KAVUŞMAK ÜZERE

İnsan ne yerse o kokar. Ne okursa onu konuşur. Kimi seviyorsa kalbi o kadardır. Sizsiniz kendinizle ilgili tüm cevapları kendinizi tanıyacak olana sunan. Yaşamınız verir sizi ele. Müzik arşivinizden bellidir kişiliğiniz. Aşkı sevme biçiminiz. Dinlediğin tarz müzikte saklıdır sevgiye olan şiddetiniz. En kötüye vereceğiniz cezadır adalet. Herkes sever doğduğu toprağı, oraya bomba düştüğünde belli olur kimliğiniz. Sevgi bir bütün diyalog evrene karşı. Yağmurda ıslak bir kediye puslanmıyorsa gözleriniz, aşk sözlerini sakının siz. Komşunuzla sohbetimiz kadar uzaktakine olan bağımız. Mesafe denilen tanım sadece zamanla ilintili. Yoksa yalnız bir gecede bir kahve yudumlarken de onu anabiliriz. İnsan çevresi kadar güçlüdür. Kaç el uzattıysan o dostluklarla sınanırsın karanlığında. Aile bağın kadar bağlısın hayata. Sana karşı yapılan her şeye rağmen duruşundadır tavrın. Gizlediğin iyilik kadar büyük. Anne baba sevgisine izin verdiğin kadar küçük. Tek bir dünya var “vicdanının” etrafında dönen. Tüm karakterindir onun içinde geçen…
Umut Güner

NEGATİF DÜŞÜNCELERDEN KURTULMAK İÇİN ÖNERİLER

NEGATİF DÜŞÜNCELERDEN KURTULMAK İÇİN ÖNERİLER
1- Uykunuza dikkat edin
2- Negatif düşüncelerinizi kaleme alın
3- Düşüncelerin esiri olmak yerine gerçeği görmeyi öğrenin
4- Olaylara iyi tarafından bakmayı deneyin
5- Olumsuz düşünceler için zaman yaratın
6- Çevrenizde olumlu düşünen insanlara yer verin
7- Zamanınızın kıymetini bilin
8- Dikkatinizi başka bir şeye verin
9- Kendinizi sevin

ÇOCUĞUNUZA SEVGİNİZİ GÖSTERMEK İÇİN

Çocuğunuza sevginizi göstermek için yapmanız gerekenler
1- Ağzını açar açmaz “Olmaz. Hayır. Duymak istemiyorum” gibi sözler etmeyin
2- Çocuğunuzu övün
3- Çocuğunuzla birlikte bir şeyler yapın
4- Çocukla çocuk olun.
5- Onu yeni şeyler yapmaya teşvik edin
6- Küçük hediyeler alın
7- Çift olarak aranızdaki problemleri çocuğunuza yansıtmayın
8- Çocuğunuza seçim yapma hakkı verin
9- Sevginizi sözlerinizle belli edin
10- Net olun
11- Önemli günlerinde yanlarında olun
12- Çocuğunuzu başka çocuklarla kıyaslamayın
13- Ne yaptığıyla daha çok ilgilenin ve bunu gösterin
14- Fikrini alın
15- Sarılmayı unutmayın

ADAM OLMAK

Kadın hamile.
Bebek erkekmiş.
Aile mutlu, çok mutlu.
Bebek doğdu, pipisini amcalara gösterdi.
Amcalarda bayram sevinci.
Dünyanın en gerekli organını gördüler çünkü.
Bebek terledi, çırılçıplak soydular, evde, misafirlikte, mahallede böyle gezdi.
Bu hakka sahipti çünkü pipisi vardı.
Bebek biraz büyüdü.
Sünnet olacak.
Davullar, zurnalar, hediyeler… Çocuk düşündü:
“Sanırım bu çok önemli bir organ..”
Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Üç beş güzel kız var gittikleri yerde, annesi babası dedi ki:
“Hangisini alayım oğlum sana?”
Çocuk düşündü:
“Sanırım karşı tarafa sormaksızın seçme hakkım var.”
Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Çocuk acıktı, sofrasını varsa kız kardeşleri ve annesi hazırladı.
Yemek bitince topladılar.
Çocuk düşündü:
“Sanırım kızlar/kadınlar bana hizmet etmekle yükümlü.”
Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Kalabalık bir yemek daveti, herkes masaya sığamayacak.
Erkekler ve yaşlılar masaya oturdu.
Çocuğu da masaya oturtturdular.
Annesi ve varsa ablaları yerde oturuyordu.
Çocuk düşündü:
“Sanırım önemli olan erkeklerin konforu.”
Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Servis yapılacak, önce erkeklere yemek verildi, erkekler yardım etmedi.
Çocuk düşündü:
“Sanırım öncelikli olan erkeklerin karnının doyması.”
Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Çocuğun kız arkadaşı oldu.
Bütün sülale duydu.
Herkesin ağzı kulaklarında.
Densiz bir amca:
“Neler yapacan bahim gızlaraa” dedi.
Çocuğun anne ve babası:
“Oğlumdan iyisini mi bulacak?” dediler.
Çocuk düşündü:
“Sanırım en iyisini hak eden benim ve bu yüzden kızlara rızayla ya da rızasız istediğimi yapabilirim.”
Çocuk bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Çocuk büyüdü, arkadaşlarıyla dışarı çıktı, eğlendi.
Eve geç geldi, paşalar gibi karşılandı.
Kız kardeşi eve geç geldiği için azar işitirken, dövülürken.
Genç düşündü:
“Sanırım eve istediğim saatte girip çıkabilirim.”
Genç bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Kavga etti, ağzı burnu kan içinde.
Annesi, babası:
“Koçum benim, helal olsun” dedi.
Genç düşündü:
“Sanırım güçlüyüm ve sorunlarımı bu şekilde halledebilirim.”
Genç bunu aklının en karanlık köşesine yazdı.
Genç büyüdü.
Ama bir türlü adam olamadı

NEGATİF DÜŞÜNCELERDEN KURTULMA

Negatif düşüncelerden kurtulmanın 5 yolu
1- Düşüncelerinizi araştırın, farkındalığınızı geliştirin
2- Zihninizi pozitif düşüncelerle doldurun
3- Yaratıcılığa odaklanın (Yaratıcılıkla meşgulken, zihinlerimiz endişe yeteneğini tamamen kaybeder. Resim yapmak, bir enstrüman çalmak, yazmak, el işleri ile uğraşmak, yemek pişirmek, bahçe ile ilgilenmek)
4- Korkularınızla yüzleşin
5- Berraklık ile sükunete sarılın. (Her şeyden önce zihnimizdeki gereksiz, çöp niteliğindeki birikimden arınmalı ve açılan bu yeri pozitif düşüncelerle doldurmalıyız. Netlik ve duruluk kazanır, böylece pozitif düşünmeye bir adım daha yaklaşırsınız.)

Çevreni Geliştir

Hayatımızda birçok kez duyduğumuz bir söylem var: Çevreni Geliştir!

