Güven duygusu tarifi izah edilmeyecek derecede değişik bir duygudur. İnsan ömrünün ilk çağlarında, bu duygu çok fazla gelişir. Çünkü başkalarına muhtaçsındır ve başkaları ihtiyacını giderdiği sürece güven duygun da paralel olarak ilerler. Kendi ayaklarının üzerinde durmaya başladığın ilk zamanlarda -ki bu genelde ergenlik zamanına denk gelir- çevrende yüzüne gülen, sana en ufak yardımı dokunan herkese sonsuz güvenirsin. Zamanla, güvendiklerinin hiç de sandığın gibi olmadığını görürsün. Sonra onlardan uzaklaşır, güvenebileceğini düşündüğün başkalarıyla karşılaşırsın. Bir süre sonra aynı sonla yine karşılaşırsın. Bir süre bu kısır döngüde ihanetlere uğrayarak döner durursun, büyük ya da küçük ihanetler. Tabii bu döngü esnasında güven duygun yıpranmış, zedelenmiş, ciddi hasar görmüştür. Yaşın ve yaşadıkların belli düzeye eriştikten sonra güven duygusunun da çok farklı boyutlarına ulaşırsın: Kimseye güvenememe! İşte o durumdan sonra birilerine güvenmeyi, birilerine yaslanmayı ne kadar istesen de başaramazsın. Dünyanın en iyi insanı ile tanışsan bile “Ya bu da onlar gibi olursa?” diye düşünürsün. Sonra da kuralına göre oynamaya başlarsın, büyük bir boşluk içinde. Hala güvenebildiğin insanlar varsa onları iyi sakla! Ama onlarsız olmayı da öğren! Çünkü her an gidebilirler.
Alıntı
Genel
NEVŞEHİR İLE İLGİLİ BİLGİ…
Yıl 1943. Genç Mustafa’nın tayini kütüphaneci olarak Ürgüp Tahsin Ağa Kütüphanesi’ne çıkar. Devlet memurluğu o dönemde süper bir şey, çünkü özel sektör falan yok. Bizimki kütüphanede heyecanla okurları bekler; bir gün olur, beş gün olur, gelen giden yok. Etraftakilerle konuşur, herkese anlatır:
“Bakın kütüphane bomboş duruyor, gelin kitap okuyun.”
Gelen giden olmaz. Amirlerine durumu bildirir.
- Kardeşim otur oturduğun yerde, maaşını düzenli alıyon mu, almıyon mu ?
- Alıyorum.
- Eee, o zaman ne karıştırıyon ortalığı, gelen giden olsa maaşın mı artacak? Başına daha fazla bela alacan, o kütüphaneye yıllardır kimse gelmez zaten.
23 yaşındaki genç memur “Ne yapayım, ne yapayım?” diye düşünür durur.
Sonunda aklına bir fikir gelir, eşine söyler. Eşi önce “Deli misin bey?” der, ama kocasının bir şeyler üretme, işe yarama çabasını yakından görünce fikri kabullenir. O dönem devletteki amirlerinin çıkardığı tüm engellerin tek tek, bin bir güçlükle üstesinden gelir. Çünkü o zaman da şimdiki gibi, “Aman bir şey yapmayalım da başımıza bir iş gelmesin. Çalışsan da aynı maaş, çalışmasan da” zihniyeti var. O bıyıklı, kravatlı, asık yüzlü, sigara kokan, ülkesine gram faydası olmayan bürokratları zorlukla ikna eder ve bir eşek alır. İki tane de sandık yaptırır. İki sandığa, kalınlığına göre 180-200 kitap sığar. Sandıkların üstüne “Kitap İdare Sandığı” yazar.
Kitapları eşeğe yükler ve köy köy gezmeye başlar. Kütüphaneye de bir yazı asar:
“Sadece Pazartesi ve Cuma günleri açıyoruz.”
Köydeki çocuklar şaşırır. Eşeğe bir sürü kitap yüklemiş bir amca, o gariban çocukların küçücük ellerine kitapları verir. Düşünün, Noel Baba gibi. Noel Baba yalan, Mustafa Amca ise gerçek. Geyikler yerine eşeği var. Eşek de daha gerçek, Mustafa Amca da.
“Çocuklar bunları okuyun, aranızda da değişin. On beş gün sonra aynı gün gelip alacağım. Aman yıpratmayın, diğer köylerdeki arkadaşlarınız da okuyacak” der.
Mustafa artık Ürgüp’teki kütüphanede bir iki gün durmakta, diğer günler eşeği Yüksel’le köy köy gezmektedir. Köylerdeki çocuklar Eşekli Kütüphaneciyi her seferinde alkışlarla karşılarlar. Kalpleri küt küt atar heyecandan, sevinç içinde yeni kitapları beklerler. Mustafa Amca’nın ünü etrafa yayılır. Diğer devlet memurları makam odalarında sıcak sıcak oturup iş yapmazken, Mustafa’nın eşeği Yüksel yediği otu hepsinden fazla hak etmektedir. Zamanla insanlar kütüphaneye de gelmeye başlar. Mustafa bakar ki kütüphaneye kadınlar hiç gelmiyor. Zenith ve Singer’e mektup yazar:
“Bana dikiş makinesi yollayın, firmanızın adını kütüphanenin girişine kocaman yazayım” der.
