Bir gün köylünün birinin eşeği kuyuya düşer ! Adam ne yapacağını düşünürken hayvan dehşetengiz bir şekilde anırmaya başlar. En sonunda köylü eşeğin yaşlı olduğunu ve kuyunun da zaten kapanması gerektiğini düşünür ve eşeği çıkartmaya değmeyeceğine karar verir. Bütün komşularını yardıma çağırır ve her biri birer kürek toprak atarak kuyuyu doldurmaya başlarlar. Eşek ne olduğunu fark edince, önce daha beter anırmaya başlar, sonra herkesin şaşkınlığına sesi kesilir. Birkaç kürek toprak daha attıktan sonra çiftçi eğilerek kuyuya bakar. Gözlerine inanamaz. Eşeksırtına düşen her kürek toprakla müthiş bir şey yapmakta. Toprağı aşağı silkeleyerek yukarı tırmanmasına yarayacak bir basamak yapmakta! Komşular bir süre daha toprak atmaya devam ederler, ancak az sonra eşek kuyunun kenarına sıçrar ve ardına bakmadan hoplaya zıplaya olay yerinden uzaklaşır! Hayat üzerinize hep toprak atacaktır, her türlü yük ile kuyudan çıkmanın sırrı, bu yükü silkeleyip bir adım yükselmektir! Sıkıntılarımızın her biri bir adımdır. En derin kuyulardan bile yılmayarak usanmayarak çıkabiliriz. Silkelenin ve biraz daha yukarı çıkın.
Mutluluğun beş basit kuralını unutmayınız:
1) Düşüncelerinizi endişelerinizden arındırın,
2) Basit yaşayın ve elinizdekinin kıymetini bilin,
3) Kalbinizi nefretten arındırın, affedin,
4) Daha az bekleyin,
5) Daha çok verin
Yazar: mndrsrgl
ZEKİ İNSANLARIN EN BELİRGİN 6 ÖZELLİĞİ
1- Zeki kimseler hem gerçek dünya ile bağlarını koparamazlar ve hem de hayal dünyası içinde yaşarlar. Üstün zekalı insanların düşünceleri fantastiktir.
2- Üstün zekalı insanlar son derece inatçı yapılı kimselerdir. Başarısızlıkta asla yılmazlar ve asla pes etmezler. Düşünsenize, Edison ampulü bulmadan önce binlerce sefer deneme yapmıştır ve asla pes etmemiştir Sonunda da başarıya ulaşmıştır.
3- Üstün zekalı insanlar lider ruhlu insanlardır.
4- Zeki kişiler hem disiplinle ve hem de oyun oynar tarzda işlerine eğilirler. Yaptıkları işi büyük bir ciddiyetle yaparlar, ancak oyun havası da vererek yaptıkları işten büyük bir zevk alırlar.
5- Özelliklerinden bir tanesi çok büyük fiziksel enerjiye sahip olmalarıdır. Bu doğuştan gelen bir enerji modellemesi olmayıp, tamamen kendini adapte ettiği konuyu tamamlamak için saatlerce çalışması gerektiği bilincine sahip olmasıdır. Bunun sonucu olarak da irade ve kalp koordineli bir şekilde enerjiyi temin için çalışırlar.
6- Zeki insanların duyguları çok yoğundur. Mantıksal gelişim aynı zamanda duygusal gelişimi de etkileyecektir. Bu duruma göre çocuk kalmayı başarmış insanlar daha zekidir gibi bir sonuca ulaşabiliriz, çünkü çocuklar duygularını çok yoğun yaşarlar.
TESADÜF DİYE BİR ŞEY YOKTUR
Hiçbir karşılaşma tesadüf değildir. Hiçbir hissediş, düşünüş, bakış, algılayış, seziş de öyle. Hatta bunların tersi de tesadüf değil. Alışveriş yaptığımız market, yemek yediğimiz lokanta, su içtiğimiz çeşme, yürüdüğümüz kaldırım ve orada yanlarından birer yabancı olarak geçip gittiğimiz insanlar. Tesadüf gibi görünen karşılaşmalar, yolu sorduğumuz herhangi biri, hafifçe çarptığımız insan. Bize gülümseyen küçük bir çocuk önümüzden aniden uçuveren kuş… Gün boyu yaşadığımız en basit olay bile herhangi bir zihinsel, fiziksel, ruhsal ya da duygusal bir olayın tetikleyicisi olur. Küçük ya da büyük… Bazen hiç hesapta olmayan durumların içine çekiliveririz. Hayal bile etmediğimiz olayları yaşarken buluruz kendimizi. Bir martı çığlığı, bir satıcı bağırışı, alır götürür bizi yıllarca ya da yollarca uzaklara… Hem öğretmen hem de öğrenciyizdir her ilişkinin içinde. Doğduğumuz aile, gittiğimiz okullar, sıra arkadaşımız, sevgilimiz, eşimiz, çocuğumuz vs. Her ilişki, farklı bir yönümüzün aynasıdır. Ve bizler de onlar için birer aynayız. Farkındalığımız yükseldikçe, durumları ve ilişkileri yaşarken, kendimizi ve yaşanılanları gözlemlemeye başlarız. Ve eğer yaşadıklarımıza yüksek idrakle bakabilmeyi başarırsak, o ilişki ya da durumu ne için yaşadığımızı kavrarız. Düğmelerimize en fazla basan insanlar, en iyi öğretmenlerimizdir. O ilişkide kurban olmadığımızı anlar, ilişkinin bize neyi öğretmeye çalıştığını kavrarsak, dersimizi alır ve yolumuza devam ederiz. Eğer bunu yapamazsak, o ilişkide ya da durum içinde tutsak olur, ya daha ağır durumlar yaşar ya da daha travmatik durumları (o dersi alıncaya, eksik yönümüzü tamamlayıncaya, kendimizi düzeltinceye kadar) tekrar tekrar yaşamaya devam ederiz. Bazen bazı insanların hayatına yalnızca katalizör olarak gireriz. Onların hayatlarında değiştirmesi gereken durumun düğmesine basar ve sessizce çekiliriz. Ve yüksek farkındalık içinde kalırsak, yaşanılan durumdan etkilenmeden, arkamıza bakmadan yolumuza devam ederiz. Özet olarak, en büyük düşmanımız en iyi dostumuzdur aslında. Çünkü bizde en büyük değişime neden olur genellikle. Ve her karşılaşma kutsaldır. Karşımızdaki insanın tanrısallığını kabul edip o şekilde yaklaşırsak, nefreti, öfkeyi, suçluluk duygusunu, o insana karşı sorumlu olduğumuz ve o ilişkiye mahkum olduğumuz duygusunu ve kini söküp atarız varlığımızdan. Yaşadığımız her durum, tanıştığımız her insan öğretmenimizdir. Ne kadar kısa sürede öğrenirsek öğrenmemiz gerekenleri, karmamızı çözüp, iç huzuruna, mutluluğa, ideal ilişkimize ve ruhsal bütünlüğe ulaşırız…
Gönderen Academy of Spiritual Life
HERKESİN OKUMASI GEREKEN HAYAT DERSİ
50 Yaşına Basan Bir Adamdan Herkesin Okuması Gereken Hayat Dersi
- “Deneyim, her türlü maddiyattan daha değerlidir.”