Türkçesi “çevre edinme, ağ kurma” diye çevirebileceğimiz “networking” kavramı dilimize bir hayli girmiş vaziyette. Etrafımdaki insanların çevre edinme uğraşlarına saygılı olmakla beraber bu noktada büyük bir yanlışa düştüklerini gözlemliyorum.

Gerek Biztalks (www.biztalks.org) etkinlikleri olsun, gerek yurt dışındaki çalışmalarımda ciddi bir çevrenin içerisindeyim. Bugüne kadar asansörde de başka ortamlarda da çok üst düzey yönetici ve yatırımcılarla, iş adamlarıyla bir araya geldim. Ve kimsenin birbirine kartvizit uzattığını görmedim. Yapsalar çok komik olurdu herhalde. Ve en önemlisi bütün bu insanların kartvizitten başka, işten başka ne varsa bu tarz ortamlarda bunları konuşuyor, şakalaşıyor, eğlenmek istiyor oluşlarına şahit oldum. Kişinin en eğlenmek istediği zamanında pat diye kartviziti gözüne sokarsanız sonuç çok hayırlı olmaz diye düşünüyorum.

Çünkü bu insanlar karşı taraftan kendilerine sadece samimi davranmalarını bekliyor. Ajitasyona, yalvarmaya, popülist söylemlere, abartılı hareketlere, cıvıklığa çok mesafeli duruyorlar. Bu kadar ağır iş yaşamı içinde, herkesin birbirinin karakterini taklit ettiği bir dünyada doğal insanlarla karşılaşmak onlar açısından bir hayli zor. İşte bu insanlarda bu yüzden o samimiyeti arıyorlar.

Don’t bullshit a bullshitter!

Zengini de, yatırımcısı, işvereni de, simitçisi de, bakıcısı da sizden samimiyet bekliyor. Kartviziti insanların gözüne sokmanıza gerek yok. Hele ki tereciye tere satmaya hiç kalkışmayın derim. İnsanları kandırmaya çalışmakla zaten en büyük hatayı ilk başta yapıyorsunuz.

Amerikalılar mesela pazarlama ve iş yönetiminde çok iyiler. Bu insanlar zaten pazarlamadan geldikleri için onları ikna etmenin yolları da buradan geçiyor. Fakat bunca insanın arasından sıyrılıp karşı tarafta farkındalık oluşturmak çok kolay değil. Yenilikçi fikirler bulup, onları doğal ve farklı bir biçimde onlara sunmanızı bekliyorlar.

Benim bu konuda en temel önerim karşı tarafa net, dürüst ve samimi olmanız yönünde olacak.

Ne istediğinizi net bir şekilde karşı tarafa aktarıp, samimiyetinizden ödün vermezseniz dikkat çekiyorsunuz. Öncelikli olarak sizden ne koparırım değil de, x işini yapıyorum, y şirketim var. Size hangi konularda yardımcı olabilirim gibi bir soru karşı tarafa daha samimi geliyor.

Etkinliklerde yapılan yanlışlardan bir tanesi de bayram şekeri dağıtır gibi daha iki kelime muhabbet etmeden kartvizit uzatmaya kalkışmak. Bu devirde kim kartvizit taşıyor? Kim sizin kartvizitinizi hatırlayacak, evinde yâda ofisinde saklayacak? Ben taşımıyorum şahsen.

Peki, bu insanlarla nerede karşılaşacağız?

Gözden kaçırılan en önemli noktalardan bir tanesi bu insanların da markete, fırına, hamama, okula gidiyor oluşları, sizin gibi WC’ye, kitapçıya, AVM’ye, diskoya, bara, camiye gidiyor oluşlarıyla alakalı. Neden Elevator Speech demişler ama WC Pitch dememişler? Hiç düşündünüz mü?

Çünkü bütün bu tanışma şekilleri kültürel ve sosyolojik bir harmandan geliyor. Plaza kültüründe insanların asansörde birbirleriyle sık sık denk geliyor oluşları onlar için “sell yourself” fırsatı sunuyor. Ama hayatında asansöre binmemiş bir insana gidip asansör konuşmasında şöyle yapın diye networking dersi vermek çok saçma olur değil mi?

Kendi iş dünyamıza bakarsak, ülkemizin kültürel değerleri doğrultusunda yeni networking stratejileri belirlemeliyiz diye düşünüyorum. Bizim sosyalleşme, yeni şeyler öğrenme ve insanlarla tanışma şeklimiz yabancılarla bir olmak zorunda değil.

Etkinliklerde yoğunluktan görüşemediğiniz bir insanı Cuma namazında görebiliyorsunuz. Bir yerde yemek yerken, kitapçıda dolaşırken, parkta otururken vb. birçok yerde çok farklı sektörden insana denk gelebiliyorsunuz. Yani hayatın içinde o kadar çok fazla fırsat var ki, yeter ki samimi olalım. İnsanlara etiketlerine, ortamdaki hallerine göre davranmayın. İnsanlar bundan sıkılıyor.

Vapurda çay ısmarladığım kişinin Nevşehir Valisi çıkmasından tutunda, Fırat Üniversitesinde ki konuşmamdan sonra yanıma yaklaşan çiftçi bir dayının “Uçak alsam, kiraya versem çok kazanır mıyım Nazif Bey?” diye soruşunu, benim de ciddi ciddi break even point’e kadar detaylıca kendisine anlattığımı düşünün. Sonrasında amcanın Elazığ’ın en zengin çiftçileri arasında olduğunu öğrendim, birçok sucuk şirketine et tedarik ediyormuş 🙂 Zürih’te tramvayda tanıştığım beyin “Forbes Under 40” listesinde olmasından tutunda, garson bir arkadaşla muhabbet ederken sizi amcamla tanıştırayım diye beni bir şirketin yöneticisiyle tanıştırmasına kadar birçok anım var.

Özetlemek gerekirse;

Metrobüste yer verdiğiniz bir beyden tutunda, Cuma namazında yanınızda selam verdiğiniz kişiye kadar, kitapçıda kitap okurken aynı masada oturduğunuz kişiden, vapurda martılara simit atan kişiye kadar her yerde networking fırsatı var. İnsanlar sokakta.

Sadece belirli etkinliklerde bir araya gelmekle, kartviziti insanların gözüne sokmayla oluşacak bir ilişkinin çok sürdürülebilir olduğuna inanmıyorum. Esas olay kalbe girebilmekte yatıyor.

Business to Business Networking’ten ziyade Heart to Heart Networking’e geçiş yaptığımız müddetçe çevremizde her anlamda daha geniş bir hale geliyor.

