Tatminsiz Nesil

Hayallerle Kandırılmış Tatminsiz Bir Nesil Olduğumuzu Anlatan Fevkalade Bir Yazı
Çağımızda, insanların zayıflıklarına, boşluklarına, mutluluk hayallerine dayanarak, koskoca bir yaşam formu tasarlanmıştır.
Sokrates sıkça pazar yerlerine gider ve hiçbir şey almadan geri dönermiş.
Etrafındaki meraklılar neden gittiğini sorunca da ‘ben oraya ne kadar çok şeye ihtiyacım olmadığını görmeye gidiyorum’ dermiş.
Çağımızda Sokrates gibi pazarlara gitmemize gerek bırakılmaz, baktığımız her yer ihtiyaç duymadığımız ürünler ile çoktan süslenmiş, satın almaya zorlayan sistem ile örülmüştür.
Yakında sokakta dolaşırken vitrinden ya da bir reklam panosundan uzanıp direk bizimle konuşan cansız hologram mankenler gördüğümüzde şaşırmak bir yana, neden bu kadar geç kaldıklarına hayıflanacak durumdayız.
İşin tuhaf yanı, bir türlü tatmin duygusuna ulaşamamasına ve beraberinde ömür törpüsü bir hayat yaşıyor olmasına rağmen, insanın ona verilen ‘tüketme rolünü’ samimiyetle benimsemesidir. Ömür tüketen işlerde çalışıp, her gün zamanının geçmesini bekler, hafta sonları kendini avmlere bırakır, yarışır gibi tüketerek rahatlamaya çalışır.
Arzuları kışkırtan sistem, sürekli sahip olacağı şeyleri düşünen ama sabah kalktığında nereye gittiğini bilmeyen insanı yaratır. ‘Planlanan arzuların’ peşinde, sanki kendi öz arzusuymuş gibi koşar hale gelir.
Zaman geçer, kimi insan üzerine kıyafet giydirilmiş cansız vitrin mankenine dönüşür. Çünkü tüm bu köpürtülen arzuların tatmini gerçek anlamda mümkün değildir.
Bir tv reklamında, şık kıyafetler içinde otelden çıkıp lüks spor ‘arabasına’ binen gösterişli mankeni gördüğümüzde hissettiğimiz arzuyu tatmin edecek bir ‘araba’ yoktur. Gerçek hayatta, reklamdaki aynı arabaya sahip olsak da, reklamı izlerken hayalini kurduğumuz tatmine ulaşamayız.
Peki neden? Neden arzuların tatmini mümkün değildir? Günümüz şehirli insanı, ‘tasarlanmış arzuların’ peşinde durmadan koşmasına ve bazılarını elde etmesine rağmen neden hayalini kurduğu tatmin duygusuna bir türlü ulaşamaz?
Bitmek bilmeyen ‘tatminsizliğin’ nedenini incelerken, bizi yarışlara sürükleyen ‘arzu’ yu incelememiz gerekir. Fransız psikanalist Lacan’a göre arzuya neden olan nesne ile onu tatmin edecek olan nesne daima farklıdır ve bu nedenle de gerçek arzu asla tatmin edilemez.
Çağımızın filozoflarından Zizek ise, arzunun nedeni ile nesnesi arasındaki örtüşmezlikten doğan kişide yarattığı belirsizliğe (tatminsizliğe) işaret ederek ‘’Arzuladığın nedir?”, “Aslında ne istiyorsun?” diye sorar.