Zenith dokuz tane, Singer bir tane dikiş makinesi yollar (ilk sponsorluk faaliyeti).
Salı günlerini kadınlar günü yapar. Kumaşı alan kadın kütüphaneye koşar. On makine yetmediği için sıra oluşur. Sırada bekleyen kadınların eline birer kitap verir, beklerken okusunlar diye. Okuma-yazma oranının düşüklüğünü görünce halkevlerine okuma yazma kursları vermeye gider. Halıcılık kursları başlatır, bölgede halıcılığı canlandırır. Bu arada valilik Mustafa hakkında dava açar, “Kendi görev tanımı dışında davranıyor” diye. 50 yaşına gelen Mustafa Amca baskıyla emekli edilir. Mustafa Amca köylüler arasında efsane olur, yıllar geçtikçe köylerdeki çocuklarda okuma aşkı yerleşir. 2005 yılında Mustafa Amca vefat eder. Tüm Kapadokya çok üzülür, aralarında toplanırlar. Ürgüp’e “Eşekli Kütüphaneci” Mustafa GÜZELGÖZ ve eşeğinin heykelini dikerler. Girişimcilik ne biliyor musun? Bulunduğun yere yenilik katmalısın. Mutlaka adım atmalısın. Yaptığın iş olduğu yerde durup duruyorsa, sende bir uyuzluk vardır arkadaş. İnsan var, dokunduğu yere değer katar; insan var, dokunduğu yere değer kaybettirir. Bakın Nevşehir’den ve bu ülkeden nice müdür, amir, vali, bürokrat, milletvekili, politikacı geçti; binlercesinin adını kimse hatırlamaz ama… Mustafa GÜZELGÖZ ve eşeğinin heykeli var.
DİKKAT TESTİ
“Zaman zaman dikkatim dağılıyor, hafızam çok zayıfladı” diye üzülen arkadaşlar, ilk önce çok çetrefil görünen aşağıdaki yazıyı bir müddet sonra kendiliğinizden okumaya başlayacak, beyninizin ne kadar harika bir cihaz olduğunu anlayıp moral bulacaksınız. Mutlaka deneyin… Sonuç sizi de şaşırtacak.
8U M354J 21HN1M121N N3 K4D4R
H4R1KUL4D3, 3TK1L3Y1C1 53YL3R
Y4PT1Ğ1N1N K4N1T1D1R.
845L4NG1ÇT4 0KUM4K 20RDU,
F4K4T 51MD1 8U 54T1R1 Z1HN1N12
K4F4 Y0RM4D4N 0T0M4T1K 0L4R4K
0KUY481L1Y0R D3Ğ1L M1?
GURUR DUY4B1L1R51N1Z!
S1RT1N121N S1V42L4NM451N1
H4K3D1Y0R5UNUZ! 83Ğ3ND1YS3N1Z
V3 0KUY38İLDİY53NİZ 5İZ D3 PA4YL4ŞI
LİSE ARKADAŞLIKLARI
Lise Arkadaşlıklarının Ömür Boyu Sürmesinin 16 Sağlam Nedeni
İyi ya da kötü lise yıllarımızı hatırlamaktan hep mutlu oluruz. O dönemlerdeki hüzünlü hallerimiz bile şuan yüzümüzde bir tebessüm oluşmasına yol açar. Öyle ki, pilav günlerine gitmemizin ve Facebook gruplarına katılmamızın en büyük sebebi de budur. Eskiyi yad etmek.
Lise arkadaşlıkları ise başımıza gelen en güzel şeylerden biridir. İlk aşk acımızı çektiğimiz, ailemizle büyük kavgalar ettiğimiz, tarz giyinmek uğruna kendimizi heder ettiğimiz o karmaşık dönem ancak sağlam arkadaşlıklar sayesinde zararsız bir şekilde geçebilirdi.
Lise bitti diye, dostluklar da bitti mi? Kesinlikle hayır. Aksine bağlar daha da güçlendi. Fiziksel olarak yan yana olamasak bile duygusal olarak hiç ayrılmadık.