Selamların en güzeliyle,
Alıntı

İNSAN KİŞİLİĞİNİ AÇIĞA VURAN AYRINTILAR

İnsanların Kişiliği Hakkında Zannettiğinizden Çok Daha Fazlasını Açığa Vuran 12 Ayrıntı
Karşımızdakinin nasıl bir karaktere sahip olduğunu genellikle ne söylediği, nasıl göründüğü gibi bâriz verilerden öğrenmeye çalışırız. Ancak istisnasız her insanın göstermeyi tercih ettiğinden çok daha derin özellikleri, motivasyonları ve inançları vardır. İşte bunları tespit etmek ve bir insanı daha iyi tanımak için dikkat etmeniz gereken 12 ayrıntı:

  1. Gülümseme ve duygulanma biçimleri
    Bir insan içten bir şekilde gülümsediği zaman dudaklarının ve gözlerinin kenarlarında kırışıklıklar oluştur. Eğer gülümseme zorlamaysa bu kırışıklar yalnızca dudak kenarlarında oluşur. Bunun yanında bir insan yoğun duygular yaşadığı zaman gözleri sulanır ve ağzı daha çok tükürük üretmeye başlar. Bu yüzden duygulanan bir insan daha sık yutkunmaya başlar. Dikkat edin, bunlardan biri eksikse o insanın samimiyetinden şüphelenmek için haklı sebepleriniz var demektir.
  2. Birbirlerini selamlama biçimleri
    Yeni tanıştığınız bir insan eğer elinizi sağlam bir şekilde sıkar ve bunu yaparken gülümserse, bu insanın dışa dönük ve güvenilir biri olması olasıdır. Eğer bu insan sizinle ilk tanışmasında elini omzunuza koyarsa bu ya sizden hoşlandığı, ya da sağlam bir manipülatör olduğu anlamına gelir. Eğer el sıkışırken sizin elinizi iki eliyle birden sıkıyorsa da bu sizden bir şey talep edeceği ya da size bir sır vereceğini gösterir.
  3. Telefonlarına ne sıklıkta baktıkları
    Bir insan telefonuna çok sık baktığında, bu onun bulunduğu ortamdan sıkıldığını gösterir. Evet, bu iddialı bir genelleme çünkü bugün çoğu insan hemen her yerde telefonuna bağımlı hâlde yaşıyor. Bunu ister kendinizde, ister çevrenizdeki insanlarda gözlemleyin, telefona bakmak kesinlikle sıkıntı göstergesidir.
  4. Nasıl selfie çektikleri
    Selfie çekerken kamerayı aşağıda tutmak, o insanın etrafında olan bitene karşı pozitif bir yaklaşımı olduğunu gösterir. Ciddi bir karaktere sahip olanlar nâdiren kendi fotoğraflarını çekerler ve bunları çok daha nâdir paylaşırlar. Son yıllarda meşhur olan dudakları büzerek selfie çekme eğilimi ise genellikle çok gergin zamanlar yaşayan insanların gösterdiği bir davranıştır.
  5. Yemek yeme biçimleri
    Tabaklarındaki her şeyi küçük parçalara bölerek yiyen insanlar uzun süreli ilişkiler arar ve hayatlarını planlı bir şekilde yaşarlar. Öte yandan tabaklarındaki her şeyi birbirine karıştırarak yiyen insanlar da genellikle güçlü bir kişiliğe sahip ve sorumluluk almayı seven kişilerdir. Tabaklarındakini kaşla göz arasında silip süpürenler, aynı anda birden fazla iş yapma konusunda becerikli ve işlerinde oldukça başarılıdır. Bunun yanında çok yavaş yemek yiyen insanlar da ânı yaşamasını bilen, hayatın tadını çıkaran huzurlu kişilerdir.
  6. Nasıl konuştukları
    Bir hikaye anlatırken “ben” kelimesini sıklıkla kullanan insanların doğruyu söylüyor olma ihtimâli oldukça yüksektir. Eğer bu kelime haddinden fazla kullanılırsa bu durum o kişinin benmerkezci olduğuna işarettir. Bunun yanında “biz” kelimesini sıklıkla kullanan insanlar, büyük ihtimalle sosyal çevrelerini hayatlarının merkezinde tutmaktadır. Bir başka ilginç bilgi ise, insanların yaşlandıkça gelecek zamanlı anlatımı, geçmiş zamanlı anlatımdan daha sık kullanmaya başlamalarıdır.
  7. Patlamış mısırı nasıl yedikleri
    Yapılan araştırmalar içe dönük insanların patlamış mısırı tek tek ve dikkatle yediğini, dışa dönük insanların ise avuç avuç yediğini göstermektedir. Ayrıca bir oturuşta tüm bir kartonu hızlıca yiyip bitiren insanlar daha az bencil ve başkalarının ihtiyaçlarına karşı daha fazla duyarlıdır.
  8. Kahvelerini nasıl tercih ettikleri
    Lider karakterli insanların genellikle espresso içmeyi tercih ettiği bilinmektedir. Bunun yanında sütlü kahve içen insanlar genellikle kararsız ve rahat bir yapıya sahip olmaktadır. Sosyal ve yaratıcı insanlar kapuçinoyu tercih ederken, hayata belirli bir bakışı olan prensip sahibi insanlar sade kahveyi tercih etmektedir.
  9. Nereye baktıkları
    Kahve örneğinden devam edelim. Kahve içerken fincanlarının içine bakan insanlar daha düşünceli, konsantrasyon sahibi ve daha az hayalci iken, uzaklara dalıp giden ya da etrafını seyreden insanlar başkalarının düşüncelerine daha çok önem veren, dikkatsiz, ama aynı zamanda etraflarındaki dünyadan daha çok haberdar olan kişilerdir. Ve son olarak kahvesini içerken gözlerini kapatan insanlar, büyük ihtimalle hayatlarının gergin ya da acı dolu bir döneminde olan ve rahatlamaya ihtiyaç duyan kişilerdir.
  10. Kendilerinden ne sıklıkta bahsettikleri
    “Ben” kelimesini kullanmanın ne gibi kişilik özelliklerine işaret ettiğini yukarıda açıklamıştık. En az bunun kadar önemli olan bir başka şey de, kişinin anlattıklarını ne kadar kendi anılarının, ne kadar çevreden duyduğu ya da gözlemlediği şeylerin oluşturduğudur. Kendisi hakkında çok fazla şey anlatan insanlar ne kadar kendini beğenmiş gibi görünse de, aslında çevreden onay almak ve sevilmek için büyük bir arzu duyuyordur. Bunun yanında kendi anılarından nadiren bahseden insanlar daha rahat, eşitlikçi ve gözlemci insanlardır.
  11. Hangi durumlarda sustukları
    Susmak çoğu zaman insanın etrafında olup bitene karşı verdiği bir tepkidir. Susmak kimi zaman pasif agresyona, kimi zaman huzursuzluğa, kimi zaman rahatlığa ve kimi zaman da yılmışlığa işaret eder. Bu sebeple bazı insanlar söylenen bir şeye alındığında, bazıları içinde bulunduğu ortamdan rahatsız olduğunda, bazıları gevşediğinde ve bazıları da ilgi başkasının üstünde toplandığında susma eğilimi gösterir.
  12. Ve ne zaman mutlu oldukları
    Mutluluk illa ki karşınızdakinin mutlu olduğunu söylemesiyle anlayabileceğiniz bir durum değildir. İnsanların küçük hareketlerinden ve bilinçsiz davranışlarından da mutlu olduklarını çıkarabilirsiniz. Bazı insanlar yalnızca kendileri için iyi bir şey olduğunda mutlu olurken, bazıları sevdiklerinin iyi olmasıyla, bazıları başkalarının kötü duruma düşmesiyle ve bazıları da gururlarının okşanmasıyla mutlu olurlar. Bilinçsiz olarak ortaya çıkan küçük gülümsemeler, alaya almalar ve aşırı hareketlilik, kişinin ne zaman mutlu olduğunu gözlemlemek için önemli ipuçlarıdır.