Şimdi çok ilginç bir noktaya geldik; çünkü devreye Freud girer, arzunun tatmin edilemeyeceğini bir deney ile ortaya koymaya çalışır. Freud deneyi için seçtiği kişiyi çok soğuk bir ortamda aç halde bırakır ve uyumasını ister. Sonrasında uyandırıp rüyasında ne gördüğünü sorar. Denek, düşünde dört sütunlu bir yatak ile havyar gördüğünü söyler. Bu düş, donmak üzere olan aç bir insanın temel isteklerini gösterir. Yani yiyecek ve barınak isteğini…
Ancak Freud, kişinin neden normal bir yatak, bir tas çorba değil de, abartılı bir yiyecek (havyar) ve yatak gördüğü üzerinde durur. Çünkü ona göre, arzu devreye girerek gerçek istekleri (yiyecek-barınak) ikinci plana atmaktadır.
İsteğin yerine, karşılanması güç abartılı arzular almıştır ve bu arzular bilinç dışında oluştuğu için tatmini mümkün değildir. Çünkü istek (ihtiyaç), bilinçli olarak istediğimiz bir şeydir, simgelerle ifade edilir, tatmini mümkündür. Oysa arzu, ona ulaştıracak nesnesi belirsiz olduğu için bilinç düzeyinde değildir ve tatmini mümkün değildir. Arzu bilinç dışında bir yerde ortaya çıktığı için, arzuyu tatmin edebilecek bir nesne olamaz.
Bu bilgiler ışığında spor araba meselesine tekrar dönecek olursak, reklam izlerken körüklenen spor araba sahibi olma arzusu, bilinç dışında bir yerde oluşur. Bilinç dışında oluştuğu ve gerçek bir ‘ihtiyaç’ olmadığı için bilinç sınırları içinde simgesel bir karşılığı yoktur. Kısacası kurmaca bir hayaldir, hayal edilen bu tatmine ulaşmak mümkün değildir.
Mesele şu ki, düşündüğü hayale inanma özelliğimiz, kapitalizm eliyle yönlendirilerek (arzuların körüklenmesi) bizi baştan çıkaran zayıflığımız haline gelir. Tatmini mümkün olmayan arzular, hayatımızı ele geçirir. Bizi diğer canlılardan ayıran hayal etme, sonra da aklındaki hayale inanma özelliğimiz sonuna kadar kullanılır. Cenderenin içindeki insan, ürün, hizmet, başarı peşinde, aklında ‘mutluluk hayali’ ile dolanır durur.
İnsanın duyguları güçlü, kendi zayıftır. Pompalanan arzular, hırslar zayıflığının farkına varamayan insanı istediği gibi yönetirken, insanın kendi zayıflığından beslenir.
Masalsı bir dünyaya davet eden avmlerde, vitrinlerdeki cansız manken ile ‘planlanan’ hayale kendini kaptıranlar, tatil için yaşayanlar, ruhlarını ait olmadığı yarışlara sürükleyenler her ne kadar kendi hayatını yaşadığını düşünse de, aslında başkalarına yarayan, tatmini mümkün olmayan ’planlı arzuların’ peşinde nafile bir çaba ile koşturup duruyordur.
Dünyamız, markaların belirlediği rüyalardan uyanamayan, insanlık türünün en hayalperestine şahitlik eder. Hiç bitmeyen, peş peşe sıralanan arzuların kucağına bırakılır, kendi düş bahçemizde ‘güçlü zengini’ oynar dururuz. Gerçek zenginler ise, bu sistemden beslenen ve çoğu zaman ortada hiç gözükmeyen başkalarıdır.
Çağımızda, insanların zayıflıklarına, boşluklarına, mutluluk hayallerine dayanarak, koskoca bir yaşam formu tasarlanmıştır.
Fırat Devecioğlu