Peki, lise arkadaşlıkları neden bir ömür boyu sürer? İşte size 16 neden:
- Öncelikle, aradan yıllar geçmesine rağmen hala arkadaşsınızdır
İnsanları birbirine bağlayan en önemli etkenlerden biri de beraber yaşadıkları zorluklardır. Beraber girdiğiniz matematik dersleri, size takan hocalar ve karmakarışık ergenlik yılları. Bunlar gibi birçok badireyi atlattıktan sonra, geriye pırlanta gibi bir dostluk kalır. - Lise arkadaşlarınız sizin her şeyinizi bilir
Hatta lise arkadaşlarınız sizi sizden daha iyi biliyorsa şaşırmayın. Hiç çaba harcamadan yüzünüzdeki ifadeden aklınızı okuyabilirler. - Bilgisayarınızın en değerli klasörü lise arşivinizdir
Yıllar boyunca çekilen onca fotoğrafın bulunduğu klasörünüzden bahsediyoruz. Başkalarına kesinlikle gösterilmeyen, sadece tekrar bir araya gelindiğinde açılan, utancın kahkahalara dönüştüğü dosyalar. - Uzun bir aradan sonra ilk defa görüştüğünüzde, sanki dün berabermiş gibi konuşursunuz
Aylar sonra ilk defa buluştuğunuzda bile, sanki daha dün görüşmüş gibi hissediyorsanız en değerli arkadaşlıklardan birine sahipsiniz. - Ödünç aldığınız hiçbir eşyayı geri vermek zorunda hissetmezsiniz
“Kaçmıyoruz ya” edasıyla aldığınız ve “Geri veririm sonra” diye bir anlık da olsa gönül rahatlattığınız eşyaların çoğu hala sizdedir. Sizinkiler de onlarda. - Sizi rezil edecek birçok şey bilirler
Lise arkadaşlarınız, gençlik döneminizdeki utanç verici hallerinizin bulunduğu bir kasa gibidirler. Size takılan lakapları, tüm sınıfın önünde rezil oluşunuzu ve tarz amacıyla giydiğiniz o kıyafetleri hep hatırlatırlar. O sır dolu kasanın sizin izniniz olmadan açılmayacağını bilmenize rağmen, bu bilgiler yine de tehdit amaçlı kullanılabilir. - Sizi asla yargılamazlar
Nasıl bir ergenlik dönemi atlattığınızı bildikleri için yaptığınız her hareketin sebebini bilirler. Bu yüzden de sizi diğer insanlar gibi yargılamazlar. Ama en dürüst eleştiriler de onlardan gelir. Çünkü sizin kötülüğünüzü düşünmediklerini adınız gibi bilirsiniz. - Başkalarının anlamadığı bir sürü geyik muhabbetiniz vardır
Yıllarca bir arada olmanın kaçınılmaz sonucu olarak, aranızda yeni bir dil oluşur. Siz yaptığınız esprilere katıla katıla gülerken, başkaları sizin deli olduğunuzu düşünebilir. - En çok onların yanında kendiniz gibi davranırsınız
Üniversitede ya da işinizde tanıdığınız ve yanlarında rahat hissettiğiniz arkadaşlarınız mutlaka vardır. Ama eminiz, lise arkadaşlarınızın yanındayken yaptığınız o garip hareketleri başka hiçbir yerde yapamazsınız. - Platonik aşklarınızı ve bütün eski sevgililerinizi bilirler
Kimden hoşlandığınızı siz onlara söylemeden anladıkları için her şeyi anlatmak zorunda kalırsınız. Zaten o yaşlarda başkalarının fikirlerini duymak ve ortak karar vermek arkadaşlık bağları için çok önemlidir. - Zaman geçtikçe yaşadığınız olaylar daha efsanevi gelir
Belki defalarca konuştuğunuz lisedeki olayları, tekrar tekrar birbirinize anlatabilirsiniz. Nostaljinin gücü müdür bilinmez ama her seferinde olaylar size daha ilginç gelir. - Lisenizdeki diğer insanlar hakkında konuşmayı asla bitiremezsiniz
Lisedeki diğer arkadaşlarınız hakkında dedikodu yapmak kadar eğlenceli çok az şey var. Kim nerede, ne yapıyor, hangi okula gitmiş, hangi işe başlamış, kimle evlenmiş gibi konuların modası asla geçmez. - Ailenize anlatamadığınız birçok konuyu onlara anlatırsınız
Ailelerimizle konuşamayacağımız birçok konu vardır. Bu konuları anlatabileceğimiz ilk kişiler ise lise arkadaşlarımızdır. Bu paylaşımın oluşturduğu bağ ise yıllar geçse bile eski sağlamlığını korumaya devam eder. - İlk gönül yaranızı beraber sardınız
Nasıl olur da ilk aşk acınızda yanınızda olan insanlarla ömür boyu arkadaş kalmazsınız! - Terapi deyince akla ilk onlar gelir
Aranızda kilometrelerce mesafe olsa bile, ruh halinizi rahatça anlatabileceğiniz tek insanlardır. Anlattığınız kişileri hiç görmemiş olsalar bile. - Hepsinden öte, aile gibisinizdir
Acı tatlı geçen onca yılın küllerinden doğan bu bağ, arkadaşlıktan daha öte bir histir. Bu duyguyu ancak ailenize karşı duyduğunuz hisle kıyaslayabilirsiniz.
ÜÇ ŞEY
Hayatta bir kez gittiğinde asla geri dönmeyen üç şey
Zaman, Sözcükler ve Fırsattır
Hayatta hiçbir zaman kaybedilmemesi gereken üç şey
Barış, Umut ve Dostluktur.
Hayatta en değerli üç şey
Sevgi, Kendine güven ve Arkadaşlardır
Hayatta hiç emin olunamayacak üç şey
Düşler, Başarı ve Zenginliktir
Hayatta insanı geliştiren üç şey
Çok çalışma, samimiyet ve başarıdır
Hayatta insanı mahveden üç şey
Cesaretsizlik, gurur ve öfkedir
FARKINDA MISINIZ?
