göre iki eski sevgili ayrıldıktan sonra arkadaş kalabiliyorsa, ya halen aşıktırlar, ya da hiç olmamışlardır.
24: Unutmayın: Aldatanlar, sürekli aldatılacağını düşünür. Yalancılar, herkesin yalan söylediğini düşünür.
25: Kadınlar erkeğin görünüşünden çok, kokusuna önem verirler.
26: Köpekler insanların mutsuzluğunu hissedebilir. Bunu gidermek için de onlara sokulurlar.
27: Birinin kıymetini anlamanın en iyi yolu, onsuz bir hayatı hayal etmektir.

BİR ORTAOKUL ÖĞRENCİSİNİN YAZISI

Bu ülkede yasayan her insanın bağımsızlığını ve demokrasisini borçlu olduğu insan: ATATÜRK…
Gençliğinde kot pantolon giyememiş.
Sevgilisinin elinden tutup hasılat rekorları kiran bir sinema filmine gidememiş…
Padişah ona Trablusgarp Cephesi’nde görev verdiğinde, lüks uçak şirketinin, first class koltuğunda viskisini yudumlayarak görev yerine gidememiş…
Halkına bağımsızlık fikrini anlatabilmek için kortej eşliğinde Mercedeslerle gezememiş Anadolu’yu…
Kurtuluş hareketini başlatmak için 19 Mayıs’ta Samsun’a ayak basan ayağında spor ayakkabısı ya da kovboy çizmesi yokmuş…
Kazandığı her savaştan sonra savaş sahasına fırlayıp moral veren mini etekli ponpon kızlar da yokmuş…
Tarih kitaplarına bakılırsa, Yunanlıları İzmir’den denize döktükten sonra timsah yürüyüşü de yapmamışlar…
Ülkesinde yapacağı devrimleri, inkılapları unutmamak için not alacağı bir cep bilgisayarı olmadığı gibi, kendisine suikast girişiminde bulunacakları da cep telefonundan öğrenememiş!
Atatürk için üzülüyorum. Dağ gibi adam, bir radyo programına faks çekemeden,
İsmet Paşa için Safiye Ayla’dan bir istek parçası isteyemeden gitti.
Lozan Zaferi’nden sonra veya Cumhuriyet’in ilanından sonra arabaya atlayıp sabahlara kadar korna çalıp, elinde bayraklarla sokaklarda tur atamadı.
Evinin balkonuna çıkıp, bir şarjör mermiyi havaya sıkamadı.
Atatürk’e acıyorum… Sen kalk, dört kadınla evlenebileceğin bir dönemde dünyaya gel, sonra değerini bilmeyip tek kadınla evlilik sistemini getir. Aaaah ah…
Çılgın diskolara gitmek, sabahlara kadar içip rock yapmak, babasının mersedesini alıp söyle bir Emirgan turu çekmek dururken…
Bunları yapmadı Atatürk…
Keyif çatmadı…
Tüm hayatını ülkesinin kurtuluşuna ve uygarlaşmasına harcadı…
İŞTE ONUN İÇİN BÜYÜK ADAMDI ATATÜRK
HER FIRSAT ELİNDE VARDI
O İSE SADECE BU MİLLETİN BAĞIMSIZLIĞINI İSTEDİ
BÜTÜN SUÇU 2 KADEH RAKI İÇMEKTİ O KADAR.

“İLK” – “SON”

Herkes “ilk” olmak ister,
İlk aşk, ilk öpücük,
“Oysa ilk geçicidir.”
Sahip olduğunuz hangi ilk hala sizin?
Ama kimsenin istemediği “son” farklıdır.
Çünkü ondan ötesi yoktur.
Heyecandan avuçlarınızın terleyerek tuttuğu ilk elle değil, güvenerek sımsıkı tuttuğunuz “son” elle girersiniz mezara.
Nejat İşler

BÜYÜYÜNCE NE OLACAKSIN

Büyüyünce ne olacaksın?
Annen var mı senin?