- “Hayatınızda yapacağınız en önemli kariyer seçimi, eş seçiminizdir.”
- “Parayla ilgili üç yetenek vardır. Onu kazanmak, elde tutmak ve büyütmek. Bunların üçü de birbirinden farklı yeteneklerdir.”
- “Çocuk sahibi olmak korkunç bir şeydir. Ama çocuk sahibi olmak muhteşem bir şeydir.”
- “Yiyip içtiklerinize dikkat edin ve her geçen yıl porsiyonlarınızı biraz daha küçültün. Yaş ilerledikçe ne kadar spor yaparsanız yapın bir faydası olmuyor.”
- “İnsanların sizin hakkınızda ne düşündüğünü önemsememek için çaba sarf edin. Bu, benim için hâlâ çok zor ama öğreniyorum.”
- “İletişim kurduğunuz herkesi sanki kendi çocuğunuzmuş ve yarın ölecekmiş gibi hayal edin.”
- “Öfke aslında gerçek bir his değildir; onu yaratan korkudur. Öfkelenmeden önce sizi korkutan şeyin ne olduğunu düşünün.”
- “Her beş senede bir hayatınızda radikal değişiklikler yapın. Aksi halde hayat oldukça sıkıcı olabiliyor.”
- “Her gün yaratıcılığınıza belirli bir zaman ayırın. Yaratıcılık bir kas gibidir ve onu geliştirmeniz gerekir. İlhâm ise içi boş bir kelimeden ibarettir.”
- “Minnettarlık ve şikayet etmek/suçlamak gibi durumlar bir insanda aynı anda bulunamaz. Hangisini yansıtmak istediğinizi seçin.”
- “Okumak, bir hayata sığdıramayacağınız kadar deneyimi öğrenmenizi mümkün kılar. Bol bol okuyun.”
- “Hayatta en çok yapmak istediğiniz 20 şeyi listeleyin ve sizin için en önemli olan 5 tanesini bunlardan ayırın. Daha sonra kalan 15’ii çöpe atın ve unutun; çünkü onlar sizde yalnızca kafa karışıklığı yaratır.”
- “En iyi ağrı kesici sekstir.”
- “Başarının %99’u çalışmak, %1’i ise yetenektir. Yetenek ateşleyici güç ise, çalışmak benzindir.”
- “Sık sık komedi izleyin; hatta imkânınız varsa her gün izleyin. Çünkü gülmenin hastalıkları iyileştiren bir gücü vardır.”
- “Akışına bırakmayı bilin. Tüm problemlerinizi bugün çözmeye çalışmayın.”
- “Ne kadar az şeye sahip olursanız, o kadar az şey size sahip olur.”
- “Sizden nefret ettiğini bildiğiniz insanlarla karşılaştığınızda onlara bakın, ellerini sıkın ve içten bir tebessümle karşılık verin.”
- “Kabalık etmek insana hiçbir zaman hiçbir şey kazandırmaz. Karşınızdakileri anlamaya çalışın ve istedikleri her ne olursa olsun bunu başarabileceklerini söyleyin.”
GÜÇLÜ İNSANLARIN 7 ÖZELLİĞİ
1- Hayır diyebilmek
2- İstediğini çekinmeden ifade edebilmek
3- Şartlar ne olursa olsun pes etmemek
4- Olumsuz eleştirilere açık olmak
5- Gerektiğinde vazgeçebilmek
6- Yalnızlıktan korkmamak
7- Kendi hatalarıyla yüzleşebilmek
Tolstoy
SENİN OLSUN
Bir şarkın olsun. Senin olsun. Hayatına her giren insana “bu benim şarkım bak” diye dinlet. Bir gün o kişinin hayatından çıktığında bir radyoda denk gelirse, seni hatırlasın. Tek bir parfümün olsun. Özdeşleşmek iyidir. Dünya bu illa ki bir tek sen kullanmayacaksın. Öyle bir sana ait olsun ki, bir yabancıda bile duysa “acaba burada mı” diye kokuyu duyanın gözü seni arasın. Bir tane en yakın arkadaşın olsun. Sadece kötü günde değil, iyi günde de aradığın ilk kişi olsun. Birlikte düşün, birlikte kalkın. Birbirinizi toparlayın. Yaralarınızı sarın. Herkes gittiğinde “şanssızlığınıza” biraz gülün, biraz ağlayın. Bir tane çok büyük aşkın olsun. Rakıya bahane olsun. Bir dönem çok sevmiş ol, bir dönem nefret etmiş. Her şey küllendikten sonra tebessümle hatırla. Biraz da bir yanın acıyarak. “O olsaydı nasıl olurdu acaba hayatım?” diye sorgulayarak. Artık bir şey hissetmesen de “başına bir şey gelse yine de ilk ben koşarım” diyecek kadar. Unutma, masallar mutlu sonla, efsaneler kavuşamamakla biter. Bir evlat edin. Bir kedi olur, bir köpek de. Ama olsun. Kapılarını aç. Senden olmayan ama senin ilgine bakımına muhtaç bir kalbin atışlarını ellerinde hisset. Bir canlının hayatını değiştirmek acayip bir şey. Birinin kahramanı olmak istersen bundan büyük fırsat olamaz. Sevmek çok güzel. Hele bir de her koşulda sevilmek. Bol bol kitap oku biri seni derinden etkileyene kadar oku. Onu bulduğunda kimseyle