Mallarımız arttı, keyfimiz azaldı.
Daha büyük evlerde, ama daha küçük ailelerle yaşıyoruz.
Konforumuz arttı, ama zamanımız daraldı.
Diplomamız bol, ama sağduyumuz az.
Uzmanlıklar arttı ama problemler çoğaldı.
İlaçlar çoğaldı, hastalıklar arttı.
Çok para harcıyoruz, ama az gülüyoruz.
Akşam geç geliyoruz, sabah yorgun kalkıyoruz.
Az kitap okuyor, çok televizyon izliyoruz.
Çok konuşuyor ama az gönül veriyor ve bol yalan söylüyoruz.
Para kazanmayı öğrendik, ama yuva kurmayı beceremedik.
Aya kadar gidip dönmeyi biliyoruz, ama komşumuza uğramak için karşı sokağa geçmiyoruz.
Uzaya ulaştık ama kendi iç derinliklerimizden habersiziz.
Havayı temizledik ama ruhları kirlettik.
Atomu parçaladık, önyargılarımızı yıkamadık.
Çok yazıyor, ama az gelişiyoruz.
Daha çok plan yapıyor ama daha az sonuç alıyoruz.
Acele etmeyi öğrendik, ama sabırlı olmayı asla.
Gelirimiz arttı, karakterimiz zayıfladı.
Tanıdıklar çoğaldı, ama dostlar eksildi.
Çabalar arttı ama mutluluklar azaldı.
Daha mutlu olabilmek için somurtarak çalışıyoruz.
Varlığımızı arttırdık ama değerlerimizi kaybettik.
Ve nihayet;
Hayata yıllar ekledik, yıllara hayat katamadık.
Alıntı
HAYIR, DEMEYİ BİLMEK
Sen neyi kabul ettin istemeden, ya da hayır diye haykırırken için, dilin neden her şeye evet dedi.
İstemediğine, sevmediğine, yanlış olana, zamansız gelene, kabul görmediğine…
Hayır diyebilmek doğruların için, belki de doğruya yöneltmek için.
Kemikleşmiş hataların çözümü, ama çoğu insanın başaramadığı bir meziyet.
Ertelemenin kolay, sessizliğin marifet, evet cevabının gerekli olduğunu savunanlar, hayır demenin sonucunu keşfetmeyenlerdir.
Hangi eksikliğini onay cümleleri ile kapatmak zorunda kaldın.
Zihninin içindeki savaşlar sussun diye neden kabul ettin istemediklerini.
Hayır diyemediklerini neden uzunca zaman yük ettin.
Neden diyemedin.
Oysa her şeyin en kısa yoluydu istemediğini söylemek.
En kısa yoldu hayır demek.
En değerli olandı kabul etmediğini dile getirmek.
DOST BİR BİLGEDEN TAVSİYELER
1-İnsanlar, mekanlar, veya alışkanlıklar dahil tüm negatif enerji kaynaklarından kurtulun.
2-Olaylara farklı açılardan bakın.
3-Bugünü yakalayın; Dün gitti, yarın da belki hiç gelmeyecek.
4-Ailemiz ve dostlarımız gizli hazinelerimizdir, bu zenginliğin keyfini çıkarın.
5-Hayallerinizin peşinden gidin.
6-Keyfinizi kaçırmaya çalışanları görmezden gelin.
7-Eyleme geçin.
8-Çok zor gözükse de uğraşın, o zaman daha kolay gözükecektir.
9-Tekrar etmek mükemmellik getirir.
10-Yarı yollarda vazgeçenler asla kazanamazlar, kazananlar asla yarı yolda vazgeçmezler.
11-Okuyun, çalışın ve en önemlisi hayata dair her şeyi öğrenin.
12-Olacakları öngörmeye çalışmaktan vazgeçin.
13-Her şeyden çok isteyin.
14-Yaptığınız her şeyde mükemmel olmaya çalışın.
15-Hedeflerinize yönelin ve onlar için savaşın.
DOSTLAR IRMAK GİBİDİR
Kiminin suyu az, kiminin çok
Kiminde elleriniz ıslanır yalnızca
Kiminde ruhunuz yıkanır boydan boya
İnsanlar vardır; üstü nilüferlerle kaplı,
Bulanık bir göl gibi
Ne kadar uğraşsanız görünmez dibi.
Uzaktan görünüşü çekici, aldatıcı
İçine daldığınızda ne kadar yanıltıcı
Ne zaman ne geleceğini bilemezsiniz
Sokulmaktan korkarsınız, güvenemezsiniz
İnsanlar vardır; derin bır okyanus
İlk anda ürkütür, korkutur sizi.
Derinliklerinde saklıdır gizi,
Daldıkça anlarsınız, daldıkça tanırsınız;
Yanında kendinizi içi boş sanırsınız.
İnsanlar vardır, coşkun bir akarsu
Yaklaşmaya gelmez, alır sürükler.
Tutunacak yer göstermez beyaz köpükler
Ne zaman nerede bırakacağı belli olmaz;
Bu tip insanla bir ömür dolmaz.
İnsanlar vardır; sakin akan bir dere
İnsanı rahatlatır, huzur verir gönüllere.