19 Mayıs

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Mustafa Kemal Atatürk

Ben seninle çay içmek istiyorum.

Ben seninle çay içmek istiyorum.

Seni duymak, seni görmek,seni bilmek, seni yanımda hissetmek istiyorum…

Sana şiir okumak istiyorum…

Yazmaktan bıktım, usandım.

Ben artık yazıları sana söylemek istiyorum.

Küçük bir evde, büyük hayaller kurmak istiyorum. Sobanın yanında, seninle birlikte, üşüyen ellerimi çayın sıcaklığına bırakmak istiyorum. Ben aslında sevmek değil, seninle yaşlanmak istiyorum.

Özdemir Asaf

15 muhteşem söz

15 muhteşem söz

  1. Elveda diyecek kadar cesursan, hayat seni yeni bir merhaba ile ödüllendirir.
  2. Hiç yenilmemiş insanlar vardır. Onlar hiç savaşmamış olanlardır.
  3. En iyisini sonraya saklamayın. Yarının ne getireceğini bilemezsiniz.
  4. Başkalarını memnun etmek için yaşarsan herkes seni sever, kendin hariç.
  5. Başkalarının ne düşündüğü önemli değil çünkü her halükarda yine aynısını düşünecekler.
  6. Zamanını satabilirsin, ama geri satın alamazsın.
  7. Bizi seven insanlar var, sadece nasıl göstereceklerini bilmiyorlar.
  8. Hayatın sırrı, yedi kere düşüp, sekiz kere kalmaktır.
  9. Bir hayali gerçekleştirmeyi imkansız kılan tek şey vardır; başarısızlık korkusu.
  10. Hayatın, insanın iradesini test etmek için pek çok yolu vardır, bazen hiçbir şey olmaz ya da her şey birden olur.
  11. Bir gün kalkacaksınız ve hep hayal ettiğiniz şeyleri yapmaya vakit kalmamış olacak. Şimdi tam zamanı. Harekete geçin.
  12. Sadece güneşli günlerde yürürseniz, hedefinize asla varamazsınız.
  13. Tekne limanda güvendedir. Ama teknenin amacı bu değildir.
  14. Affet ama asla unutma yoksa tekrar yaralanırsın. Affetmek bakış açını değiştirir, unutmak ise aldığın dersi kaybettirir.
  15. Ok ancak geri çekerek atılır. Hayat seni zorluklarla geri çekiyorsa, seni daha büyük bir şeye fırlatacağı içindir. Nişan almaya devam et.

Paulo Coelho

SOL YANIM ACIYOR ANNE

SOL YANIM ACIYOR ANNE
Merhaba anne, yine ben geldim
Merak etme okuldan çıktım da geldim.
Anneler de babalar gibi merak eder mi bilmiyorum ama,
Ali “okula gitmezsem annem çok kızar merak eder” demişti de onun için söylüyorum.
Geçen hafta öğretmen sağ elimde sarımsak,
sol elimde soğan dedirte dedirte
Öğretti sağımı solumu.
Ben biliyorum artık anne, sağım neresi solum neresi,
Ağrıyan yanımın neresi olduğunu şimdi iyi biliyorum anne…
Hani geçen geldiğimde, şuram acıyor, şuram işte demiştim de,
Bir türlü söyleyememiştim ya acıyan yanımı anne,
Bak şimdi söylüyorum.
Şuram işte sol yanım çok acıyor anne,
Hem de her gün acıyor anne, her gün…
Dün sabah annesi Ayşe’nin saçlarını örmüştü.
Elinden tutup okula getirdi.
Yakası da danteldi. Zil çalınca öptü, hadi yavrum sınıfa dedi…
Bende ağladım… Ağladım işte utanmadım.
Öğretmen ne oldu dedi. Düştüm dizim çok acıyor dedim.
Yalan söyledim anne,
Dizim acımıyordu ama, sol yanım çok acıyordu anne!
Bu gün bende saçım örülsün istedim.
Babam ördü ama onunki gibi olmadı.
Dantel yaka istedim, babam ben bilmem ki kızım dedi
Bari okula sen götür dedim.
Kızım iş dedi. Bende bana ne dedim ağladım.
Kızım ekmek dedi babam.
Sustum ama , okula giderken yine ağladım anne.
Ha bide sol yanım yine çok acıdı anne…
Herkesin çorapları bembeyaz, benimkiler gri gibi.
Zeynep “annem beyazlara renkli çamaşır katmadan yıkıyormuş” dedi.
Babam hepsini birlikte yıkıyor,
babam çamaşır yıkamasını bilmiyor mu anne?
Of babam, her gün domates peynir koyuyor beslenmeme.
Üzülmesin diye söylemiyorum ama,
Arkadaşlarım her gün kurabiye, börek, pasta getiriyor.
E biliyorum babam pasta yapmasını bilmez anne.
Hava kararıyor, ben gideyim anne,
Babam bilmiyor kaçıp kaçıp sana geldiğimi?
Duyarsa kızmaz ama, çok üzülür biliyorum.
Kim bozuyor toprağını, çiçeklerini kim koparıyor!
izin verme anne, ne olur toprağına el sürdürme!
Eve gidince aklıma geliyor, bide bunun için ağlıyorum anne.
Bak kavanoz yanımda, toprağından bir avuç daha alayım.
Biliyor musun anne, her gelişimde aldığım topraklarını,
Şu kavanozda biriktirdim,
üzerine de resmini yapıştırıp baş ucuma koydum.
Her sabah onu öpüyor, kokluyorum.
Kimseye söyleme ama anne, bazen de konuşuyorum onunla.
Ne yapayım seni çok özlüyorum anne.
Ha unutmadan! Öğretmen yarın
anneyi anlatan bir yazı yazacaksınız dedi.
Ben babama yazdıracağım,
öğretmen anlarsa çok kızar ama, bana ne,
Kızarsa kızsın. Ben seni hiç görmedim ki, neyi nasıl anlatacağım anne,
Senin adın geçince, sol yanım acıyor anne, Hiçbir şey yutamıyorum.
Bazen de dayanamayıp ağlıyorum. Kağıda da böyle yazamam ya anne.
Ben gidiyorum anne, Toprağını öpeyim, sende rüyama gel beni öp,
Mutlaka gel anne. Sen rüyama gelmeyince,
sol yanımın acısıyla uyanıyorum anne
Sol yanım açıyor anne. İşte tam şurası,
Sol yanım… Çok acıyor anne.
Seni çok özledim, çok…anne…
Bedirhan Gökçe

ALTIN KURALLAR

ALTIN KURALLAR

1-Ucuz araba kullan ama, alabileceğin en güzel evi al.

