Aklını Dinle

Müziği son ses dinle.
O zaman kalbinin sesini daha az duyarsın.
Yanındakileri sev
O zaman uzakları daha az ararsın.
Kendine değer ver.
O zaman seni değersizleştirenlerden daha kolay kurtulursun.
Ve kabini bazen, aklını her zaman dinle.
O zaman daha mutlu olursun.

Sevgi

Çok seviyorsan birini, Öyle bazı şeylerden çok değil; her şeyden, herkesten çok seviyorsan, yani “o benim hayatım” diyorsan, Bir ayrılık sonrasında yalnızca çok sevdiğin kişi değildir kaybettiğin. Mutluluğunu kaybedersin, huzurunu kaybedersin, uykularını kaybedersin… Belki ölmezsin ama yaşamak da denilmez içinde olduğun duruma. Çünkü hayatını kaybedersin..

İtiraf

Freud diyor ki; “İtiraf edilmemiş hiçbir his asla ölmez.” Bu böyledir. Bilinçaltı dediğimiz çöplük, tamamen ertelenmiş, bastırılmış hislerle doludur. Hepsi, orda öylece nefes alır ve bekler. En alakasız zamanı; rüyaları ve mutlu anları mesela. Söylemeli bekletmeden her şeyi, şuan

Gerçek Sevgi

Birine aşık olup ondan vazgeçmezseniz saplantılı bir aşık olursunuz ve anormal karşılanırsınız, ama daldan dala konan bir gün birine ertesi gün diğerine aşığım diye dolanırsanız normal olursunuz. Gerçek sevginin hastalık olarak görüldüğü bir dünyadayız.

Kendine Lazımsın

Kimse senin nelerle başa çıkmaya çalıştığını, neleri yendiğini, yenemediğini, kimlerin yanında olmak istediğini, nelerin ağrıttığını başını, neler hissettiğini, neleri hissetmekten korktuğunu, içini, senden daha iyi bilemez. O yüzden dik yürü hep, kendine, sadece kendin lazımsın.

Sevgi Neydi

Sevgi neydi? Coşkun akan dere, sonbahar rüzgarı ile ürperen yapraklar, cama vurup dağılan yağmur damlaları, bir yürek çarpıntısı. Sonunda coşkun dere durulur. Yapraklar kurur, dökülür. Yağmur diner, güneş çıkar. Sevgi neydi? Sevgi; sahip çıkan, dost, sıcak insan eli, insan emeğiydi. Sevgi iyilikti. Sevgi emekti.
Selvi Boylum Al Yazmalım

Yaşam Dar Ayakkabı İle Yürüme Sanatıdır

Yaşam Dar Ayakkabı İle Yürüme Sanatıdır.!
O bayram bana ayakkabı almaya karar verdiler. Hazır ayakkabı satan mağaza yoktu şehirde. Tek ayakkabı yapan dükkanında ayakkabıcı çıplak ayağımı bir kartonun üzerine koydu, iyice basmamı söyledikten sonra ağzındaki kurşun kalemi eline alıp ayağımın çevresini çizdi.
O ayağımın çizildiği karton benim ayakkabı numaramdı.
Günlerce yeni ayakkabılarımın hayalini kurdum. Babamın anlattığına göre ayakkabılarım siyah ve bağcıklı olacaktı. Kapının her çalınışında koştum. Ayakkabılarım bayramdan bir gün önce geldi, siyah-bağcıklı.
O gün onları giymedim. Bayram gecesi yatağımın altına yerleştirdim yeni ayakkabılarımı. Arada bir kalkıp kutusundan çıkartıyor, yere koyuyor, yukarıdan, yandan, önden bakıp duruyordum. Parlak ve yuvarlak burnunu gecenin karanlığında kim bilir kaç kez okşadım.
Uyku girmedi gözüme.
Sabahleyin ev ahalisi kalktığında, ayakkabı kutusu kucağımda sandalyede oturuyordum ben.
Ayakkabımı babam giydirdi.
Ayağıma olmamıştı ayakkabılarım, dardı ve canımı yakmıştı. Ama bunu babama söylemedim.
O “Sıkıyor mu?” diye sordukça “Hayır” yanıtını veriyordum.
“Dar, ayağımı acıtıyor” desem, geri gidecekti ayakkabılarım ve ayakkabıcının hemen bir yeni ayakkabı yapması olanaksızdı.
O bayram sabahı canım yana yana yürüdüm. Bir süre sonra acı dayanılmaz oldu.
Dişimi sıktım.
Topalladım.
Soranlara “Dizimi vurdum” dedim, ama ayakkabılarımın ayağımı sıktığını kimseye söylemedim.
Doğrusunu isterseniz yaşam da dar ayakkabıyla yürümektir.
Kimi zaman dar bir maaş, kimi zaman sevimsiz bir iş…
Kimi zaman bir mekan dar ayakkabı olur bize, kimi zaman bir çevre, kimi zaman bir sokak, ya da bir şehir…
Kimi zaman dostluklar, arkadaşlıklar, beraberlikler bir dar ayakkabıya dönüşür.
Kimi zaman zamandır dar ayakkabı, geçmek bilmez.
Kimi zaman zenginlik, kimi zaman başınızı koyduğunuz yastık…
Canınız yanar.
Topallaya topallaya gidersiniz.
Sonradan öğrendim yaşamın dar ayakkabıyla yürüme sanatı olduğunu…
Üstün Dökmen