Yanında olmak başlı başına bir mutluluk.
Sesinde, görüntüsünde tatlı bir durgunluk.
İnsanlar vardır; çeşit çeşit, tip tip.
Her biri başka bir karaktere sahip.
Görmeli, incelemeli, doğruyu bulmalı.
Her şeyden önemlisi insan, insan olmalı
İnsanlar vardır; berrak, pırıl pırıl bir deniz.
Boşa gitmez ne kadar güvenseniz.
Dibini görürsünüz her şey meydanda.
Korkmadan dalarsınız, sizi sarar bir anda.
İçi dışı birdir çekinme ondan.
Her sözü içtendir, her davranışı candan
Can Yücel
Seni Anlıyorum Anne kitabından alıntıdır
Hiç düşündünüz mü? Çocuklarımıza psikolojik ve fiziksel şiddet uygularken neden bu kadar rahat olduğunuzu? Yada çocuğunuza öfkenizi kusarken yapmış olduğunuz davranışları; rahatça eşinize, dostunuza, ailenize yapabiliyor musunuz? Tokat atmayı alışkanlık haline getirmiş birsürü aile gördüm. İnanın bana çocuğunuza davrandığınız gibi etrafınızdaki diğer insanlara davransanız yanınızda kimse kalmaz. Peki çocuğunuza neden bu kadar rahat davranıyorsunuz biliyormusunuz?
Çünkü O SİZE MUHTAÇ! Aynı şekilde tepki veremez,sizi terk edemez yada bağırıp çağıramaz. Sadece susar veya ağlar. 10 dakika sonra gelir hiçbir şey yaşanmamış siz onu hiç üzmemişsiniz kalbi hiç kırılmamış gibi yine boynunuza sarılır. Siz, size kötü davrananları bu kadar çabuk affediyor musunuz? ETMİYORSUNUZ!!! Size 10 dakika önce hakaret edip tokat atan birine 10 dakika sonra asla sarsılmazsınız. Bağrınıza basmazsınız. Size biran önce sarılsın diye düşünmezsiniz. İçinize dert olmaz kırgınlığınız. Boynunuzu bükmezsiniz. Ama çocuğunuz boynunu büker; siz onu döversiniz ama o sizi affedin diye bekler. Dayağı yer ama yinede sizi üzdüğünü düşünerek içine dert eder. Sizi affetmek için sabırsızlanır. Çocuklar çok masum. Onların bu masumluklarını kullanmayın. Belki beden olarak size bir şey yapamazlar ama düşünce olarak terk ederler. Ruhlarında derin yaralar açarsınız. Telafisi zor durumlara sokarsınız. Vurmak, hakaret etmek kişinin acizliğindendir. Konuşmak anlatmak için erdem sahibi olmak lazım.
Dilek CESUR.
Seni Anlıyorum Anne kitabından alıntıdır.
NE GÜZEL SÖYLENMİŞ?
Soğuk bir kış sabahı sahildeki küçük bir köyden bir balıkçı filosu denize açıldı.
Öğleden sonra büyük bir fırtına koptu.
Gece olduğunda balıkçı teknelerinden hiçbirisi limana dönememişti.
Bütün gece boyunca eşler, anneler, çocuklar ve sevgililer ellerini açıp, kaybolan sevdiklerini kurtarması için Tanrı’ya yakararak kıyıda dolaştılar.
Bu berbat durumda, bir de kulübelerden birinde yangın çıktı.. Hiçbir şeyi kurtarmak mümkün olmadı.
Gün ışırken, herkes sevinçle balıkçı teknelerinin tümünün sapasağlam limana döndüğünü gördü..
Kıyıda ağlayan tek kişi vardı.
Yangında evi kül olan kadın..
Kocası karaya çıkarken “Mahvolduk! Evimiz, içindeki her şeyle birlikteyangında kül oldu” diye haykırdı.
Adam karısına sarıldı.. “O yangına şükürler olsun! Gecenin zifiri karanlığında, o müthiş fırtınada, dağ gibi dalgalar arasında, yanan kulübemizin ışığı sayesinde bütün tekneler, yolumuzu bulduk ve salimen dönebildik.”
KAHVENİN HATIRI NEREDEN GELİYOR?
İstanbul’un yemiş iskelesinde kahve yapan ve satan Üsküdarlı bilge bir zat varmış. Her telden insan kahvecinin sohbetini dinlemeye, iki çift nasihatini almaya, derdini paylaşmaya gelirmiş. Günlerden bir gün bu kahvehaneye bir yeniçeri gelmiş. Kahveciye herkese kendinden kahve ikram etmesini fakat içeride yalnız başına oturan Rum gemi kaptanına vermemesini söylemiş. Kahveci de herkese yeniçerinin kahvesini ikram ettikten sonra 2 kahve yapıp Rum kaptanın yanına oturmuş. Yeniçeri hiddetle “Ona vermeyeceksin demedim mi?” Demiş. Kahveci de “bu senin değil benim ikramım” diyerek cevap vermiş. Rum kaptana dönen kahveci, kaptanla hem sohbet etmiş hem de kahve içmiş.