  • Var tabii.
  • Ne iş yapar?
  • Çamaşıra gidiyor.
  • Sen ne olacaksın büyüyünce? – Ben mi? dedi. Gözlerini gözüme kaldırdı. İkimiz de mavi mavi baktık. -Ben, dedi, boyacı olacağım.
  • Ne boyacısı?
  • Kundura boyacısı.
  • Neden kundura boyacısı?
  • Ya ne olayım? – Doktor ol, dedim. – Olmam, dedi. – Neden?
  • Olmam işte.
  • Neden ama?
  • Doktoru sevmem ki.
  • Olur, mu ya? Bak, dedim. Doktor sevilmez olur mu?
  • Tabiî sevmem, dedi. Annem hasta oldu. Evimize geldi. Kumbaramızı kırdık. Bütün yirmi beşlikleri ona verdik. Sonra çeyrekler kaldı. Onlarla da reçeteyi yaptırdık. O da zorlan.
  • Ama annen iyileşti.
  • Annem iyileşti ama paramız gitti. İki gün, yemek yemedim ben.
  • Peki, dedim, öğretmen ol.
  • Ben mektebe gitmiyorum ki.
  • Neden?
  • Öğretmen beni dövüyor. – Neden?
  • Yaramazlık ediyorum da ondan.
  • Sen de yaramazlık yapma.
  • Ben yaramazlık ne demek bilmiyorum ki.
  • Öğretmenin yapma dediği şey, dedim.
  • Belli olmuyor ki!.. Bir gün arkadaşımın biri “Çamaşırcının piçi” dedi. Ben de dövdüm onu. Öğretmen de beni dövdü. Ondan sonra hep çamaşırcının piçi diye çağırdılar. Hiç kimseyi dövmedim. Yaramazlıkmış diye. Bir kaç gün sonra yanımdaki arkadaşın iki kalemi vardı. Birini aldım. Hırsızsın sen diye dövdüler. Benim kalemim yoktu aldım. Sonra o da yaramazlıkmış, hem de çok fena bir şeymiş. Bir daha kimsenin kalemini almam dedim. Defterini aldım. Bu sefer hem dövdüler, hem mektepten kovdular.
  • Çok fena yapmışsın.
  • Fena yaptım. Ben adam olmak istemiyorum ki.
  • Ne olmak istiyorsun ya?
  • Boyacı olacağım dedim ya.
    Sait Faik Abasıyanık