KRALIN ÖLDÜREN VAADİ

Rivayet odur ki; Kral, dondurucu bir kış günü gecenin soğuğunda nöbet tutan bir muhafıza sordu:
“Üşüyor musun muhafız?”
“Ben soğuğa alışkınım kralım” dedi muhafız.
“Olsun, ben yine de sana sıcak elbise getirmelerini emredeceğim” dedi ve gitti. Lakin emir vermeyi unuttu.
Ertesi gün nöbet yerinde muhafızın soğuktan donmuş cesedini buldular. Muhafız nöbet yerinde bulunan duvara bir yazı yazmıştı.
“Kralım ben soğuğa alışıktım, beni soğuk değil, sizin sıcak elbise vaadiniz öldürdü”
Boş umut insanların ayarlarıyla oynamaktır.

HAYATINDAN SİL GİTSİN

1- Sen aramayı, yazmayı bıraktığın an bakarsın ki o aramıyor, yazmıyor. Bütün ilişkiyi sen devam ettiriyorsun,
Sil gitsin
2- Bir insandan bir şey öğrenemiyorsan, o insan gereksizdir.
Sil gitsin
3- Başkalarının sırlarını sana anlatan senin sırlarını da başkalarına anlatır.
Sil gitsin
4- Tartışmayı bilmeyen, dinlemeyen, kendi fikrini dayatan insanla konuşacak bir şeyin yok.
Sil gitsin
5- “Yoğunum” kelimesini ağzına sakız etmiş, sürekli zamansızlıktan dem vuranı Sil gitsin
Unutma!. Zaman hiçbir zaman bulunmaz, yaratılır…
6- “Ben buyum” deyip sıyrılan insanla asla anlaşamayacaksın.
Sil gitsin
7- Saatlerce kendi derdini anlatıp durur, bencillikten burnunun ucunu görmez.
Sil gitsin
8- Ne yaparsan yap gülmez. Bazıları mutsuzluktan beslenir.
Sil gitsin
9- Senden alır, alır, alır…. vermeye gelince beklentisiz sevgiden dem vurur.
Sil gitsin
Değer veriyorsan değer görmelisin. Aksi aptallıktır…
10- Kendi yapamadığı için senin başarılarını küçümser. Hatta dürüstlük adı altında kıskançlığını kusar. Sıkma canını, onun derdi kendi acizliğiyle.
Sil gitsin
11- Hayallerini dinlemeyenleri, acını ve mutluluğunu paylaşmayanları,
Sil gitsin

SİZİ DİNLEYECEĞİME SÖZ VERİYORUM

Sana, beni dinlemeni söylediğimde;
Bana öğüt vermeye başladın, söylediğimi de yapmadın.
Sana, beni dinlemeni söylediğimde;
Bana niye demeye başladın, duygularımı ayaklar altına alıp çiğnedin.
Sana, beni dinlemeni söylediğimde;
Kendini buna zorunlu duyumsadın, sorunlarımı çözmeyi ister gibi davrandın, sonunda beni de başarısızlığa uğrattın.
Öyleyse lütfen dinleyin ve beni işitin.
Eğer konuşmak istiyorsanız, bir kaç dakika söz sıranızı bekleyin.
O zaman ben de sizi dinleyeceğime söz vereyim.

MUTLULUĞUN BEŞ BASİT KURALI

Bir gün köylünün birinin eşeği kuyuya düşer ! Adam ne yapacağını düşünürken hayvan dehşetengiz bir şekilde anırmaya başlar. En sonunda köylü eşeğin yaşlı olduğunu ve kuyunun da zaten kapanması gerektiğini düşünür ve eşeği çıkartmaya değmeyeceğine karar verir. Bütün komşularını yardıma çağırır ve her biri birer kürek toprak atarak kuyuyu doldurmaya başlarlar. Eşek ne olduğunu fark edince, önce daha beter anırmaya başlar, sonra herkesin şaşkınlığına sesi kesilir. Birkaç kürek toprak daha attıktan sonra çiftçi eğilerek kuyuya bakar. Gözlerine inanamaz. Eşeksırtına düşen her kürek toprakla müthiş bir şey yapmakta. Toprağı aşağı silkeleyerek yukarı tırmanmasına yarayacak bir basamak yapmakta! Komşular bir süre daha toprak atmaya devam ederler, ancak az sonra eşek kuyunun kenarına sıçrar ve ardına bakmadan hoplaya zıplaya olay yerinden uzaklaşır! Hayat üzerinize hep toprak atacaktır, her türlü yük ile kuyudan çıkmanın sırrı, bu yükü silkeleyip bir adım yükselmektir! Sıkıntılarımızın her biri bir adımdır. En derin kuyulardan bile yılmayarak usanmayarak çıkabiliriz. Silkelenin ve biraz daha yukarı çıkın.
Mutluluğun beş basit kuralını unutmayınız:
1) Düşüncelerinizi endişelerinizden arındırın,
2) Basit yaşayın ve elinizdekinin kıymetini bilin,
3) Kalbinizi nefretten arındırın, affedin,
4) Daha az bekleyin,
5) Daha çok verin