Aradan 40 yıl kadar geçmiş. Sisam Adası`nda büyükçe bir isyan çıkmış. Rumlar isyan etmiş. Bizim kahvehaneci de bir şekilde Rumların eline geçmiş. O zamanlarda Rumlar eline geçirdikleri esirleri pazarda satıyorlarmış. Kahveciyi de yaşlı bir adam satın almış ve ıssız bir yere götürmüş. Adamın kendini öldüreceğini sanan kahveci korkuyla yaşlı adama bakarken adam ona kendisinin 40 yıl önce bir kahve ikram ettiğini ve o kahvenin hatırını unutmadığını söyleyerek kahveciyi serbest bırakmış.
İşte anlatılana göre bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı vardır sözü buradan gelmektedir.
HİÇ BİR YERE SIĞAMIYORUM
HİÇ BİR YERE SIĞAMIYORUM …dersiniz.. “Her şey üstüme üstüme geliyor” diye de eklersiniz belki. İç huzursuzluğu bu. Duramazsınız olduğunuz yerde. Berbat bir durumdur. Zordur katlanması. Sık yaşanıyor olmalı ki edebiyatçılar çok üstünde durmuştur bu ruh halinin. En güzel vurgulardan biri Baudelaire’ye aittir. “Her nerede değilsem orada mutlu olacakmışım gibi geliyor” der ünlü Fransız şair. Alman Yazar Günter Grass’ın kolajdaki sözleri de etkileyicidir. “Her yere gidesim var, hiç bir yere dönesim yok” der bir romanında..
“Tebdil-i mekanda ferahlık var” sözü güzeldir, doğrudur ama bu ferahlık ancak tebdil ( değiştirme) akılda da olursa anca belki. Yoksa işte nereye gitsen boş.
Hiç takılmamalı belki de bu umudun peşine. Zaten Sezen’de söylemiş bir şarkısında: “Tebdil-i mekanda ferahlık yokmuş aslında. Acının yüzölçümü yeryüzünden çokmuş aslında.” diye..
Gelin bırakalım biz Baudelaire’yi ve Günter Grass’ı.. Gideriz gene istiyorsak ama önce hayatımızın içindeki güzel taraflara odaklanalım. Onları büyütelim, çoğaltalım. İlla bir yazardan esin almak istersek de Tolstoy’a kulak verelim:
“Şikayet ettiğiniz yaşam, belki de başkasının hayalidir.”
KALİTELİ YAŞAMAK İÇİN
AZALTIN:
Yediğiniz yemeği, yemeğin tuzunu,
Çayın şekerini, kullandığınız eşyaları,
Harcadığınız parayı, boşa geçen zamanı,
Gözyaşlarını, kafaya taktıklarınızı,
Kıyafetlerinizi, kuruntularınızı,
Bilgisayar başında harcadığınız vakti,
Telefonla uğraştığınız süreyi,
İnsanlardan beklentilerinizi, televizyon izlemeyi
BIRAKIN:
Şikayet etmeyi, çekingenliği,
Rezil olma korkusunu, mazeret üretmeyi,
Başkaları için yaşamayı, yapamam düşüncesini,
Olumsuz düşünmeyi, olumsuz kelimeleri,
Surat asmayı, ön yargıyı,
Herkesi eleştirmeyi, herkesi düzeltmeye çalışmayı
ÇOĞALTIN:
Gülümsemeyi, sevmeyi,
Olumlu düşünmeyi, dua etmeyi,
Şükretmeyi, ayaklarınızın toprağa temasını,
Renkli giyinmeyi, sizi iyi hissettiren müzikleri,
İçtiğiniz su miktarını,
Çocuklarla geçirdiğiniz vakti,
Teşekkür etmeyi,
Selam vermeyi,
Özür dilemeyi,
Mazur görmeyi,
Alttan almayı,
Sevginizi hak edene vermeyi,
İstikrarınızı,
Hayal kurmayı,
Güzel söz söylemeyi,
Kitap okumayı
25 MADDELİK HAYAT DERSİ
50 Yaşına Basan Bir Adamın Doğum Gününde Yazdığı, Herkesin Okuması Gereken 25 Maddelik Hayat Dersi
“Her gün ne kadar aptal olduğumu daha iyi anlıyorum. Aptal olmak normaldir. Ama ben 18 yaşındayken kendimi bir dâhi sanıyordum. Şimdi ise tam bir ahmak olduğumu fark ediyorum.”
- “Deneyim, her türlü maddiyattan daha değerlidir.”
- “Hayatınızda yapacağınız en önemli kariyer seçimi, eş seçiminizdir.”
- “Parayla ilgili üç yetenek vardır: Onu kazanmak, elde tutmak ve büyütmek. Bunların üçü de birbirinden çok farklı yeteneklerdir.”
- “Çocuk sahibi olmak korkunç bir şeydir. Ama çocuk sahibi olmak muhteşem bir şeydir.”
- “Bu konudaki tüm bilimsel çalışmaları bir kenara bırakarak söyleyebilirim ki, sekiz saatlik bir uyku çok önemlidir.”