paylaşma. O hikaye senin. Beğenmediğin sayfayı yırt sevdiğin yerleri yıldızlarla donat. Başucunda dursun. Belki bir gün biri gizlice o sayfaları keşfeder. Seni daha iyi tanıma imkanı olur. Salaş bir restoran edin. Patronundan garsonuna kadar tanı. Kafan mı bozuk, mekan dolu mu, sana yer açacakları kadar müdavimi ol. Bir masan olsun hep oturduğun. Bir başına gitsen bile başına bir şey gelmeyeceğini bil. Bir gün belki kapanır ya da yıkılır. Ama sen önünden her geçtiğinde “burada eskiden hep bir yerim vardı” dersin. Bir hobin olsun. Kaçmak için. Hiçbir şey düşünmediğin. Dünyadan uzaklaşabildiğin. Onunla övün. En iyi yaptığın şey olsun. İnsanlar şaşırsın. Senin için çocuk oyuncağı olsun. Bir şey iste. İmkânsız olsun. Peşinden koş. Yorul. Defalarca vazgeç. Defalarca dene. Susmanın çaresizliğini de yaşa bağırmanın da. Uykuların kaçsın. Düşündükçe saç diplerin bile uyuşsun. Her ne ise bu istediğin, aşk da olur iş de. Bağrına taş bas gerekirse. Yeter ki gece yatağına yattığında “ben elimden geleni yaptım” de. Bazen kazanamamış olsan da, yapabileceklerinin ya da bir şeyi delice istemenin limitini görmek de zaferdir. Vakit ayırdığın bir ailen olsun. Yarın kaybettiğinde keşke daha çok zaman ayırsaydım demeyeceğin. Pişmanlık kötüdür. Bir daha geri getirmeye gücünün yetmedikleri içinse, işkence. Kıymetini bil. Yarın ne olacağı belli değil. Kalp krizi dediğin bir kaç saniye. Kalp kırma. Sınırların olsun aşılamayacak. Duvarların olsun yıkılamayacak. Herkes bilsin. Ona göre davransın. Bir alanın olsun metre karesi dert değil. Kapısını kapattığında gerçek sen olabildiğin. Dört duvardan birinin dibine çöküp ağlayabildiğin. Güçsüzlüğünü yaşayabildiğin. Sonra daha güçlü kalkabildiğin. Kaldığın yerden devam edebildiğin. İnsan en Çok kendini özlüyor çünkü. Bir sevdiğin olsun tabi. Belki hayallerindeki gibi olmaz koşullar ama bir şeyleri birlikte var etmenin tadı bir başka. Para amaç değil araç olsun mutluluğuna. Olmadığı zaman da elindekini cömertçe paylaşabil. En çok onla gül. Saatlerce muhabbet edebil. Birbirinize ulaşamadığınızda, “başka biriyle mi acaba” diye değil “başına bir şey mi geldi” diye endişelen. İlişkini başkalarıyla kıyaslama. Biri sevdiğini çok söyler, biri daha çok gösterir. Sen de biri eksikse bu seni daha az seviyor demek değildir. Telefon karıştırmakla ömür geçmez. Bir insan bir şey yapmak isterse yapar. Kalbin temizse, sen araştırmadan da karşına çıkar korkma. Sonuna kadar güven. Bir gün kırılırsa kalp yenisini inşa eder. VE Kalbini temiz tut. Çevreni de. Unutma yaptığın her iyilik bir gün sana geri döner.
YENİ BİRİ OLMANIZ İÇİN 20 ÖNERİ
20 Adımda Daha Mutlu, Daha Pozitif Bir Siz
Kimi hayatında bazı değişiklikler yapmak istiyor kimi de hayatını tümden çöpe atıp tamamen yeni bir başlangıç yapmanın hayalini kuruyor. Aslında tüm bu his hayatın bizi yormasından, hayatın artık bize yorucu gelmesinden dolayı oluyor ve buna biz izin veriyoruz.
En büyük düşmanımız kendimiziz… Kendimize zaman ayırmamak ve kendimizi düşünmemekten kaynaklanıyor bütün bu olanlar.
İşte hayatınızda gözle görülür bir fark yaratabilmek için yapabileceğiniz küçük, ama önemli olan 20 adet öneri;
Pozitif olun ve sürekli mutluluk içeren cümleler kullanın.
Her gün yeni şeyler öğrenmeye çalışın.
Hayattan zevk almaya çalışın.
Her gün eski bir şeyden kurtulmaya çalışın.
Hayal kurmaktan usanmayın.
Artık yalan söylememeye gayret edin.
Kendinize hedef belirleyin.
Sosyal hayatınızı değiştirin mesela kitap okuyun, spor yapın, sağlıklı beslenin.
Birden fazla şeyi aynı anda yapmayın.
Sosyal çevrenizi genişletin.
Yeni arkadaş grupları edinin.
Aile bağlarınızı güçlendirin.
Kendinize eskisinden daha çok zaman ayırın.
Sürekli telefonla oynamaktan vazgeçin.
Ağlamaktan çekinmeyin.
Eğer birinden hoşlanıyorsanız bunu belli edin.
Artık borç yapmamaya çalışın.
Sizi üzen kişilerle irtibatınızı kesin.
Affetmek erdemliktir bunu unutmayın.
Günlük tutma alışkanlığını edinin.