ÖĞRENDİM-ÖZDEMİR ASAF

YAŞ 5 Anne ve babamın birbirlerine bağırmalarının beni ne kadar korkuttuğunu öğrendim.
YAŞ 7 Meşrubat içerken gülersem içtiğimin burnumdan geleceğini öğrendim.
YAŞ 12 Bir şeyin değerini anlamanın en iyi yolunun bir süre ondan yoksun kalmak olduğunu öğrendim.
YAŞ 13 Annemle babamın el ele tutuşmalarının ve öpüşmelerinin beni daima mutlu ettiğini öğrendim.
YAŞ 15 Bazen hayvanların kalbimi insanlardan daha fazla ısıttığını öğrendim.
YAŞ 18 İlk gençlik yıllarımın keder, şaşkınlık, ıstırap ve aşktan ibaret olduğunu öğrendim.
YAŞ 24 Aşkın kalbimi kırabileceğini ama buna değer olduğunu öğrendim.
YAŞ 33 Bir arkadaşı kaybetmenin en kestirme yolunun ona ödünç para vermek olduğunu öğrendim.
YAŞ 36 Önemli olanın başkalarının benim için ne düşündükleri değil benim kendi hakkımda ne düşündüğüm olduğunu öğrendim.
YAŞ 38 Eşimin beni hala sevdiğini, tabakta iki elma kaldığında küçüğünü almasından anlayabileceğimi öğrendim.
YAŞ 41 Bir insanın kendine olan güveninin, başarısını büyük oranda belirlediğini öğrendim.
YAŞ 44 Annemin beni görmekten her seferinde sonsuz mutluluk duyduğunu öğrendim..
YAŞ 46 Yalnızca minik bir kart göndererek bile birinin gönlünü aydınlatabileceğimi öğrendim.
YAŞ 49 Herhangi bir işi yaptığımdan daha iyi yapmaya çalıştığımda, o işin yaratıcılığa dönüştüğünü öğrendim.
YAŞ 50 Sevgi, evde üretilmemişse, başka yerde öğrenmenin çok güç olabileceğini öğrendim.
YAŞ 53 İnsanların bana, izin verdiğim biçimde davrandıklarını öğrendim.
YAŞ 55 Küçük kararları aklımla, büyük kararları ise kalbimle almam gerektiğini öğrendim.
YAŞ 64 Mutluluğun parfüm gibi olduğunu, kendime bulaştırmadan başkalarına veremeyeceğimi öğrendim.
YAŞ 70 İyi kalpli ve sevecen olmanın, mükemmel olmaktan daha iyi olduğunu öğrendim.
YAŞ 82 Sancılar içinde kıvransam bile başkalarına bas ağrısı olmamam gerektiğini öğrendim.
YAŞ 90 Kiminle evleneceğin kararının hayatta verilen en önemli karar olduğunu öğrendim.
YAŞ 95 Öğrenmem gereken daha pek çok şeyler olduğunu öğrendim.
“Dün sabaha karşı kendimle konuştum.
Ben hep kendime çıkan bir yokuştum.
Yokuşun başında bir düşman vardı.
Onu vurmaya gittim kendimle vuruştum”
Özdemir Asaf

17 SEBEP

Hayatında En Az Bir Kez Dibe Vurmuş İnsanların Çok Daha Güçlü Olmasının 17 Sebebi

  1. Kimin gerçekten yanlarında olduğunu görmüş, insanları iyi tanımışlardır…
  2. Kaybetmekten daha az korktukları için hayatlarında radikal değişiklikler yapmaları daha kolaydır…
  3. Zannettiklerinden çok daha fazlasına dayanabildiklerini görmüşlerdir…
  4. Yakınlarındaki insanlar benzer zorluklar yaşadığında onların yanında olur, onlara kucak açarlar…
  5. Öyle zorluk çıktı diye kendilerini bırakıvermezler. Ölür ölür tekrar dirilirler…
  6. Dibe vurmak, kendileriyle alakalı olumsuz ve zayıf yönleri görmelerini de sağlamıştır. Kendilerini bilir dibe vurmuşlar…
  7. Her şeylerini kaybettiklerinde bile aslında ellerinde ne kadar çok şeyin kaldığını görmüşlerdir.
  8. Hayatlarında fazlalık olan ilişkileri ve durumları sona erdirmekten korkmaz, çekinmezler…
  9. Kendileri için en önemli şeyin ne olduğunu bilirler ve hayatlarını bunun üstüne kurarlar…
  10. Etraflarında az insan vardır fakat bu insanların hepsi de gerçekten sever ve sevilirler…
  11. Her şeyin geçici olduğunun farkındadırlar. Kontrollerini kaybedip etraflarına zarar vermezler…
  12. Zor zamanlarda arkasına saklanacak insan aramazlar. Kendileri için savaşmakta onların üstüne yoktur…
  13. Hayatlarına pek çok farklı bakış açısından bakmayı bilirler ve geleceği iyi sezerler…
  14. Yaşadıkları her zorluktan sonra kendilerinin bir üst modeline geçtiklerini ve daha da güçlendiklerini bilirler…
  15. İnsanın yaşamını sürdürmek için aslında ne kadar az şeye ihtiyacı olduğunu anlamışlardır…
  16. Özgüvenleri yüksektir. Hiçbir şey için “yapamam” demezler…
  17. Ve iyi oldukları zamanların kıymetini herkesten daha iyi bilirler…