ZEKİ İNSANLARIN EN BELİRGİN 6 ÖZELLİĞİ

1- Zeki kimseler hem gerçek dünya ile bağlarını koparamazlar ve hem de hayal dünyası içinde yaşarlar. Üstün zekalı insanların düşünceleri fantastiktir.
2- Üstün zekalı insanlar son derece inatçı yapılı kimselerdir. Başarısızlıkta asla yılmazlar ve asla pes etmezler. Düşünsenize, Edison ampulü bulmadan önce binlerce sefer deneme yapmıştır ve asla pes etmemiştir Sonunda da başarıya ulaşmıştır.
3- Üstün zekalı insanlar lider ruhlu insanlardır.
4- Zeki kişiler hem disiplinle ve hem de oyun oynar tarzda işlerine eğilirler. Yaptıkları işi büyük bir ciddiyetle yaparlar, ancak oyun havası da vererek yaptıkları işten büyük bir zevk alırlar.
5- Özelliklerinden bir tanesi çok büyük fiziksel enerjiye sahip olmalarıdır. Bu doğuştan gelen bir enerji modellemesi olmayıp, tamamen kendini adapte ettiği konuyu tamamlamak için saatlerce çalışması gerektiği bilincine sahip olmasıdır. Bunun sonucu olarak da irade ve kalp koordineli bir şekilde enerjiyi temin için çalışırlar.
6- Zeki insanların duyguları çok yoğundur. Mantıksal gelişim aynı zamanda duygusal gelişimi de etkileyecektir. Bu duruma göre çocuk kalmayı başarmış insanlar daha zekidir gibi bir sonuca ulaşabiliriz, çünkü çocuklar duygularını çok yoğun yaşarlar.

TESADÜF DİYE BİR ŞEY YOKTUR

Hiçbir karşılaşma tesadüf değildir. Hiçbir hissediş, düşünüş, bakış, algılayış, seziş de öyle. Hatta bunların tersi de tesadüf değil. Alışveriş yaptığımız market, yemek yediğimiz lokanta, su içtiğimiz çeşme, yürüdüğümüz kaldırım ve orada yanlarından birer yabancı olarak geçip gittiğimiz insanlar. Tesadüf gibi görünen karşılaşmalar, yolu sorduğumuz herhangi biri, hafifçe çarptığımız insan. Bize gülümseyen küçük bir çocuk önümüzden aniden uçuveren kuş… Gün boyu yaşadığımız en basit olay bile herhangi bir zihinsel, fiziksel, ruhsal ya da duygusal bir olayın tetikleyicisi olur. Küçük ya da büyük… Bazen hiç hesapta olmayan durumların içine çekiliveririz. Hayal bile etmediğimiz olayları yaşarken buluruz kendimizi. Bir martı çığlığı, bir satıcı bağırışı, alır götürür bizi yıllarca ya da yollarca uzaklara… Hem öğretmen hem de öğrenciyizdir her ilişkinin içinde. Doğduğumuz aile, gittiğimiz okullar, sıra arkadaşımız, sevgilimiz, eşimiz, çocuğumuz vs. Her ilişki, farklı bir yönümüzün aynasıdır. Ve bizler de onlar için birer aynayız. Farkındalığımız yükseldikçe, durumları ve ilişkileri yaşarken, kendimizi ve yaşanılanları gözlemlemeye başlarız. Ve eğer yaşadıklarımıza yüksek idrakle bakabilmeyi başarırsak, o ilişki ya da durumu ne için yaşadığımızı kavrarız. Düğmelerimize en fazla basan insanlar, en iyi öğretmenlerimizdir. O ilişkide kurban olmadığımızı anlar, ilişkinin bize neyi öğretmeye çalıştığını kavrarsak, dersimizi alır ve yolumuza devam ederiz. Eğer bunu yapamazsak, o ilişkide ya da durum içinde tutsak olur, ya daha ağır durumlar yaşar ya da daha travmatik durumları (o dersi alıncaya, eksik yönümüzü tamamlayıncaya, kendimizi düzeltinceye kadar) tekrar tekrar yaşamaya devam ederiz. Bazen bazı insanların hayatına yalnızca katalizör olarak gireriz. Onların hayatlarında değiştirmesi gereken durumun düğmesine basar ve sessizce çekiliriz. Ve yüksek farkındalık içinde kalırsak, yaşanılan durumdan etkilenmeden, arkamıza bakmadan yolumuza devam ederiz. Özet olarak, en büyük düşmanımız en iyi dostumuzdur aslında. Çünkü bizde en büyük değişime neden olur genellikle. Ve her karşılaşma kutsaldır. Karşımızdaki insanın tanrısallığını kabul edip o şekilde yaklaşırsak, nefreti, öfkeyi, suçluluk duygusunu, o insana karşı sorumlu olduğumuz ve o ilişkiye mahkum olduğumuz duygusunu ve kini söküp atarız varlığımızdan. Yaşadığımız her durum, tanıştığımız her insan öğretmenimizdir. Ne kadar kısa sürede öğrenirsek öğrenmemiz gerekenleri, karmamızı çözüp, iç huzuruna, mutluluğa, ideal ilişkimize ve ruhsal bütünlüğe ulaşırız…
Gönderen Academy of Spiritual Life