2-Her zaman ve her ortamda anlatabileceğin üç fıkra öğren.

3-Sevinçlerini sakın erteleme.

4-Eşini çok iyi seç. Çünkü bu seçim mutluluğunun veya bedbahtlığını %90’ ını oluşturur.

5-Her gün 30 dakika yürüyüş yap.

6-Her yemekten sonra şükret.

7-Bir arkadaşına sırrını açıklamadan önce iki kere düşün.

8-Maaş çekini imzalayan kişileri asla eleştirme.

9-Kaybedecek şeyi olmayan insanlardan kork.

10-Gözünün önünde hep güzel şeyler bulundur.

11-Çocukların, gelenek sözcüğünü duyduklarında seni hatırlayacak şekilde yaşa.

12-Dinine ait kitabı tam anlamıyla okumak için kendine bir yıl süre tanı.

13-Biri seni kucakladığında ilk bırakan sen olma.

14-Her gün 6 bardak su içmeyi unutma..

15-Seni seven insanları koru..

16-Zor da olsa ailenle tatil yapmak için her şeyi dene. Bu tatildeki anılar, hayatındaki en değerli anılardan biri olacak.

17-Kendine yapılmasını istemediğin hiçbir şeyi başkalarına yapma.

18-Başarıya, iç huzura kavuştuğun, sağlıklı olduğun ve sevildiğin zamanı değerlendir.

19-İyi ve başarılı bir evliliğin iki şeye bağlı olduğunu unutma:
a) Doğru insanı bulmak
b) Doğru insan olmak.

20-Ebeveynlerini, eşini ve çocuklarını eleştirmek istediğin zaman dilini ısır.

21-Evliliğini güzelleştirmek için her gün bir şeyler yap.

22-İyilik dolu bir sözü ve iyiliğin etkisini asla küçümseme.

SON SÖZ..
Hayatınızdaki kötü olayları düşünerek vakit kaybetmeyin; Yoksa güzellikleri görmekte gecikebilirsiniz . .
Alıntı

Bu İnsanları Hayatınızdan Çıkarın

Bu İnsanları Hayatınızdan Çıkarın…

  1. Sizi strese sokan kişiler.

Stres her zaman kötü bir şey değildir. Sizi harekete geçmeye motive ediyorsa sağlıklı bir şeydir. …Ancak sizi insanlar değil, olaylar strese sokmalıdır. Hayatınızda sizi sürekli olarak strese sokan insanlar varsa, zihniniz size onları hayatınızdan çıkarmanızı söylüyor demektir.

  1. Sizi kullanan kişiler.
    Aadeta bir parazit gibi bizden beslenen kişileri eleyin. Bu tür insanların hayatınızda yeri olmamalıdır. Onları yeni yıla götürmeyin.
  2. Size saygı duymayan kişiler.

Saygılı insanlar saygı gösterilmeyi de hak eder. Hayatınızda sizin onlara gösterdiğiniz saygıyı size göstermeyen kişiler varsa onları kendinizden uzaklaştırın.

  1. Sizi daima kıran kişiler.

Bazen insanlar bizi kırdıkça biz onlara hayatımızda daha çok yer veririz. Hayatımızdaki kişiler değer verdiğimiz ve bize değer veren insanlardır-ya da öyle olmalıdır- Bu nedenle sizi sürekli olarak kıran insanları hayatınızdan çıkarın. Acı, ancak size bir ders verirse iyidir. Bu durumda ders, başkalarının sizi kum torbası olarak kullanmasına dur demenizdir.

  1. Size durmadan yalan söyleyen kişiler.

Dürüst insanlarla olun..Yalancılara gereksiniminiz yok.

  1. Yüzünüze gülüp arkanızdan hakaret eden kişiler.

Bu insanlara kıllarından geçenleri size söylemeye cesaret edemeyen korkaklardır. Bunlar size arkadaşınızmış gibi davranırken dünyanın geri kalanına sizin işe yaramaz biri olduğunuzu söylerler. Bu kişiler sizin prestijinizi yok ederler. Sadece aptallar hayatlarında böyle insanlarla yeni bir yıla başlarlar.

  1. Sizi umursamayan, ancak umursuyormuş gibi görünen kişiler.

Bunlar sizin sahte arkadaşlarınızdır. Çok eğlencelidirler, sizin yardımınızı mutlulukla kabul ederler. Siz onlara ihtiyaç duyduğunuzda ise mucizevi şekilde yok olurlar. Bu kişiler sizde yanlış bir güvenlik hissi oluşturduğundan çok zararlı insanlardır.

  1. Sizi eski hayatınıza geri çekmek isteyenler.

Hayat ancak sürekli gelişiyorsa ilginç ve heyecanlıdır. Ancak sürekli ilerliyorsanız, sürekli kendinizi ve çevrenizi geliştiriyorsanız, mutluluk ve huzuru bulabilirsiniz. Çoğu kişi kendilerini eski hayatlarına çekmeye çalışan insanları hayatlarında tutmaya devam eder. Bu kişilere dikkat edin, tespit edilmeleri zordur ve sizin çok çalışarak sağladığınız ilerlemeyi geri çevirirler.

  1. Sizi engelleyen kişiler.

Zaman geçtikçe bizim de ümit ve hedeflerimiz değişir. Hayatınızdaki birçok kişi sizin oluşturmaya çalıştığınız türde bir hayatı yaşamak istemeyecek ve sizi kendi istedikleri hayat tarzına çekmeye çalışacaklardır. Çoğu zaman insanlar tamamen farklı şeyler hedefleyen kişilerle sarılı olduklarından hayallerindeki hayatı kurmayı başaramazlar.
Hedefleriniz uyuşmuyorsa hayatlarınız da uyuşmayacaktır.

Sadece ne yapacağınızı değil, kiminle yapacağınızı da dikkatli seçmelisiniz. Aynı anda ancak belirli sayıda sağlam ilişkiyi sürdürebilirsiniz. Fazlasını yürütmek için gereken zaman, enerji ya da konsantrasyon çoğu kez bulunmaz. Hayatınızı işe yaramaz insanlarla doldurursanız, işe yaramaz bir hayat kurmanız kaçınılmazdır. Eğer bir kişinin sizin hayatınıza katkısı yoksa salıverin gitsin.