BUGÜN

Bir iyilik yap kendine,
İstisnayı bozan kaide ol…
Saklama samanı paylaş herkesle,
Zamanı geldiğinde paylaşır biride senle…
İşleyen demir olma her zaman,
Bazen de durup seyret Alemi…
Sürüden ayrıl, kurt kapsın seni,
Kurta dostluğu, sevmeyi öğret…
Eğme hiçbir ağacı gençken,
Dik durmayı öğrensin büyürken…
Ayağını yorganına göre uzatma,
Bırak hayallerin taşsın yatağından dışarı…
Elinin hamuru ile erkek işine karış,
Delikanlı yazılsın yüreğinin nüfus cüzdanına…
Kendi başına gelin güvey ol,
Bırak Ataları, ezberden öğretilenleri,
Kendin ol…
(Alıntı)

BÜTÜN EVLATLAR OKUSUN

Babalar en kutsal varlıklar olan Annelerin gölgesinde kalan gizli kahramanlardır!
Evin en öksüzü babalardır, en yalnız, en kimsesizi, herkese kimse olurken. Evin direği olurken kendisi direksizdir, dayanacağı kimsesi pek yoktur. Çünkü o hep güçlü olmak zorundadır. O zayıf olamaz Çünkü o kahramandır, o güçsüz olamaz Çünkü o kahramandır, o ağlayamaz Çünkü o kahramandır, hep kahraman olmak, öyle kalmak zorundadır. Yoksa silebilir herkes onu. Küçümser, erkekten bile saymaz.
Batan gemiyi en son terk eden baba iken, uçan bir balonda, fazla ağırlıkların atılması aksi halde balonun düşme ihtimalinin olduğu anlarda, aileden ilk atılacak kişi babadır.
Hayatını ailesine adasa da, ne eşine ne de çocuklarına yaranabilir tam anlamıyla. Kimsesi kalmaz zaten memleketi belli olduğunda. Hani sormuşlar ya adama nerelisin diye. O da demiş henüz evlenmedim diye. Ne ilk ailesine, ne de yeni ailesine yaranamaz, arada kalır. O yüzden ailelerde hep dayılar, teyzeler sevilir ya. Amca hele ki hala pek bilinmez genelde.
Aile içi yetmez gibi, hep annelik yüceltilir onun yanına ayıp olmasın diye babalık da eklenir. Anneler gününün bütün ihtişamına, şatafatına, her yerde vurgulanması ve insanları harekete geçirmesine rağmen, babalar günü unutulur, ya da babalar gününde hatırlanır ve öylesine geçiştirilir.
Evin dış kapı mandalı gibidir çoğu zaman. Evin en yalnızıdır Bu yüzden en son babalar duymaz mı? Ya saklanır, ya yalan söylenir ya da paylaşma gereği duyulmaz. Bunda elbet hoşgörüsü az babanın da suçu ve katkısı vardır ama yine de ne yapsa yaranamaz, yakınlaşamaz. Belki çocuklarıyla yakınlaşmak ister ama malum ataerkil kurallar, toplum baskısı, utanç duygusu buna engel olur, ne sevdiğini gösterebilir ne de sevilmek istediğini…
Babanın aile de en sevdiği birey kadındır, eşidir. Eşinin ise en sevdiği çocuklarıdır, kendisi değil. En büyük aşk evliliklerinde bile, sevgilisi doğum yaptığında bir anda artık sevgilisi değil, anne olur, kendine biçtiği en büyük rolü olur sevgilisi.
Baba en çok anneyi sever, anne en çok yavrusunu sever, yavrusu ise en çok eşini sever, eşi ise en çok yavrusunu sever. Bu böyle devam eder durur, hayatın kanunu gereği.
Bir yeri acıyan çocuğun hiç babam dediğini duydunuz mu? Babası yanındayken bile anam demez mi?
İyi bir işi olması gerekir, zengin olması gerekir. Çocuklar bile birbirlerini heyecanlandırmak için, iki kişinin omuzlarında daha fazla ileri gitmek için, bakalım kimin babası daha zengindir, derler.
Anne ya da çocuklar işsiz olabilir, kimse bunu çok görmez onlara. Ama baba işsiz olamaz. Düşünün erkek çalışır kadın ev hanımı ise sorun yok ama tersi durumda erkekten bile sayılmaz. Evin geçimini karşılamak zorundadır, hem de şartlar ne olursa olsun. Dışarıda onca karşılaştığı kötülük ve güçlüklerle uğraşırken, eve gelip sığınmak, salmak isterken kendini, evde eşinin kaprislerini çekmek, çocukların sorunlarıyla uğraşmak zorunda kalır.
Belki ağlamak ister onların yanında, onlarla… Yapamaz!
Evin şerefini, evin namusunu korumak zorundadır. Kızının ilk aşkı kendisi olsa da, büyüyünce kızı artık aldatır babasını ve başka gençlere kayar gönlü. Babasına bin bir naz yapan o kız ise sevgilisinin, eşinin her dediğini yapar. Evde yıllarca babası ile çatışan, özgürlüklerini elde etmeye çalışan, oğlu ise eşinin yanında muma döner. En acısı ise yıllarca gözünden bile koruduğu o güzeller güzeli kızını, gözbebeğini gelir adamın biri alır elinden, gözünden sakladığını başka gözlere verir. Değil birinin ona dokunması yan gözle bile bakmasına dayanamayan baba, teslim eder bir başkasına elleriyle. Üstelik bir de düğün dernek yapmak zorundadır, oynamak zorunda kalır sanki eğlenirmiş gibi.
Yıllarca dışarıda deli gibi çalışırken, bebekken hiç büyümeyeceğini düşündüğü yavrularının değiştiğini bile fark edemez, birey olduklarını. Ona bağımlı iken onlar, bir anda bağımsızlıklarını ilan etmeye başlarlar, küçük bir hayal kırıklığıyla karşılar, yapacak bir şey yoktur.
Bizim gibi toplumlarda, erkek evladından çok kızına değer veren, her şeye rağmen onun için her şeyini feda eden babaların önünde sevgiyle eğiliyorum.
Sizler büyük insanlarsınız…
(Bunca zorluğuna rağmen Baba olabilmiş tüm özel insanlara ithaftır…)