HERKESİN OKUMASI GEREKEN HAYAT DERSİ

50 Yaşına Basan Bir Adamdan Herkesin Okuması Gereken Hayat Dersi

  1. “Deneyim, her türlü maddiyattan daha değerlidir.”
  2. “Hayatınızda yapacağınız en önemli kariyer seçimi, eş seçiminizdir.”
  3. “Parayla ilgili üç yetenek vardır. Onu kazanmak, elde tutmak ve büyütmek. Bunların üçü de birbirinden farklı yeteneklerdir.”
  4. “Çocuk sahibi olmak korkunç bir şeydir. Ama çocuk sahibi olmak muhteşem bir şeydir.”
  5. “Yiyip içtiklerinize dikkat edin ve her geçen yıl porsiyonlarınızı biraz daha küçültün. Yaş ilerledikçe ne kadar spor yaparsanız yapın bir faydası olmuyor.”
  6. “İnsanların sizin hakkınızda ne düşündüğünü önemsememek için çaba sarf edin. Bu, benim için hâlâ çok zor ama öğreniyorum.”
  7. “İletişim kurduğunuz herkesi sanki kendi çocuğunuzmuş ve yarın ölecekmiş gibi hayal edin.”
  8. “Öfke aslında gerçek bir his değildir; onu yaratan korkudur. Öfkelenmeden önce sizi korkutan şeyin ne olduğunu düşünün.”
  9. “Her beş senede bir hayatınızda radikal değişiklikler yapın. Aksi halde hayat oldukça sıkıcı olabiliyor.”
  10. “Her gün yaratıcılığınıza belirli bir zaman ayırın. Yaratıcılık bir kas gibidir ve onu geliştirmeniz gerekir. İlhâm ise içi boş bir kelimeden ibarettir.”
  11. “Minnettarlık ve şikayet etmek/suçlamak gibi durumlar bir insanda aynı anda bulunamaz. Hangisini yansıtmak istediğinizi seçin.”
  12. “Okumak, bir hayata sığdıramayacağınız kadar deneyimi öğrenmenizi mümkün kılar. Bol bol okuyun.”
  13. “Hayatta en çok yapmak istediğiniz 20 şeyi listeleyin ve sizin için en önemli olan 5 tanesini bunlardan ayırın. Daha sonra kalan 15’ii çöpe atın ve unutun; çünkü onlar sizde yalnızca kafa karışıklığı yaratır.”
  14. “En iyi ağrı kesici sekstir.”
  15. “Başarının %99’u çalışmak, %1’i ise yetenektir. Yetenek ateşleyici güç ise, çalışmak benzindir.”
  16. “Sık sık komedi izleyin; hatta imkânınız varsa her gün izleyin. Çünkü gülmenin hastalıkları iyileştiren bir gücü vardır.”
  17. “Akışına bırakmayı bilin. Tüm problemlerinizi bugün çözmeye çalışmayın.”
  18. “Ne kadar az şeye sahip olursanız, o kadar az şey size sahip olur.”
  19. “Sizden nefret ettiğini bildiğiniz insanlarla karşılaştığınızda onlara bakın, ellerini sıkın ve içten bir tebessümle karşılık verin.”
  20. “Kabalık etmek insana hiçbir zaman hiçbir şey kazandırmaz. Karşınızdakileri anlamaya çalışın ve istedikleri her ne olursa olsun bunu başarabileceklerini söyleyin.”