Alıntı
20 ADIMDA MUTLULUK
1- Nazik ol
2- Sağlıklı beslen
3- Egzersiz yap
4- Kendine odaklan
5- Dürüst ol
6- Büyük düşün
7- Sabırlı ol
8- Daha az yargıla
9- Gülümse
10- Kendini sev
11- Kolayca affet
12- Şükretmeyi bil
13- Pozitif düşün
14- Bol su iç
15- Kendine güven
16- Yeniliklere açık ol
17- Önceliklerini belirle
18- Mazeretleri bırak
19- Dilini geliştir
20- Anlamak için dinle
MUTLULUK NEREDE
İnsanoğlu mutluluğu hep hor kullanıyormuş…
Hep şikâyetçi hep bıkkınmış…
Bir gün melekler mutluluğu saklamaya karar vermişler…
Saklayalım zor bulunsun…
Zor buldukları için belki kıymetini bilirler diyerek başlamışlar
Tartışmaya… Sorun büyükmüş…
Mutluluğu saklamak kolay değilmiş çünkü…
Kimisi:
“’‘Everest’in tepesine saklayalım ”“demiş. Kimisi:
”“Atlas okyanusu’’nun dibine ”“demiş.
Taç Mahal’in kubbesi, Mekke sokakları, İtalyan sofrası…
Bir hastanenin yeni doğan odası, dondurma külahı, şarap şişesi…
Sigara paketi, lale bahçesi…
Pek çok yer düşünmüşler ama hiç biri yeterince zor gelmemiş…
Derken meleklerden biri:
”’İÇLERİNE SAKLAYALIM ’“‘demiş…
”’Kimsenin aklına gelmez içine bakmak!!!.
İşte o gün bugündür mutluluk insanın kendi içinde saklıymış…
Hiç bir mutluluk kolay gelmiyor. Kolay kolay gülmüyor insanın yüzü…
Emekte ve insanın içinde saklı mutluluk…
Ne başkasının ekmeğinde, ne bakasının evinde, ne de başka bir şeyde…
Bu yüzden gözünüz hep içeride olsun…
Siz dışını boş verin, içine bakın…
KARDEŞ OLMAK
Lionel’e kardeşi doğum günü hediyesi olarak bir araba almıştı.
O akşam çalıştığı yerden çıktığında hep yeni arabasının yanında yoksul bir çocuğun durduğunu görmüş çocuk ona dönüp,
“Bu araba sizin mi efendim,” diye sormuş.
“Evet, kardeşim doğum günü hediyesi olarak aldı, ” diyerek başıyla oynamış Lionel.
Çocuğun ağzı şaşkınlıkla açık kalmış.
”Yani kardeşiniz bunu size hediye etti. Siz hiç bir şey ödemediniz öyle mi? Vay canına! Umarım ben de…” diye devam etmeye çalışmış ama sözcükler boğazında düğümlenmiş.
Lionel çocuğun cümleye nasıl devam edeceğini az çok tahmin ediyormuş. Muhtemelen, umarım bende böyle bir kardeşe sahip olurum diyecekti,’ diye düşünmüş.
Tam o sırada çocuk, ”Umarım bende öyle bir kardeş olabilirim,” diye tamamlamış cümlesini. Lionel yanıldığını fark etmiş. Şaşkınlıkla çocuğa bakarken birden,
“Arabama binip, bir kaç tur atmak ister misin?” diye soruvermiş.
“Evet, tabii bayılırım,” demiş çocuk.
Kısa bir gezinin ardından çocuk parlayan gözleriyle Lionel’e dönüp, “Benim evimin önünden de geçebilir miyiz efendim,” diye sormuş.
Lionel gülümsemiş. Bu küçük çocuğun mahalledekilere bu arabaya bindiğini göstermek istediğini düşünüyormuş.
Ama Lionel bu sefer de haksız çıkmış. Çocuk, – “Şu önü merdivenli evin önünde durabilir misiniz lütfen,” demiş. Küçük çocuk koşup merdivenlerden tırmanmış. Bir kaç dakika geçmeden Lionel onun geri geldiğini görmüş ama bu kez oldukça yavaş hareket ediyormuş; çünkü kucağında sakat kardeşini taşıyormuş. Kucağındaki kardeşini merdivenin son basamağına oturtup arabayı işaret etmiş. “Bak işte burada Max, aynı sana yukarıda anlattığım gibi. Kardeşi bu arabayı ona doğum gününde hediye etmiş hem de hiç bir karşılığı olmadan. Bir gün ben de sana böyle bir araba alacağım. Böylece sen de sana anlattığım her yeri kendi gözlerinle keşfedebileceksin.”
Lionel bunları duyduktan sonra arabadan inmiş, iki çocuğu da ön koltuğa yerleştirmiş ve hiç unutulmayacak bir gezinti yapmışlar. İşte o gece Lionel, sabaha kadar uyuyamamış ve ‘vermenin mutluluğu” hakkında düşünmüş
KARDEŞLİK ALMAK DEĞİL ELBETTE.
HATTA PAYLAŞMAK DA DEĞİL.
VEREBİLMENİN MUTLULUĞUNU YAŞAYABİLMEKTİR.
ÇOCUK NE YAŞIYORSA ONU ÖĞRENİR
Eğer, bir çocuk sürekli eleştirilmişse;
Kınamayı ve ayıplamayı öğrenir.
Eğer, bir çocuk kin ortamında büyümüşse;
Kavga etmeyi öğrenir.
Eğer, bir çocuk alay edilip aşağılanmışsa;
Sıkılıp, utanmayı öğrenir.
Eğer, bir çocuk sürekli utanç duygusuyla eğitilmişse;
Kendini suçlamayı öğrenir.
Eğer, bir çocuk hoşgörüyle yetiştirilmişse;
Sabırlı olmayı öğrenir.
Eğer, bir çocuk desteklenip, yüreklendirilmişse;
Kendine güven duymayı öğrenir.
Eğer, bir çocuk övülmüş ve beğenilmişse;
Takdir etmeyi öğrenir.
Eğer, bir çocuk hakkına saygı gösterilerek büyütülmüşse;
Adil olmayı öğrenir.
Eğer, bir çocuk güven ortamı içinde yetişmişse;
İnançlı olmayı öğrenir.
Eğer, bir çocuk kabul ve onay görmüşse;
Kendini sevmeyi öğrenir.
Eğer, bir çocuk aile içinde dostluk ve arkadaşlık görmüşse;
Bu dünyada mutlu olmayı öğrenir.
Dorothy Law Nolte
Çeviri: Doğan Cüceloğlu
DEĞERİNİ SOR
Bir yılın değerini; Final sınavını geçememiş bir öğrenciye sor.