10 ALTIN ANAHTAR

10 Altın Anahtar
1- Nefes alın. Ne zaman sıkılırsanız, farkında olun ve nefes alın. Nefes ruhunuzun beden ile bağıdır. Bu bağlantınız hep yerinde olsun.
2- Su için. Vücudunuzda su yoksa ruhunuzun ikamet ettiği beden ne görevlerini ne de sizin arzularınızı gerçekleştirebilir.
3- Endişeye değil, neşeye odaklanın. Ancak neşe karşınızdaki kapalı kapıları açan anahtardır. İçinizden gelmiyorsa bile, gülün, kahkaha atın, frekansınızı değiştirin. İçinizden gelmese de radyonun kanalını değiştirin.
4- Yarının problemlerini bugünün enerjisi ile çözemezsiniz. Size bugün için gerekli tüm güç verildi. Ve yarın, yarın için gerekenler verilecek. Taşıyamayacağınız hiçbir yük size verilmez. Kendinize güvenin.
5- Kendi anne babamızı biz seçtik. Onlara gereken saygıyı gösterin. Ne olursa olsun. Kızsanız da, darılsanız da, üzülseniz de, saygı gösterin. Bazen saygı sevgiden de önemli olabilir.
6- Çocuklarınız size ait değiller. Onlara hak ettikleri gibi, bağımsız ve özgür varlıklar olarak gerekli sevgi ve saygıyı gösterin. Ve bilin ki onlar sizi seçti, sizin kendi anne babalarınızı seçtiğiniz gibi. Yaşamak için geldikleri bir yol. Onlar için bir şey yapmak istiyorsanız bu yolu yürümeleri için onlara destek olun.
7- Ruhunuzun ölümsüz olduğunun farkında olun. Hep vardınız ve hep var olacaksınız.
8- Ben akşamdan ertesi sabah 6’da uyanmayı kendime vaat edersem, bu olur. Peki, sözleriniz ile siz her gün, her an ne vaat ediyorsunuz? Kelimeleriniz ile kendinize, öldün diyerek, dizlerim bitti diyerek, bu iş beni hasta etti, diyerek gerçekleşerek kehanetler yaratmayın. Güçlüsünüz, insansınız, Başarırsınız.
9- Yapın. Yapmadıklarınıza pişmanlıklarınız her zaman daha çok olur. Yüreğiniz derinliklerin bir dilek olarak geliyorsa ve size neşe veriyorsa, durmayın yapın.
10- Bilmek istediklerinizi sorun. Soru varsa, cevap mutlaka gelecektir. Her zaman ilk gelen cevap en doğrusudur.