- “Yiyip içtiklerinize dikkat edin ve her geçen yıl porsiyonlarınızı biraz daha küçültün. Yaş ilerledikçe ne kadar spor yaparsanız yapın bir faydası olmuyor.”
- “İnsanların sizin hakkınızda ne düşündüğünü önemsememek için çaba sarf edin. Bu, benim için hâlâ çok zor ama öğreniyorum.”
- “İletişim kurduğunuz herkesi sanki kendi çocuğunuzmuş ve yarın ölecekmiş gibi hayal edin. Böylece dinlemeyi ve nazik olmayı öğrenirsiniz.”
- “Öfke aslında gerçek bir his değildir; onu yaratan korkudur. Öfkelenmeden önce sizi korkutan şeyin ne olduğunu düşünün.”
- “Her beş senede bir hayatınızda radikal değişiklikler yapın. Aksi halde hayat oldukça sıkıcı olabiliyor.”
- “Her gün yaratıcılığınıza belirli bir zaman ayırın. Yaratıcılık bir kas gibidir ve onu geliştirmeniz gerekir. İlham ise içi boş bir kelimeden ibarettir.”
- “Minnettarlık ve şikâyet etmek/suçlamak gibi durumlar bir insanda aynı anda bulunamaz. Hangisini yansıtmak istediğinizi seçin.”
- “Okumak, bir hayata sığdıramayacağınız kadar deneyimi öğrenmenizi mümkün kılar. Bol bol okuyun.”
- “Hayatta en çok yapmak istediğiniz 25 şeyi listeleyin ve sizin için en önemli olan 5 tanesini bunlardan ayırın. Daha sonra kalan 20’yi çöpe atın ve unutun; çünkü onlar sizde yalnızca kafa karışıklığı yaratır.”
- “En iyi ağrı kesici sekstir.”
- “Başarının %99’u çalışmak, %1’i ise yetenektir. Yetenek ateşleyici güç ise, çalışmak benzindir.”
- “Sık sık komedi izleyin; hatta imkânınız varsa her gün izleyin. Çünkü gülmenin hastalıkları iyileştiren bir gücü vardır.”
- “İskenderiye kentine kendi isminin verilmiş olmasının Büyük İskender için bugün hiçbir önemi yoktur.”
- “Yazarken, sanki canı çok sıkılmış bir insanla konuşuyormuşsunuz gibi düşünün ve her cümlenizle onun dikkatini üzerinizde toplamaya çalışın.”
- “Isaac Newton kalkülüsü icat etti; fakat aynı zamanda simyaya da inanıyordu. Pek çok aptalca şey yapmadan zeki ve başarılı olmanız mümkün değildir.”
- “Akışına bırakmayı bilin. Tüm problemlerinizi bugün çözmeye çalışmayın.”
- “Ne kadar az şeye sahip olursanız, o kadar az şey size sahip olur.”
- “Fizik ve biyolojinin büyük bir kısmı, yalnızca birkaç yılda bir değişen fikirlerden ibarettir.”
- “Sizden nefret ettiğini bildiğiniz insanlarla karşılaştığınızda onlara bakın, ellerini sıkın ve içten bir tebessümle karşılık verin.”
- “Kabalık etmek insana hiçbir zaman hiçbir şey kazandırmaz. Karşınızdakileri anlamaya çalışın ve istedikleri her ne olursa olsun bunu başarabileceklerini söyleyin.”
GEÇ KALMA
Şu hayatta bazı şeyler hiç tükenmeyecekmiş gibi davrananlar var.
Cebindeki para, adındaki itibar, yüzündeki albeni ve ömrünün kalanından zaman…
Sanki hiçbirini kaybetmeyecekmiş gibi birilerini kıran, inciten, üzen birileri var.. .
Tükeniyor be oğlum…
Gün geliyor güvendiğin ne varsa tükenip dökülüyor avuçlarından…
Bir şeyleri kazanmak kolay da bazen ama kaybettiğin zamanı kazanamıyor insan yeniden.
Zamanın telafisi yok oğlum…
Dilemediğin özürlerin, söyleyemediğin seviyorumların, kibir ve gururla doldurduğun zamanın telafisi yok.
İnan bana gittikçe daha da zorlaşıyor hepsi.. .
Üzme be oğlum!
Nasıl ki kimsenin seni üzmesini istemiyorsan,
Seni önemseyen insanları da sen üzme, onları kaybetme.
Pişmanlık duyduğun şeyler için susmaktan da vazgeç.
Şimdilik yaptığın gurur, gün gelir vicdan olup uyutmaz seni.
Dünyanın en kötü anı pişman olmak ama her şey için çok geç kalmaktır.
Sen pişman olduğun şeyler için geç kalma..
Kahraman Tazeoğlu
GENÇLİK NEREYE GİDİYOR
Muhteşem bir yazı
Neslihan Soyipek paylaşmış
“Ben 21 yaşında bir üniversite öğrencisiyim.
Yazılarınızı fırsat buldukça okuyorum.
Yazılarınızda sık sık “Gençlik nereye gidiyor?” türünden yakınmalarınız oluyor?
Gençlik derken herhâlde lise ve üniversite öğrencilerini kastediyorsunuz.