SENİN OLSUN

Bir şarkın olsun. Senin olsun. Hayatına her giren insana “bu benim şarkım bak” diye dinlet. Bir gün o kişinin hayatından çıktığında bir radyoda denk gelirse, seni hatırlasın. Tek bir parfümün olsun. Özdeşleşmek iyidir. Dünya bu illa ki bir tek sen kullanmayacaksın. Öyle bir sana ait olsun ki, bir yabancıda bile duysa “acaba burada mı” diye kokuyu duyanın gözü seni arasın. Bir tane en yakın arkadaşın olsun. Sadece kötü günde değil, iyi günde de aradığın ilk kişi olsun. Birlikte düşün, birlikte kalkın. Birbirinizi toparlayın. Yaralarınızı sarın. Herkes gittiğinde “şanssızlığınıza” biraz gülün, biraz ağlayın. Bir tane çok büyük aşkın olsun. Rakıya bahane olsun. Bir dönem çok sevmiş ol, bir dönem nefret etmiş. Her şey küllendikten sonra tebessümle hatırla. Biraz da bir yanın acıyarak. “O olsaydı nasıl olurdu acaba hayatım?” diye sorgulayarak. Artık bir şey hissetmesen de “başına bir şey gelse yine de ilk ben koşarım” diyecek kadar. Unutma, masallar mutlu sonla, efsaneler kavuşamamakla biter. Bir evlat edin. Bir kedi olur, bir köpek de. Ama olsun. Kapılarını aç. Senden olmayan ama senin ilgine bakımına muhtaç bir kalbin atışlarını ellerinde hisset. Bir canlının hayatını değiştirmek acayip bir şey. Birinin kahramanı olmak istersen bundan büyük fırsat olamaz. Sevmek çok güzel. Hele bir de her koşulda sevilmek. Bol bol kitap oku biri seni derinden etkileyene kadar oku. Onu bulduğunda kimseyle paylaşma. O hikaye senin. Beğenmediğin sayfayı yırt sevdiğin yerleri yıldızlarla donat. Başucunda dursun. Belki bir gün biri gizlice o sayfaları keşfeder. Seni daha iyi tanıma imkanı olur. Salaş bir restoran edin. Patronundan garsonuna kadar tanı. Kafan mı bozuk, mekan dolu mu, sana yer açacakları kadar müdavimi ol. Bir masan olsun hep oturduğun. Bir başına gitsen bile başına bir şey gelmeyeceğini bil. Bir gün belki kapanır ya da yıkılır. Ama sen önünden her geçtiğinde “burada eskiden hep bir yerim vardı” dersin. Bir hobin olsun. Kaçmak için. Hiçbir şey düşünmediğin. Dünyadan uzaklaşabildiğin. Onunla övün. En iyi yaptığın şey olsun. İnsanlar şaşırsın. Senin için çocuk oyuncağı olsun. Bir şey iste. İmkânsız olsun. Peşinden koş. Yorul. Defalarca vazgeç. Defalarca dene. Susmanın çaresizliğini de yaşa bağırmanın da. Uykuların kaçsın. Düşündükçe saç diplerin bile uyuşsun. Her ne ise bu istediğin, aşk da olur iş de. Bağrına taş bas gerekirse. Yeter ki gece yatağına yattığında “ben elimden geleni yaptım” de. Bazen kazanamamış olsan da, yapabileceklerinin ya da bir şeyi delice istemenin limitini görmek de zaferdir. Vakit ayırdığın bir ailen olsun. Yarın kaybettiğinde keşke daha çok zaman ayırsaydım demeyeceğin. Pişmanlık kötüdür. Bir daha geri getirmeye gücünün yetmedikleri içinse, işkence. Kıymetini bil. Yarın ne olacağı belli değil. Kalp krizi dediğin bir kaç saniye. Kalp kırma. Sınırların olsun aşılamayacak. Duvarların olsun yıkılamayacak. Herkes bilsin. Ona göre davransın. Bir alanın olsun metre karesi dert değil. Kapısını kapattığında gerçek sen olabildiğin. Dört duvardan birinin dibine çöküp ağlayabildiğin. Güçsüzlüğünü yaşayabildiğin. Sonra daha güçlü kalkabildiğin. Kaldığın yerden devam edebildiğin. İnsan en Çok kendini özlüyor çünkü. Bir sevdiğin olsun tabi. Belki hayallerindeki gibi olmaz koşullar ama bir şeyleri birlikte var etmenin tadı bir başka. Para amaç değil araç olsun mutluluğuna. Olmadığı zaman da elindekini cömertçe paylaşabil. En çok onla gül. Saatlerce muhabbet edebil. Birbirinize ulaşamadığınızda, “başka biriyle mi acaba” diye değil “başına bir şey mi geldi” diye endişelen. İlişkini başkalarıyla kıyaslama. Biri sevdiğini çok söyler, biri daha çok gösterir. Sen de biri eksikse bu seni daha az seviyor demek değildir. Telefon karıştırmakla ömür geçmez. Bir insan bir şey yapmak isterse yapar. Kalbin temizse, sen araştırmadan da karşına çıkar korkma. Sonuna kadar güven. Bir gün kırılırsa kalp yenisini inşa eder. VE Kalbini temiz tut. Çevreni de. Unutma yaptığın her iyilik bir gün sana geri döner.