TECRÜBE

“İnsanlar yavaş yavaş inanmamayı, güvenmemeyi, sevmemeyi ve kronik şüpheci olmayı öğrenir. Bu gerçekleştiğinde artık ne yazık ki çok geçtir. İnsanların “tecrübe” dediği şey budur. Kalbiyle bağlantısını kesmiş bir insana “tecrübeli” denir.”
Sigmund Freud

BİR SAAT

Adam yorgun argın eve döndüğünde 6 yaşındaki çocuğunu kapının önünde beklerken buldu. Çocuk babasına,
“Baba bir saatte ne kadar para kazanıyorsun’ diye sordu…
Zaten yorgun gelen adam,
“Bu senin işin değil” diye cevap verdi. Bunun üzerine çocuk
“Babacım lütfen, bilmek istiyorum” diye üsteledi. Adam:
“İllâ da bilmek istiyorsan 20 lira” diye cevap verdi.
Bunun üzerine çocuk
“Peki, bana 10 lira borç verir misin” diye sordu. “
Adam iyice sinirlenip,
“Benim senin saçma oyuncaklarına veya benzeri şeylerine ayıracak param yok. Hadi, derhal odana git ve kapını kapat” dedi.
Çocuk sessizce odasına çıkıp kapıyı kapattı. Adam sinirli sinirli:
“Bu çocuk nasıl böyle şeylere cesaret eder.” diye düşündü. Aradan bir saat geçtikten sonra adam biraz daha sakinleşti ve çocuğa parayı neden istediğini bile sormadığını düşündü,
“Belki de gerçekten lazımdı”… Yukarı çocuğunun odasına çıktı ve kapıyı açtı…
Yatağında olan çocuğa,
“Uyuyor musun” diye sordu. Çocuk
“Hayır” diye cevap verdi…
“Al bakalım, istediğin 10 lira. Sana az önce sert davrandığım için üzgünüm. Ama uzun ve yorucu bir gün geçirdim” dedi…
Çocuk sevinçle haykırdı,
“Teşekkürler babacığım”… Hemen yastığının altından diğer buruşuk paraları çıkardı. Adamın suratına baktı ve yavaşça paraları saydı. Bunu gören adam iyice sinirlenerek,
“Paran olduğu halde neden benden para istiyorsun? Benim, senin saçma çocuk oyunlarına ayıracak vaktim yok” diye kızdı… Çocuk:
“Param vardı ama yeterince yoktu ” dedi ve yüzünde mahcup bir gülücükle paraları babasına uzattı;
“İşte 20 lira…
“Şimdi bir saatini alabilir miyim babacım?…”