Bu durumda ben de nereye gittiğini çok merak ettiğiniz o grubun bir üyesiyim.
Madem bu ülkede yaşayan insanları gençler ve yetişkinler olarak ikiye ayırdınız, ben de siz yetişkinlere bazı sorular sormak istiyorum.
Bir köşe yazarı olarak gençlerin nereye gittiğinden çok, yetişkinlerin nerede durduğuyla ilgilenmeniz gerekmiyor mu?
Ülkenin başını belaya sokan olayların başaktörleri genelde gençler mi, yoksa yetişkinler mi?
Sanatçı kimliğiyle her türlü ahlaksızlığı yapanlar ergen mi?
Din adamı sıfatıyla ekranlara çıkıp inancıma ve değerlerime küfredenler kaç yaşında?
Sinemada 7 yaş üstüne uygun olarak işaretlenmiş filmde bel üstüne çıkamayan yapımcılar kaç doğumlu?
Lütfen artık gençliğe laf söylemeyi bırakın da yetişkinlere bakın ve “Sizler bu ülkenin geleceğisiniz!” gibi klişe sloganlardan vazgeçin.
Çünkü sizler bu ülkenin bugünüsünüz. Siz yaşadığınız günü bile kurtaramazken, yarınları kurtarma işini niçin bize ihale ediyorsunuz?
Kimin elinin kimin cebinde belli olmadığı, çarpık ilişkilerle dolu dizilere reyting rekoru kırdıran sizlersiniz.
Kan damlayan, şiddet kusan senaryoları siz yazdırıyorsunuz.
Evlilik gibi kutsal bir müesseseyi, evlilik programlarında virane bir gecekonduya dönüştüren yine sizsiniz.
Youtube fenomenlerini seyrediyoruz diye ağlaşıyorsunuz.
Ama o fenomenlere film çektirip parayı götüren sizlersiniz.
Siz gece kulüplerinde kavga eden futbolcuları el üstünde tutarken, okul koridorlarında kavga eden öğrencileri disipline gönderemezsiniz.
Bir yandan her türlü rezilliği özgürlük olarak sunan, cinsiyetsiz bir toplum özlemiyle yanıp tutuşan yazarların kitaplarını okurken, bir yandan ailenin öneminden bahsedemezsiniz.
Yetişkinler para hırsıyla sürekli inşaat yaparak şehri betona boğarken, gençlerden geleceği inşa etmelerini bekleyemezsiniz.
Alttan bir sürü dersiniz var, bize üst perdeden ahlak dersi veriyorsunuz!
Size bir şey söyleyeyim mi?
Sıkıntı, yeni nesle eski nesilleri unutturan yetişkinlerde.
Son iki yılda kaç tane Türk filmi çekilmiş ve bunlardan kaç tanesi Osmanlıyı anlatıyor, bir bakın.
Kitapçıların çok satanlar rafındaki kitaplardan kaç tanesi gençlere ecdadını sevdirmek için yazılmış acaba?
Siz dedelerinizin emanetine sahip çıksaydınız, biz de yarınları emanet olarak kabul ederdik belki.
Ama şu durumda hiç emanet alacak durumumuz yok!
Kusura bakmayın!
Geçmişini unutturduğunuz bir nesle, gelecekten ödev veremezsiniz!
Bu yüzden aranızda, “Yeni nesil şöyle, yeni nesil böyle!” diye konuşup durmayı bırakın!
“Senin yaşında Fatih İstanbul’u fethetmişti!” diyerek demagoji de yapmayın! Evet, 21 yaşındayım.
Ama Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaşta değilim.
Çünkü benim babam II. Murad değil, hocam da Akşemseddin değil.
Zaten İstanbul da artık Fatih’in fethettiği İstanbul değil.
Kalın sağlıcakla…
ÇOK ŞEY Mİ İSTEDİM?
Ben SENİ ilk görüşte sevdim,
Ben sadece benim ol ol istedim….
Ben SENİN bedenini değil ruhunu sevdim….
Ben sadece o kalbi bana ver istedim….
Ben SENİN gülüşünü sevdim,
Ben sadece bana gül istedim….
Ben SENİN gözlerini sevdim
Ben o gözlerle sadece bana bak istedim…
Ben SENİN konuşmanı sevdim,
Ben sadece bana sevdiğini söylemeni istedim…
Ben SENİN yüreğinin güzelliğini sevdim.
Ben o yürekte SADECE BEN OLMAK İSTEDİM…
Ben sadece SENLE mutlu olmak istedim.
Ben çok şey mi istedim?
Kalp
Sorun ne olursa olsun kalbinizde “Her şey yolunda” demelisiniz. Çünkü kalbiniz hassastır ve sözlerinize çabuk kanar.
O BİRAZ ZOR İŞTE
Eğer birini gerçekten çok seviyorsan;
Bundan bir sürü şiir,
Sağlam bir roman,
Anlatacak bir sürü hikaye,
Uykusuz geçen geceler,
Parklarda ve sahillerde içilen şaraplar,
Yerli yersiz kıskançlık krizleri
Bir sürü şey çıkar.
Sevgine karşılık çıkar mı?
O biraz zor işte…