Bir ayın değerini; Bir aydır maaşını alamayan işçiye sor.
Bir haftanın değerini; Haftalık bir gazetenin editörüne sor.
Bir günün değerini; Bir gün boyunca aç kalan birine sor.
Bir saatin değerini; Buluşmak için bekleyen aşıklara sor.
Bir dakikanın değerini; Treni, otobüsü ya da uçağı kaçıran birine sor.
Bir saniyenin değerini; Bir kazadan sağ çıkan birine sor.
Bir milisaniyenin değerini; Olimpiyatlarda gümüş madalya kazanmış birine sor.
NE GÜZELDİR
İnsan olmak, insanca davranabilmek…
Şefkat eli olup uzanabilmek, gözden akan yaşı silebilmek,
Kanayan yaralara merhem olabilmek ne güzeldir…
Ne güzeldir…
Güvene mazhar olmak, yalandan riyadan uzak kalabilmek.
Elindeki ile yetinmek başkalarının elindekini kıskanmadan sevinebilmek
Ve en içten duygularla daha çok ver Yarab diyebilmek ne güzeldir..
Ne güzeldir;
Kedi ve köpeklere ağlayıp, kuşların yasını tutmak..
Bilmediğin birinin derdine üzülebilmek ve çare aramak.
İnsanlara ışık olabilmek..
Sevilmeden sevebilmek,
Gelmeyene gidebilmek ne güzeldir…
Ne güzeldir;
İncitmekten, kırmaktan, nefretten uzak kalabilmek…
Titreyen minik yüreklere korkma diyebilmek, sarılabilmek sevgiyle şefkatle..
Ne güzeldir;
Dünyanın öbür ucunda,
Hiç tanımadığımız bir insanın gözyaşının bile içimizi parçalaması
Ne güzeldir;
Yaşamak ne güzeldir,
Sevinerek, severek, sevilerek, düşünerek
Ne güzeldir;
Dört gözle beklediğiniz bir haberin gelmesi,
Sabaha dek uyutmayan diş ağrısının dinmesi.
Yıllar sonra bir gün bir yerde, çocukluğunuzda annenizin sizin için yaptığı kurabiyelere rastlamak…
Yağmurdan sonra, açan güneş…
Buz gibi sokaktan sıcacık eve girmek..
Yorgunluktan bitmişken yatağa uzanmak…
Tuttuğun takımın ezeli rakibini yenmesi..
Sabahları kızarmış ekmek kokusuyla uyanmak…
Kızgın kumlarda uzun uzun yattıktan sonra bedeni denizin serinliğine bırakmak…
Sabahları kızarmış ekmek kokusuyla uyanmak…
Bir doktor muayenehanesinin kapısından, şüpheleri dağıtmış olarak sevinçle çıkmak…
Yaz sıcağında, bir öğle uykusunun mahmurluğunu, buz gibi bir dilim karpuzla atmak
Bir bahçenin önünden geçerken duyduğunuz hanımeli kokusu.
Sabah uyanıp o gün tatil olduğunu hatırlamak…
“Artık bitti” derken sizi arayıvermesi…
Yaşlı ana babanızın, hala çaldığınız kapının arkasında ya da hattın öbür ucunda olması…
Fırından yeni çıkmış ekmeğin köşesi…
Bir köşede birbirine sarılmış uyuyan kedi yavruları…
Evinizden, pişmekte olan etli biber dolması kokusunun yayılması…
Soğuktan titrerken elinize tutuşturulan bir bardak çay..
Meteliksiz bir gününüzde, çoktandır giymediğiniz ceketinizin cebinden para çıkması…
Onunla ilk kez yalnız kalmak…
Uzun, sıcak bir yürüyüşten sonra karşınıza çıkan bir çınar altı.
Sabahtan beri ayağınızı vuran ayakkabıları çıkardığınız an…
Sudan bir sebeple küstüğünüz arkadaşınızla barışmanız…
Yıkanmış, ütülenmiş, mis gibi kokan yatak takımlarını koynunda uyumak…
Bir sandalın kenarına oturarak bacakları denize sallandırmak…
En sevdiğiniz yemeğin ilk lokmasını ağzınıza aldığınız an…
En önemlisi,
Nefes almak,
Konuşmak,
Duymak,
Yürümek,
Görmek,
Anlamak…
“Ne güzeldir”…
Ve ne güzeldir; arkadaşlarınızdan, sevdiklerinizden alacağınız sıcacık bir Merhaba…
BU DA GEÇER
“Bir zamanlar bir kral:
“Dünyanın en güzel pırlantalarından birini yapıyorum, pırlanta yüzünün altına girebilecek kadar kısa bir cümle olacak, çaresizlik anlarında hizmet edebilecek ve sonsuza dek mirasçılarım olacak bir mesajı buraya saklamak istiyorum.” dedi
Dinleyenler bilge idi, denemeler yazabilirlerdi, ancak zor anlarda yardımcı olabilecek iki veya üç kelimeden fazla olmayan bir şey yapamadılar…
Düşündüler ama bulamadılar.
Kral yaşlı bir hizmetkar tarafından büyütülmüştü. Annesi kral küçükken ölmüştü ve bu hizmetkar onu büyütmüştü. Bu nedenle aileden biri olarak görünürdü. Yaşlı adam:
“Akıllı değilim, eğitimli değilim, akademik değilim, ama bir mesaj biliyorum, saraydaki hayatı boyunca her türlü insanla tanıştım ve baban tarafından davet edilen bir mistikle tanıştığım. Yaşlı adam bir kağıda bir şeyler yazdı, katladı ve krala verdi. “Ama okumayın.” dedi: “Onu saklı tut ve yalnızca başka hiçbir şey olmadığında aç! çıkış yolu.”
Çok geçmeden, yönetiminde bir sorun oldu ve kral savaşı kaybetti. Atıyla kaçtı ve düşmanları onu takip etti. Yalnızdı ve düşmanları çoktu. Yolun bittiği yere, çıkmaza girdi. Ondan önce derin bir vadiye sahip bir uçurum vardı ve düşseydi, sonu olurdu. Geri gelemedi çünkü düşmanlar yolu geçti. Atlarının sesini duyabiliyordu. Hiçbir çıkış yolu yoktu.