12 Alışkanlık

Günde 10 Dakikadan Az Zaman Ayırarak Daha Zeki Olmanıza Yardımcı Olabilecek 12 Alışkanlık

  1. Kişisel öncelikleriniz üzerinde çalışın.
    On dakika içinde, gelecek hafta ne yapacağınıza karar verebilirsiniz. Kayıtsız kalmamak ve yeni şeyler öğrenmek için şimdiye kadar öğrendiklerinize daha da çok şey katın. Geleceğinizle ilgili iç açıcı bir planlama ile hayatınızda dört gözle bekleyeceğiniz bir şeyler yaratabilirsiniz. Önümüzdeki günlerde öğrenmek istediğiniz şeylerin bir listesini yapın. Yine de fazla plan yapmayın. Sadece plan yapmak veya karar vermek hiçbir şeyi değiştirmez. Eylem, yalnızca kendinize verebileceğiniz en büyük hediyedir, bu yüzden harekete geçin.
  2. Okumak beyninizin çalışmasını sağlar.
    Düşünceleriniz, günlük okuma alışkanlığı geliştirmenizle çeşitli kurgu ve kurgusal olmayan kitaplara kadar ne okuduğunuzla doğru orantılı olarak değişir. Charlie Munger bir keresinde şöyle demişti: “Hayatta sürekli olarak çok da zeki olmayan, hatta bazen çok çalışkan olmayan insanların yükseldiğini görüyorum. Her birinin daima öğrenmeye açık bir makine olduğunu gördüm. Her gece yatağa kendilerini biraz daha geliştirmiş olarak gidiyorlar.’’
  3. Hayat boyu öğrenmeyi benimseyin.
    Zeki insanlar yeni bilgiler konusunda tutkuludurlar. Öğrenmeyi asla bırakmazlar. Öğrendiğiniz şeylere baktığınızda öğrenmenin ne kadar faydalı olduğunu hissedersiniz zaten. Ne kadar çok şey bilirseniz ve öğrenirseniz, öğrenmeye o kadar çok bağlanabilirsiniz. Her şeyi daha iyi anladığınızdan emin olmak için Feynman Tekniğini kullanın. Bu belki de odaklanmak için kullanabileceğiniz en etkili çalışma aracıdır. Cevap aramayı bırakmayın. Bir şey size mantıklı gelmiyorsa, anlayabilmeniz için konu hakkındaki bilginizi genişletmenin yollarını arayın.
  4. Sizi düşünmeye iten haber sitelerine abone olun.
    Daha zeki bir siz sadece birkaç haber sitesi kadar uzakta. Barking Up The Wrong Tree, Farnam street, Brain Pickings ve The Longreads, abone olmanız gereken birkaç haber sitesi. Bu haber siteleri, hayatınızın nasıl daha iyi olacağına dair fikirleri paylaşıyor. Her gün yeni bir şeyler öğrenebileceğiniz bir bilgi kaynağına sahip olmak çok önemli. Daha sonra okumak üzere gördüğünüz şeyleri kaydetmek için Pocket’ı kullanın. Her gece uyumadan önce kaydedilmiş makalelerinizden birkaçını okumayı deneyin. TED Talks ile her gün 10 dakikanızı günümüzün en zeki insanlarından bazılarını dinleyemeye ayırın. Haftalık ilham kaynağını yaratmak için için TED’e mutlaka üye olun.
  5. Kendinize mutlaka takip edeceğiniz bir şeyler bulun.
    Kendinize vaktinizi değerli kılacak şeyler yaratın. Çalışmalarınızı paylaşın mesela. Başarısız olsanız bile bu süreçte daha fazlasını öğreneceksiniz, emin olun olduğunuzdan daha iyi bir insan olacaksın. Ne yaparsanız yapın kendiniz için değerli şeyler yaratın. Her anınızı sosyal medyada değerlendirmek zorunda değilsiniz. Sosyal medyada harcadığınız 1 saati zihinsel olarak size daha fazla faydası olacak bir şeyle değiştirin. Orijinal bir şey yapmak için kendinize meydan okuyun. Einstein’ın söylediği gibi, “Akıllı değilim, sadece tutkuyla meraklıyım…”. Tüm zeki insanlar kişisel uğraşları konusunda tutkuludur. Yaptıkları işte anlam bulurlar. Hayatınızda her zaman heyecan verici bir şeyler yaratır. İçinizde en iyisini ortaya çıkaranın ne olduğunu bulun ve onu yaratmak için zaman ayırın.
  6. Yazarak düşünmeye başlayın.
    Öğrendiklerinizi yazın. Güzel ya da uzun olması gerekmez ama öğrendiklerinizi yazılı olarak yansıtmak için her gün birkaç dakikanızı ayırmak, beyin gücünüzü kesinlikle artıracaktır. Öğrendiğiniz şeyler hakkında günde birkaç yüz kelime yazın. Daima not alın. Daha sonra bu bilgileri kullanmanız için yazmak oldukça işe yarayacaktır. Yararlı veya üretken olmasalar bile yeni şeyler denemeye istekli olun. Neyin yararlı olup olmayacağını asla bilemezsiniz. Sadece yeni şeyler denemeniz ve daha sonra deneyimlerinizin geri kalanıyla nasıl bağlantı kurduklarını görmeniz gerekir.
  7. Öğrendiklerinizi paylaşın.