YENİ BİRİ OLMANIZ İÇİN 20 ÖNERİ

20 Adımda Daha Mutlu, Daha Pozitif Bir Siz
Kimi hayatında bazı değişiklikler yapmak istiyor kimi de hayatını tümden çöpe atıp tamamen yeni bir başlangıç yapmanın hayalini kuruyor. Aslında tüm bu his hayatın bizi yormasından, hayatın artık bize yorucu gelmesinden dolayı oluyor ve buna biz izin veriyoruz.
En büyük düşmanımız kendimiziz… Kendimize zaman ayırmamak ve kendimizi düşünmemekten kaynaklanıyor bütün bu olanlar.
İşte hayatınızda gözle görülür bir fark yaratabilmek için yapabileceğiniz küçük, ama önemli olan 20 adet öneri;
Pozitif olun ve sürekli mutluluk içeren cümleler kullanın.
Her gün yeni şeyler öğrenmeye çalışın.
Hayattan zevk almaya çalışın.
Her gün eski bir şeyden kurtulmaya çalışın.
Hayal kurmaktan usanmayın.
Artık yalan söylememeye gayret edin.
Kendinize hedef belirleyin.
Sosyal hayatınızı değiştirin mesela kitap okuyun, spor yapın, sağlıklı beslenin.
Birden fazla şeyi aynı anda yapmayın.
Sosyal çevrenizi genişletin.
Yeni arkadaş grupları edinin.
Aile bağlarınızı güçlendirin.
Kendinize eskisinden daha çok zaman ayırın.
Sürekli telefonla oynamaktan vazgeçin.
Ağlamaktan çekinmeyin.
Eğer birinden hoşlanıyorsanız bunu belli edin.
Artık borç yapmamaya çalışın.
Sizi üzen kişilerle irtibatınızı kesin.
Affetmek erdemliktir bunu unutmayın.
Günlük tutma alışkanlığını edinin.
Alıntı