Yüzüğü hatırladı, onu açtı ve kağıdı aldı ve kısa ve değerli mesajı okudu : ‘’Bu da geçer’’
Mesajı okuduğunda kendini saran müthiş sessizliği hissetti. Onu takip eden düşmanlar ya ormanda kaybolmuştu ya da yanlış yöne gitmişlerdi. Atları artık işitmiyordu.
Kral hizmetkarına ve bilinmeyen mistik’e minnettardı. Kağıdı katladı ve yüzüğün altına koydu. Ordularını topladı ve krallığına geri döndü.
Saray’ına geri dönerken zaferi adına ona büyük bir parti verdiler, danslar müzikler… Kendini çok iyi hissetti.
Yaşlı hizmetkarı yanına geldi ve şöyle dedi:
‘’Bu an bile mesaja bakman için uygun’’
‘’Şimdi kazandım, insanlar dönüşümü kutluyor, umutsuz değilim, bir çıkmazda değilim’’
Yaşlı hizmetkar ‘’ Beni dinle, bu mesaj yalnızca yenildiğinde değil kazandığında da yararlı’’
Kral yüzüğü açtı ve mesajı okudu
‘’Bu da geçer’’
Yine aynı şeyi hissetti, dans eden ve kutlayan kalabalıkta bile sessizlik içine işledi. Gururu ve Egosu gitmişti. Kral mesajı anladı. Aydınlanmıştı.
Sonra yaşlı adam şöyle dedi:
“Sana yapılan her şeyi hatırla, hiçbir şey ve hiçbir duygu kalıcı değil, aynı gündüz ve gece olması gibi, üzüntülü anlar ve mutlu anlar vardır, doğal olarak benimse bunları, çünkü bunlar hayatın parçaları’’
SEVİN, SEVİN, SEVİN
Birine sevginizin tümünü sunmak, Asla sizi de aynı şekilde seveceğinin garantisi değildir. Sevgiye karşılık beklemeyin; Sadece sevginin karşıdakinin kalbinde büyümesini bekleyin; fakat olmazsa da, sizin kalbinizde büyüdüğüne emin olun. Birine çarpılmak için bir an yeterlidir, birinden hoşlanmak bir saat ve birini sevmek içinde bir gün yeterlidir, ama birini unutmak bir ömür sürer.
Görünüşe aldanmayın; kandırıcı olabilir. Zenginliğe aldanmayın; yok olup gidebilir. Sizi güldüren birini seçin çünkü karanlık bir günü aydınlatan şey bir gülümsemedir. Kalbinizi gülümsetebilen birini bulun.
Öyle zamanlar vardır ki, bazen birini öylesine çok özlersiniz ki, onu hayallerinizden çıkarıp, gerçek hayatta kucaklamak istersiniz. Hayal etmek istediğiniz şeyi hayal edin, gitmek istediğiniz yere gidin, olmak istediğiniz kişi olun, çünkü yaşayabileceğiniz tek bir hayatınız var ve tüm bunları yapabilmek için tek bir şansınız.
Sizi tatlı kılacak kadar yeterli mutluluğunuz olsun, güçlü kılacak kadar acı deneyiminiz, insan kılacak kadar üzüntünüz ve sizi mutlu kılmaya yetecek kadar umudunuz olsun. Daima kendinizi başkalarının ayakkabılarına koyun. Eğer ayaklarınız acıyorsa, o kişininkiler de acıyordur.
En mutlu kişiler, her şeyin en iyisine sahip olanlar değildir, onlar karşılarına çıkan her şeyin değerini en iyi bilenlerdir.
Mutluluk, ağlayanlar, incinenler, araştırma yapanlar ve çabalayanlar için vardır, çünkü böyle insanlar hayatlarına giren her insanın önemini takdir edenlerdir.
Aşk bir gülücük ile başlar, bir öpücük ile gelişir ve bir gözyaşı ile son bulur. En parlak gelecek, unutulmuş bir geçmişin üstünde yükselir, geçmişinizdeki kalp kırıklıklarını ve hataları silmezseniz hayatın içinde ilerleme sansınız olmaz.
SEVİN.. SEVİN.. SEVİN.. HİÇBİRŞEYİ VE HİÇKİMSEYİ DÜSÜNMEDEN SEVİN.. SEVGİNİZİ, SEVDİĞİNİZİ ELDE ETMEK İÇİN HER YOLU DENEYİN. BİRGÜN HERŞEY ÇOK GEÇ OLABİLİR. UNUTMAYIN.
Can Dündar
EN DEĞERLİ DEĞER YARGILARINIZ NELERDİR?
Toplumda değerli olarak görülen, herkes tarafından değeri kabul edilen maddi ve manevi din, ahlak, namus, para, mevki, rütbe, makam, vicdan gibi kavramlar vardır. Bunlardan hangisinin diğerlerinden daha iyi, daha değerli olduğu kişilere, toplumsal yapıya göre değişir. Zamana ve zemine göre kimi değerler alçalır, önemsizleşir, kimi değerler ön plana çıkar, yükselir.
Kimi insanlar değer kazanayım, değerimi herkes takdir etsin derken alçalırlar, kimi de kişiliğini erdem ve özveri gibi değerlerle donatarak gönüllerde taht kurar.
Aşk, sağlık, özgürlük çok değerli şeylerdir ama ne yazık ki değerlerini, onları yitirdikten sonra anlarız.
Bir insan paraya çok önem veriyorsa eğer, para kazanmak için ister istemez başını eğer. Bu da onun değerini düşürür. Başı dik olarak gezmek istiyorsak maddi değerlerden çok manevi değerlere yönelmeli, üç kuruşluk çıkar elde etmek için, beş kuruşluk adamların önünde eğilmemeliyiz. Bir işinin değeri değer verdiği şeyler kadardır.
İnsani ilişkilerde içtenlik, dürüstlük, dostluk en değerli kavramlardır. Bu kavramlara uyanlar daha çok değer kazanırlar; bencil, çıkarcı, duygu ve düşünce yoksulu kişiler ise var olan değerlerini azalttıkları gibi zamanla dibe çakılırlar.
Değerimiz giyim kuşamla, rütbeyle, makamla artmaz. Ziya Paşa’nın dediği gibi, “altın işlemeli palan vursan eşek yine eşektir” Değerin eski adı kıymettir. Altının kıymetini sarraf bilir.
Namık Kemal, Hürriyet Kasidesinde ; “yere düşmekle cevher kıymetinden bir şey kaybetmez.” diyor.
Günümüzde ne yazık ki iş ayağa düştü, ayaklar kafanın yerine geçti, değer yargıları değişti; Bilim ve sanat adamları yerlerde sürünürlerken, futbolcular, artistler, şarkıcılar el üstünde tutuluyorlar, hayranları tarafından omuzlara alınıyorlar. Bilginlerin, sanatçıların değerlerini ancak onlar öldükten sonra anlıyoruz…
En değerli şey nedir sorusu çoğu zaman kafamızı kurcalamıştır. Değer güzellik açısından ortaya konulduğuna göre, gelin, değerli değerlerimizi bu açıdan dile getirelim:
En güzel köprü; Gönüller arasında kurulandır
En güzel göz ; Her şeye sevgiyle bakandır
En güzel söz; Yalansız olandır
En güzel ateş; Benliğimizi ısıtandır
En güzel çiçek; Sevgiliye armağandır
En güzel ırmak; Dost bahçesine akandır
En güzel ağız; Gerçekleri konuşandır
En güzel yol; Hasret kavuşturandır
En güzel kol; Zalime karşı kalkandır
En güzel el; Bilgiye, kültüre uzanandır
En güzel kapı; Mutluluğa açılandır
En güzel kalem; Doğruyu, iyiyi, güzeli yazandır.
ÜNLÜ SÖZLER
- Karınızı araklayan adama verebileceğiniz en büyük ceza, ‘sende kalsın’ demektir.
Sacha Guitry - Evlendikten sonra erkek ve kadın, yazı-tura gibidir; asla yüz yüze gelmezler, ancak hep beraberdirler.
Hemant Joshi - Her durumda evlenin. İyi bir eşiniz olursa mutlu olursunuz. Eşiniz kötü olursa filozof olursunuz..
Socrates - Kadınlar bize her zaman büyük hedefler gösterir, ve onlara ulaşmamızı engeller.
Dumas - Hiç yanıtlayamadığım en büyük soru şu olagelmiştir: ‘Bir kadın ne ister?’
Sigmund Freud - Karıma bazı sözler etmişimdir, o da bana bazı paragraflarla cevap vermiştir.
Anonim - Bazı kişiler uzun evliliğimizin sırlarını sorarlar;. Biz haftada iki kez restorana gideriz. Biraz mum ışığı, akşam yemeği, hafif müzik ve dans… O salı günleri gider, ben cuma.’
Henny Youngman - Terörizm beni hiç endişelendirmez. İki yıldır evliyim.
Sam Kinison - Fon transferi için elektronik bankacılıktan hızlı tek yol vardır ve buna evlilik adı verilir.
James Holt McGavran - Her iki karımla da talihim kötü gitti. Birincisi beni terk etti, ikincisi terk etmedi.
Patrick Murray - Evliliğinizi iyi götürmek istiyorsanız, 1) hatalı olduğunuzda itiraf edin, 2) haklı olduğunuzda susmayı bilin.
Nash - Karınızın doğum gününü unutmamanızın en iyi yöntemi, bir kez unutmanızdır.
Anonim - Evlenmeden önce ne yaptım, biliyor musunuz? İstediğim her şeyi..
Henny Youngman - Karımla ben 20 yıl çok mutlu yaşadık. Sonra da tanıştık.
Rodney Dangerfield - İyi bir kadın, kendisinin yaptığı her hatasında kocasını affedendir.
Milton Berle - Evlilik, kişinin düşmanıyla yattığı tek savaş şeklidir.
Anonim - Adamın biri evlenecek kadın aradığı ilanını verir. Ertesi gün aynı mesajı ileten yüzlerce mektup alır: ‘Benimkini alabilirsin’ .
Anonim - Birinci adam (iftiharla): ‘Benim karım bir melek!’
İkinci adam: ‘Çok şanslısın, benimki hala yaşıyor’
( Alıntı / Birol Başoğlu)
YENİ BİR DÜNYA
Yeni bir dünya ve yeni bir şarkı söyleme zamanı gelmedi mi?
Yeni ve farklı bir dünya var artık karşımızda. Özellikle eski kuşaktan oluşan dini yapılar ile kurumsallaşmış ideolojilerin anlamakta zorlandığı bir dünya bu.
Dogmalarla hareket eden bu nedenle değişim ile dönüşümü kabullenemeyen kökleşmiş neredeyse hantallaşmış yapılar bu yenidünyaya uygun yeni bir şarkı yaratamadıklarında sadece kendilerine değil topluluklarına da aydınlık yarınlar sunamayacaklar.
Neden mi Bu bilgi notunu tarihe (sanal da) not düşmek istedim?
Son katıldığım okuyucu sohbetlerinde kalıplaşmış ideolojilere göre yapılan okuma ve algılamada her şeyin herkesi yanlış sonuca götürdüğünü hep birlikte fark ettik.
O halde doğru okuma ve doğru sonuç için sağ ve sol, milliyetçilik, inançlar gibi algıları kuramcıların çağın ihtiyaçlarına göre revize etmesine ihtiyaç var.
Dogmalaşan ideolojiler ve inançlarla bugünü doğru okuyamayan zihinler yerini sağlıklı ve güncel düşünen yeni kuramcılara bırakmalı.
Bu yüzden sevgili Yonca Alphan’ın paylaşımını bu değişimin zorunluluğunu ortaya koyması açısından önemli buldum.
“….ING Bank çalışanlarının ve müşterilerinin katıldığı bir Uluslararası Ticaret Semineri organize etmiş. Sunum yapanlardan biri de Ludovic Subran, Euler Hermes’in baş ekonomisti.
Şunları söylemiş;
Artık klasik ekonomi teorileri yetersiz gelmeye başladı, çünkü dünyadaki tüketicinin profili ve davranış biçimi değişmeye başladı. (18-35 yaş arası) Alışılmışın dışında reaksiyonlar veriyorlar.