    Bir şeyi öğrenmenin en iyi yollarından biri onu öğretmektir. Bir şeyi gerçekten öğrenmek istiyorsan, başkalarına öğretmenin bir yolunu bul. Bir blog, podcast veya vlog aracılığıyla düşüncelerinizi başkalarıyla paylaşın. Quora ile ilgili bir soruyu cevaplayın veya Udemy’de öğrendiklerinizi başkalarına öğretin. Einstein, bir şeyi basitçe açıklayamıyorsanız, yeterince anlamadığınızı söyledi. Her gün birine bir şeyi basitçe açıklamaya çalışın, böylece o şeyi daha iyi anlarsınız. Mortimer Adler, “Ne düşündüğünü bildiğini söyleyen ancak bunu ifade edemeyen kişi genellikle ne düşündüğünü bilmez” diyor. Paylaştığınız şeyi daha iyi hatırlarsınız. Bu durum size meydan okur ve sizi düşünmeye zorlar. Öğrendiklerinizi mutlaka paylaşın. Bu, düşüncelerinizi zihninizde düzenlemenize yardımcı olacaktır.
  8. Mola vermek için kendinize zaman ayırın.
    Amacı olan molalar verin. Beyninizin öğrendiklerini işleyebilmesi için kendinize alan sağlayın. Mola vermek strese ve yorgunluğa iyi gelirken yaratıcılığınızı da artırıyor. Dinlenmek veya bir şeylere ara ve mola vermek kötü bir şey değildir, zihninizde bağlantıları kurmak ve yaratıcı işlerin yapılması için gereklidir.
  9. Düşünmek için biraz zaman harcayın.
    Düşünmek, sonuçlarınız üzerinde son derece yararlı bir etkisi olacak bir etkinliktir. Düşünmek için kendinize gerçekten zaman ayırmazsanız bunu yapamazsınız. Sadece başkalarının fikirlerini okumayın veya dinlemeyin gerçek olabilecek şeylerle ilgilenin ve sonra düşünün. Bunu yapmak zaman ve çaba gerektirir. Nasıl odaklanacağınızı öğrenmeniz gerekecek. Düşünmeye ayırdığınız zamanın dikkat dağıtıcı unsurlardan arındırılması gerekiyor. Zihniniz yenilik arayan bir cihazdır. Yeni ve ilginç şeylere dikkat etmek için uyarlanmıştır. Fikirlerinizi değerlendirin. Düşünmek, kendinize fikirler hakkında sorular sormaktır. Mesela, AOL CEO’su Tim Armstrong, yöneticilerinin sadece düşünerek günlerinin yüzde 10’unu veya haftada dört saatini harcamalarını sağlıyor. LinkedIn CEO’su Jeff Weiner, günde iki saat kendisine düşünme zamanı planlıyor.
  10. Zihninizdeki yoğunluğu artırın.
    Zihinsel gücü geliştirmek süreklilik ister. Zihinsel güç, yeni şeyler öğrenerek yeni sinir yolları oluşturmanızı gerektirir. Zihinsel güç, irade gücünden daha fazlasını içerir mesela sıkı çalışma ve bağlılık gerektirir. Kendinizi beyninizi daha fazla kullanmaya zorlayın. Ne kadar düzenli olarak yeni bir beceri edinirseniz veya yeni bir konu üzerinde çalışırsanız, farklı bir düşünce modelini öğrenirseniz zihniniz o kadar güçlü olur. Her hafta yeni bir şey öğrenmeye çalışın, ardından yeni şeyler öğrenirken onun üzerinde çalışmaya devam edin. Gerçekten zeki insanlar, farklı bir bakış açısına sahip olma ve yine de en iyi şekilde işlev görme yeteneğine sahiptir. F. Scott Fitzgerald konuyla ilgili 1936 yılında “İleri bir zekaya sahip olup olmadığınızın testi, iki karşıt fikri aynı anda akılda tutma ve yine de işlev görme yeteneğini muhafaza etme becerisidir.” demişti. Abraham Lincoln bazen bir arkadaşıyla tek bir perspektiften tartışırdı ve sonra tersi bir perspektiften geçip tartışırdı. Zihninizi geliştirmek için bu tür zihin egzersizleri yapabilirsiniz.
  11. Öz farkındalığınızı geliştirin.
    Farkındalık güçlü bir araçtır. Öz farkındalığınızın olmasının gücü, kendi alışkanlıklarınızın bilincinde olmanıza ve bunları değiştirmeniz gerekip gerekmediğine karar vermenize yardımcı olacaktır. Öz farkındalık, duygularınız ve eylemlerinizi ve düşüncelerinizi etkileyen altta yatan duygularınızla iletişim halinde kalmanızı sağlar. Kendinizi anlamanıza ve kim olduğunuzla barışık olmanıza yardımcı olmak için muazzam bir araçtır. Kim olduğunuzun farkında olmanız sizi öz güven sahibi yapar. Günlük kendinizi nasıl yansıttığınızı gözlemlediğiniz bir alışkanlık edinin ve zihninizi gözlemleyin.
  12. Kendinizle yarışın.
    Her gün yüzde bir daha iyi olun. Her gün kendinizi nasıl daha ileriye taşıyabilirsiniz ona odaklanın. Kendinizden beklentilerinizi aşmayı öğrenin. Bu süreçte sınırlarınızı ve zorluklarınızı nasıl idare edeceğinizi öğreneceksiniz. Calvin Coolidge, “Gelişme ne yaptığınızla bağlantılıdır. Çaba olmadan fiziksel veya entelektüel olarak gelişme olmaz ve çaba da çalışmak demektir.” Uzun vadeli başarı istiyorsanız, zor olan hiçbir şeyden kaçmamalısınız.