O yüzden onları algılamadan ekonominin seyrini ve gidişini anlamamız zor.
Bu yeni tüketicilerin özellikleri ve yaşam felsefeleri nedir?
Bir bağımlılıkları yok.
Bu yüzden milliyetçilikten uzaklar.
Dünya vatandaşı olmayı hedefliyorlar.
Dinlere ve ideolojilere karşı soğuklar. Ama hayvan haklarına, çevreye, insan haklarına duyarlılar.
Genel olarak aktivistler. Sosyal sorumluluk projelerinde yer alıyorlar.
Algıları çok açık, çok hızlı öğreniyorlar.
Sabah 9 akşam 5 tipi işlerde çalışmak istemiyorlar. Yaratıcı, yükselen trendi olan, uluslararası işlerle ilgileniyorlar.
Konut alıp hayat boyu ev kredisi ödemek istemiyorlar. Air-bnb gibi ev kiralama sistemleri ile dünyanın her tarafında yaşayabiliyorlar.
(Bu sistemin ilerde şehir otelciliğini bitireceği konuşuluyormuş bu arada. Çok daha makul fiyatlarda Paris’in göbeğinde bir evde kalabiliyorsunuz)
Evlenip tek bir kişi ile ömür geçirmeye sıcak bakmıyorlar.
Evlenirlerse de sürmüyor, bir kaç yılda boşanıyorlar.
Çocuk sahibi olmaya da sıcak bakmıyorlar. Daha ileri yaşlarda, belki bir çocuk.
Lüks araba alıp borç ödemek istemiyorlar.
Bu sistem hantal geliyor onlara. Duruma göre bisiklet, motosiklet, taksi ve metroyu tercih ediyorlar.
Haute Coutere denilen lüks giyime de bakış açıları farklı. İmkanları olsa bile bu markalara büyük paralar harcamak istemiyorlar.
Onun yerine şık, spor, rahat kıyafetleri seçiyorlar.
Slogan “Ulaşılabilir Lüks”
(Geçenlerde haber olmuştu. Üst sınıf markası Balmain, H&M için uygun fiyatlı koleksiyon hazırladı. Çünkü pahalı ürün satan markaların satışlarında düşüş varmış ve daha geniş kesimlere mal satmak istiyorlarmış. Muhtemelen yok olma tehdidi ile karşı karşıyalar.)
Teknolojiye ve iletişime sınırsız para harcayabiliyorlar, çünkü bu onlar için özgürlük demek.
Konuta, arabaya, lüks giyime para harcamak yerine eğlenceye, yeme-içmeye ve seyahate para harcıyorlar.
Bir kaç yıl çok çalışırlarsa sonraki bir iki yılı dünyayı gezmek için ayırmayı hedefliyorlar.
Emekli olarak ve konut alarak güvence sağlamakla ilgilenmiyorlar.
Bunun yerine yükselen trendi olan işlerde yaratıcı buluşlar ve işler yaparak hayatları boyunca yetecek paraları kazanmayı hedefliyorlar.
Anı yaşıyorlar.
Tasarruf yapmıyorlar.
Yani kısacası hayatlarını ev, araba, okul taksitlerine gömmeyi istemiyorlar.
Dolayısıyla genel ekonomi kuramlarında geçen “şu koşullar gerçekleşirse tasarrufa ya da tüketime yönelme olur” gibi teoriler işlememeye başlıyor.
Çünkü tüketici profili değişiyor.
Dünya ekonomisinde durgunluk baş gösteriyor. Klasik tüketim düşüyor.
İlerde bu konuda yazılan teorilerin Nobel Ekonomi Ödülü alacağı söyleniyor.
Yukarda bahsedilen profil, Gezi olaylarında ortaya çıkan ve hepimize “bunlar da kim” sorusunu sorduran gençlerin profili aslında.
Ve İran’ı da şu anda değişime zorlayan içerdeki bu kesim.
Daha fazla özgürlük talep ediyorlar…. “
MUTLULUK NEDİR?
Mutluluk nedir, hiç sordun mu?
Sana öğretilenler mutlu olmana yetiyor mu?
Bir düşün.
Kimse var mı etrafında gerçek mutluluğu bulmuş, bedeninin her zerresinde hissettiği daimi bir mutluluğu.
İnsanoğlu ömrü boyunca mutluluğu arar durur.
Hiç bakmayı düşünmez kalbinin derinliklerine.
Bir baksa görecek asıl olanı, asıl mutluluğu, asıl sevgiyi, asıl aşkı…
Kalbin derinliklerine inmek kolay değil.
Çok zor, acı bir yol.
Bu yol yerine, insanoğlu mutluluk zannettiği şeylerin etrafında dönüp durur.
Ta ki kalbinin içindeki okyanus harekete geçtiğinde onu hissedene kadar.
İşte o zaman aslını, özünü hissetmeye başlar.
Bildiği ve unuttuğu gerçek mutluluğu aramaya başlar.
Kalbinin en derinlerinden gelen bu çağrıyı duymazdan gelemez.
Yanar kavrulur, vaz geçmez, geçemez…
Amacı budur artık, bilir.
Ödülü çok büyüktür.
Aslıyla bütünleşmek mutluluğa erişmektir.
CAN SIKINTISI İÇİN REÇETE
Keyfinizi kaçıran, canınızı sıkan ve gereksiz olan tüm bağlarınızdan kurtulun.
Devamlı şikayet eden ve sizi ilgilendiren şeylerden bahsetmeyen insanlardan yavaş yavaş uzaklaşın.
İşinizin sizi gerçekten heyecanlandırıp heyecanlandırmadığını, severek yapacağınız başka bir işe yönelme şansınız olup olmadığını düşünün.
Her zaman yapmak istediğiniz ve yapamadığınız dil öğrenmek, enstrüman çalmak veya amatör tiyatro grubuna katılmak gibi şeyleri düşünün.
Son yıllarda hayatınızı esir alan alışkanlıklarınızın dışına çıkın.
Yeni insanlarla tanışabileceğiniz yeni ortamlara girin.
Her gün en az bir şey öğrenin.
Ara sıra küçük çılgınlıklar yapın.