Yargılayıcı İç Sesinizden Nasıl Kurtulursunuz?

Yargılayıcı İç Sesinizden Nasıl Kurtulursunuz?
Neredeyse hepimizin zihninde yargılayıcı iç ses diyebileceğimiz bir karakter yaşar. Bu yargılayıcı iç ses, genellikle gece geç saatlerde ziyaretimize gelir; gerçekten yorgun ve bitap düştüğümüz anı bekler ve huzur, özgüven ve öz-şefkat olasılıklarını tümden yok etmek için kulağımıza pis ve korkutucu şeyler fısıldamaya başlar. Bu dünyada hiç var olmamamız gerektiğine ikna olmuştur ve bizi de buna ikna edecek sinsi ve yaratıcı nedenler sıralamak konusunda son derece ısrarcıdır. En zor durumlarda insanlara kendilerini öldürmelerini söyleyen de bu yargılayıcı iç sestir.
Yargılayıcı iç sesimizin şiddetli hücumlarından biriyle karşı karşıya kaldığımızda sıklıkla zihnimiz donup kalır: nasıl cevap verebileceğimizi bilemeyiz. Bu yargılayıcı sesle bir tünele girmiş gibi oluruz ve içinde bulunduğumuz durumu daha geniş bir açıdan görmemize yardım edecek başka perspektiflerin varlığını unuturuz. Bizi acımasız suçlamalara maruz bırakmasına izin veririz; kendimizi cezalandırmaya başlar ve bir umutsuzluk batağına saplanıp kalırız.
Zihnimizin sakin olduğu zamanlarda, en acımasız silahlarını kapıp geleceği bir sonraki seferde bu yargılayıcı iç sese verebileceğimiz cevapları hazırlamalıyız. İşte bazı öneriler:
Yargılayıcı İç Ses: Sen ise yaramaz birisin.
Hiçbir hayat tek bir öyküye sığmaz; umut ve çaresizlik arasındaki fark aynı gerçeklerden iki karşıt hikaye anlatmaktan doğan farkın bir sonucudur. Elbette her şeyi bir trajedi gibi görmek, hayattan vazgeçmek için yeterince sebep bulmak mümkün. Fakat gelin başka bir yol izleyelim. Hayat hikayenizi anlatmanın bir başka yolu da şu: ‘muazzam engellere rağmen doğru bir hayat sürmek için çaba sarf ettiniz; bazı büyük hatalar yaptınız ki her insan yapacaktır ve bu hatalar için de çok büyük bedeller ödediniz. Birçok açıdan belki de hak ettiğinizden daha fazlasını çektiniz. Cehennemi yaşadınız. Ancak her şeye rağmen iyi biri olmak için uğraştınız, birkaç kişiyi içten bir sevgiyle sevdiniz ve vazgeçmemek için çaba gösterdiniz.’ Mezar taşınızda şöyle yazabilir: ‘Çok uğraştı.’ ya da ‘Her şeye rağmen, yüreği olması gerektiği yerdeydi” Bu öykü de diğeriyle aynı ölçüde doğru ancak çok daha şefkatli bir öykü.
İğrenç birisin; sen şefkati hak etmiyorsun
Bu noktada, bu yargılayıcı iç sesin nereden geldiğini merak etmeye başlayabiliriz. Bunu bir tek cevabı vardır: yargılayıcı iç sesimiz her zaman geçmişte içselleştirmiş olduğumuz bir dış sestir. Daha önce bir başkasının sizinle konuştuğu ya da size hissettirdiği şekilde konuşursunuz kendinizle. Bu dengesiz, gaddar kaçıktan uzaklaşın ve aklınızın içinde ne işi olduğunu sorgulayın. Herhangi bir insanla bu şekilde konuşmak kabul edilebilir bir şey mi? Hatalarınızı, hem de hepsini kabul etmekte bir sorun yok; özür dilemek, tekrar tekrar telafi etmek, yanlışınızı düzeltmek ve hatalarınızın sonuçlarına katlanmakta sorun yok ama bu kadarı? Bunu hak eden bir insan olabilir mi? Bu yargılayıcı iç ses var olmayın istiyor ve elinde sopasıyla zihninizin odalarında bu şekilde serbestçe dolaşmaya hakkı yok.
Senden başka herkes nasıl yaşaması gerektiğini biliyor.
Bir başka tipik can sıkıcı cümle. İnsanları yalnızca dışarıdan gördüğümüz, bize anlatmayı seçtikleri kadarıyla tanıyoruz. Bizim, kendi benliğimizde son derece farkında olduğumuz o kötü kısımlar, onlarda da var ancak doğal olarak bunu saklıyorlar. Başkalarının da kendi zihinlerinde karmaşalar yaşadığı, suçluluk ve korku duygularıyla boğuştuğu kesin bir gerçektir. Haliyle, az sayıda insan, mükemmel hayatlara sahipmiş gibi görünebilir ancak bunun tek sebebi onları yeterince tanımamamızdır. Yeterince yakından bakıldığında kimse normal ya da çok mutlu değildir. Hayat herkes için bir mücadele. Kendi benliğinizin derinliklerine dair bildiklerinizi başkalarının hayatları hakkında dışarı sundukları gösterişli reklam panolarıyla kıyaslamayın.
Affedilemez hatalar yaptın
Yine bu. Bunu inkar etmenin faydası yok. En iyi savunma geri çekilmedir: evet doğru! Tabi ki bazı berbat ve hatta bazı feci hatalar yaptınız! Elbette bir budala gibi davrandığınız oldu! Ancak çocukluğunuzu hatırlamak, yaşadığınız zorlukları ve büyüdüğünüz ortamı anmak için biraz durup düşünebilir misiniz? Biraz da olsa farklı biri olma şansınız var mıydı ki? Ayağa kalkıp isminizi söyleyebiliyor olmanız bile müthiş bir şey. Burada kusursuz insanlara yer yok. Burası yaralılar için bir klinik. Kusursuz olabileceğiniz düşüncesiyle kendinize işkence etmeyi bırakın ve var olduğunuza hayret edin.
Hiçbir şey asla daha iyiye gitmeyecek.
Gerçek şu ki: bilemezsiniz. Kimse geleceği bilmiyor. En tuhaf, en korkunç şeyler aniden gerçekleşebildiği gibi en tuhaf, en güzel şeyler de bir anda gerçekleşebiliyor. Umutsuzluk, hikayenin geri kalanını bildiğinizi varsayar. Yola devam edin.
Felaketler kapıda; çok kötü şeyler olacak.
Yargılayıcı iç ses dehşeti kamçılamaya bayılır; korkunç bir şeylerin eli kulağında olduğunda ısrarcıdır. Bu zalim yargılayıcı iç sesi kendi oyununda yenmelisiniz. Bir şeylerin eğlenceli olacağını umut etmeyi bırakın ve felaketlerden korkmak için kendinize izin verin. Saldırıya önceden hazırlıklı olun. Evet, sorunlar olabilir ama ne olmuş yani? Bunlarla başa çıkılabilir. Hayat en düşük şartlarda bile devam edebilir. İnsanlar tek bir bacakla, sürgünde, tek bir arkadaşla ya da üç kuruşa çalışarak hayatlarına devam edebiliyorlar. Her şeyle başa çıkılabilir.
Kimse seni sevmiyor ya da sevemez.
Bu, özellikle baştan çıkarıcı olanlardan biridir, hele de sabahın üçünde aklımızdan geçtiğinde. Ancak bu doğru olamaz. Acı çektiniz, dürüstsünüz ve şefkat gösterebiliyorsunuz. Birinin yanınızda olması için bu yeterli. Çoğu insan kazananları sever ama sizin ‘çoğu’ insana ihtiyacınız yok. Büyük kalpleri olan küçük azınlığa odaklanın. Onlara acınız konusunda dürüst davranın yeter; size ulaşan yolu bulacaklardır.
Çirkinsin
Evet, büyük olasılıkla ama pek çok insan öyle; yine de o insanları sevdiğinizde iç dünyalarını görmeye başlarsınız ve onların karakterlerini seversiniz. Büyük olasılıkla derinden sevdiğiniz çoğu insanın nasıl göründüğünü çok uzun zamandır hiç düşünmediniz.
Beş yıl içinde nerede olacaksın?
Şu noktada kimin umurunda? Hayatı daha küçük aşamalara ayırın. Bir sonraki öğünü atlatmaya, sonra ılık ve güzel bir banyo yapmaya odaklanın; bu bile başlı başına bir başarı. Hayatta kalmanın ön koşulu olarak hedeflerinizi küçültün. Önümüzdeki bir saat içinde tümüyle berbat bir şey olmazsa bunu bir zafer olarak kabul edin. Huzur içinde geçen on dakikayı kutlayın.
Ölmek istiyorsun değil mi – ölmelisin de.
Kesinlikle hayır. Yaşamak size çok zor geliyor ama yaşamayı çok istiyorsunuz. Daha iyi bir insan olmanın ve hayata devam etmenin bir yolunu bulmak istiyorsunuz. Bulacaksınız.
Bu noktada yargılayıcı iç sesimiz karşılaştığı direnişe öfkelenerek bir süreliğine çekip gidebilir ve birkaç saatliğine bizi rahat bırakabilir. Bu sırada, beş yaşında olmanın ve başımızı okşayan bize sevgi dolu takma adlarla seslenen biri tarafından bakım ve ilgi görmenin nasıl bir şey olabileceğini hayal etmeliyiz. O yaşlardan bu yana hayat bizim için zorluklarla dolu oldu ama hak ettiğimiz şey değişmedi: hepimiz aslında affedilmeyi hak eden ve bolca sakinliğe ihtiyaç duyan küçük çocuklarız. Düşe kalka zorlukların üstesinden gelmeye ve var olan koşullarda elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyoruz.