Kendine Lazımsın

Kimse senin nelerle başa çıkmaya çalıştığını, neleri yendiğini, yenemediğini, kimlerin yanında olmak istediğini, nelerin ağrıttığını başını, neler hissettiğini, neleri hissetmekten korktuğunu, içini, senden daha iyi bilemez. O yüzden dik yürü hep, kendine, sadece kendin lazımsın.

Sevgi Neydi

Sevgi neydi? Coşkun akan dere, sonbahar rüzgarı ile ürperen yapraklar, cama vurup dağılan yağmur damlaları, bir yürek çarpıntısı. Sonunda coşkun dere durulur. Yapraklar kurur, dökülür. Yağmur diner, güneş çıkar. Sevgi neydi? Sevgi; sahip çıkan, dost, sıcak insan eli, insan emeğiydi. Sevgi iyilikti. Sevgi emekti.
Selvi Boylum Al Yazmalım

Yaşam Dar Ayakkabı İle Yürüme Sanatıdır

Yaşam Dar Ayakkabı İle Yürüme Sanatıdır.!
O bayram bana ayakkabı almaya karar verdiler. Hazır ayakkabı satan mağaza yoktu şehirde. Tek ayakkabı yapan dükkanında ayakkabıcı çıplak ayağımı bir kartonun üzerine koydu, iyice basmamı söyledikten sonra ağzındaki kurşun kalemi eline alıp ayağımın çevresini çizdi.
O ayağımın çizildiği karton benim ayakkabı numaramdı.
Günlerce yeni ayakkabılarımın hayalini kurdum. Babamın anlattığına göre ayakkabılarım siyah ve bağcıklı olacaktı. Kapının her çalınışında koştum. Ayakkabılarım bayramdan bir gün önce geldi, siyah-bağcıklı.
O gün onları giymedim. Bayram gecesi yatağımın altına yerleştirdim yeni ayakkabılarımı. Arada bir kalkıp kutusundan çıkartıyor, yere koyuyor, yukarıdan, yandan, önden bakıp duruyordum. Parlak ve yuvarlak burnunu gecenin karanlığında kim bilir kaç kez okşadım.
Uyku girmedi gözüme.
Sabahleyin ev ahalisi kalktığında, ayakkabı kutusu kucağımda sandalyede oturuyordum ben.
Ayakkabımı babam giydirdi.
Ayağıma olmamıştı ayakkabılarım, dardı ve canımı yakmıştı. Ama bunu babama söylemedim.
O “Sıkıyor mu?” diye sordukça “Hayır” yanıtını veriyordum.
“Dar, ayağımı acıtıyor” desem, geri gidecekti ayakkabılarım ve ayakkabıcının hemen bir yeni ayakkabı yapması olanaksızdı.
O bayram sabahı canım yana yana yürüdüm. Bir süre sonra acı dayanılmaz oldu.
Dişimi sıktım.
Topalladım.
Soranlara “Dizimi vurdum” dedim, ama ayakkabılarımın ayağımı sıktığını kimseye söylemedim.
Doğrusunu isterseniz yaşam da dar ayakkabıyla yürümektir.
Kimi zaman dar bir maaş, kimi zaman sevimsiz bir iş…
Kimi zaman bir mekan dar ayakkabı olur bize, kimi zaman bir çevre, kimi zaman bir sokak, ya da bir şehir…
Kimi zaman dostluklar, arkadaşlıklar, beraberlikler bir dar ayakkabıya dönüşür.
Kimi zaman zamandır dar ayakkabı, geçmek bilmez.
Kimi zaman zenginlik, kimi zaman başınızı koyduğunuz yastık…
Canınız yanar.
Topallaya topallaya gidersiniz.
Sonradan öğrendim yaşamın dar ayakkabıyla yürüme sanatı olduğunu…
Üstün Dökmen

Affetmek

Affetmek; Sana yapılan hatayı yok saymak, unutmak değildir.
Affetmek; Seni geçmişte yıpratan kişinin, artık enerjisel olarak yükünü taşımamak ve onunla ilgili olumsuz duyguların hayatını kontrol etmesine son vermektir.

İhtiyaç Duyar

Bazen insan birine ihtiyaç duyar. Arkasında dağ gibi dursun diye, bir yanlışı olduğunda bir şeyler öğretsin diye, içi dolup taştığında omzunu ona yaslasın diye. Bazen insan birine ihtiyaç duyar, sadece sevilmek için değil, bir olup tamamlanmak için.

Hassas ve Fazla Düşünceli İnsanların Sahip Olduğu 16 Özellik

Hassas ve Fazla Düşünceli İnsanların Sahip Olduğu 16 Özellik
Çevrenizde gerçekleşen olaylara diğer insanlardan daha aşırı tepkiler mi veriyorsunuz? Diğer insanların neler hissettiği konusunda endişelendiğiniz oluyor mu? Daha sessiz ve kaotik bir yerde olmayı ister miydiniz?
Eğer bu sorulara verdiğiniz cevap ‘evet’ ise, fazlasıyla hassas bir insan olmanız muhtemel. 1990’lı yıllarda, ilk kez Elaine N. Aron tarafından araştırılmış olan hassas insanların kişilik özellikleri, aslında günümüzde birçok kişide gözlemleniyor. Her beş insandan birinin fazlasıyla hassas olduğu bugün bilinmekte. Hassaslık üzerine birkaç kitap da yazmış olan Aron’ın geliştirdiği ve gerçekten fazlasıyla hassas bir insan olup olmadığınızı öğrenebileceğiniz bir test de bulunuyor.
Günümüzde fazlasıyla hassas olan insanların sayısının artmış olması, bu konuyu gündeme getirdi ve aslında bir farkındalık da yarattı. Fakat araştırmacı Aron’a göre, bu tip insanlar hala ‘azınlık’ olarak düşünülmekte. ‘Azınlık’ denildiğinde sakın aklınıza kötü bir şeyler gelmesin çünkü fazlasıyla hassas insanların sahip olduğu onlarca pozitif özellik de bulunmakta. İşte bu karakterdeki insanlara ait en belirgin 16 özellik;

  1. Duyguları daha ‘derin’ hissederler.
    Oldukça hassas olan insanlar tanımlanırken en çok kullanılan özelliklerinden bir tanesi, bu insanların duygularını fazlasıyla derinden hissediyor oluşlarıdır. Hassas İnsanların El Kitabı isimli kitabıyla bu alanda uzmanlaşmış olan Ted Zeff’e göre: “Bu tip insanlar, duygularını daha derin bir seviyeye taşıma eğilimindedirler.”
  2. Diğer insanlara göre daha fazla duygusal tepki verirler.
    Fazlasıyla hassas olan insanlar, karşılaşılan bir duruma, diğer insanlardan daha fazla ve duygusal tepki gösterirler. Örneğin, eğer bir arkadaşlarının sorunları varsa, hassas insan arkadaşı ile empati kurabilir ve onu daha çok anlayabilir. Böylelikle, arkadaşlarının problemleri için kaygı belirtisi göstererek, aslında oldukça fazla duygusal tepki vermiş olurlar.
  3. “Bu kadar ciddiye alma yahu!” ve “Neden bu kadar hassassın anlamıyorum…” cümlelerine maruz kalmak bu insanların kaderinde vardır, maalesef.
    Yaşanılan toplumun kültürüne de bağlı olarak, aşırı duygusallık bir güçsüzlük belirtisi olarak algılanabilir ve bu nedenle negatif bir anlam taşıyabilir. Zeff’in söylediğine göre, Tayland veya Hindistan gibi ülkelerde, aşırı hassas olmak oldukça pozitif bir özellik olarak değerlendiriliyor ve bu insanlar toplum tarafından saygı görüyor. Fakat özellikle kuzey ülkelerinde, bu özellik ile genellikle dalga geçiliyor ve aşırı hassas olan insanlar anlamsız sorulara maruz kalıyor.
  4. Bireysel olarak spor yapmayı tercih ederler.
    Fazlasıyla hassas olan insanlar genellikle takım sporlarından uzak duruyorlar çünkü böyle bir spor yaptıklarında, herkesin onları izlediği hissine kapılarak endişe duyuyorlar. Zeff’in yürüttüğü araştırma için incelediği hassas insanların büyük bir çoğunluğu, bisiklete binme, koşma ve yürüyüş yapma gibi bireysel sporları tercih ettiklerini söylemiş. Fakat şunu da belirtmezsek olmaz; bu madde, elbette her aşırı hassas insan için geçerli değil. Bu tip insanların bazıları takım sporlarını yapmayı da tercih edebilir. Zeff’in söylediğine göre, bu durum, kişinin çocukluğunda ailesi ile deneyimlediği -veya deneyimlemediği- spor aktiviteleriyle de ilgili.
  5. Hassas insanların bir konu hakkında karar vermesi oldukça uzun sürebilir.
    Fazlasıyla hassas olan insanlar, bir karar alınması gerektiğinde, bu kararın arka planında bulunan detayları ve altyazıları da görürler. Bu nedenle, bu tip insanların bir konu hakkında karar vermesi oldukça zorlaşır. Ortada bir doğrunun veya yanlışın olmadığı durumlarda bile -örneğin, bir insanın yanlış aromalı dondurma seçmesi imkansızdır- aşırı hassas olan insanların, karar vermek için daha fazla zamana ihtiyaç duyduğu gözlemlenmiştir çünkü, Aron’a göre, bu tip insanlar aldıkları karar sonrasında ortaya çıkabilecek her ihtimali değerlendirmeye çalışır. Aron’ın bu konudaki tavsiyesi şu şekilde: “Durum elverdiği ölçüde, istediğiniz kadar düşünün. Bu süre boyunca, kendi kendinize aklınızda bir şey kesinleşmiş numarası yaparak, bu kesinleşen kararın sonuçlarını görmeye çalışın. Kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Eğer kendinizi iyi hissediyorsanız, karar alınmış demektir.”
  6. Bir önceki maddeyle ilintili olarak; eğer ‘yanlış’ ya da ‘kötü’ bir karar verirlerse, bu kararın sonuçları onları -diğer insanlara kıyasla- çok daha fazla üzer.
    Bu duyguyu aslında herkes bilir; yanlış bir karar aldığınızı fark ettiğiniz anda yaşadığınız o pişmanlık hissini… Aşırı hassas insanlar için, bu pişmanlık duygusu çok daha fazladır çünkü onların duygusal tepkiselliği çok daha yüksektir.
  7. Fazlasıyla hassas olan insanlar aşırı detaycıdır.
    Genellikle bir şeyler ters gidiyorsa, tersliğin neden kaynaklandığını fark eden insanlar aşırı hassas insanlar olurlar. Bu tip insanların giydiğiniz yeni ayakkabınızı veya havadaki ani değişiklikleri gözden kaçırmaması oldukça normaldir.
  8. Her aşırı hassas insan içine kapanık değildir.
    Rakamlarla konuşmak gerekirse, Aron’a göre aşırı hassas insanların %30’u ‘içine kapanık’ olarak nitelendirilemez. Araştırmaya göre, dışa dönük olan hassas insanların birçoğu, belli bir grup insanın çevresinde, bir topluluğun parçası olarak büyümüşler.
  9. Takım çalışmalarında başarılıdırlar.
    Fazlasıyla hassas olan insanlar her şeyi enine boyuna düşündükleri için, takım çalışmalarında kilit bir role sahip olabilirler. Fakat Aron’a göre, bu tip insanların ‘nihai karar’ noktasında, herhangi bir sorumluluğu bulunmamalı. Örneğin, eğer aşırı hassas bir kişi, bir sağlık ekibinin parçası ise, hastanın artılarını ve eksilerini değerlendirmek konusunda oldukça başarılı olacaktır fakat hasta üzerinde uygulanacak işlemlerin belirlenmesi noktasında, hassas kişinin karar alması beklenmemelidir.
  10. Kaygı bozukluğu ve depresyon durumlarına eğilimleri daha fazladır (eğer geçmişte yaşadıkları deneyimler negatif sonuçlar doğurmuşsa).
    Eğer hayatınızda -özellikle çocukluk yıllarınızda- birkaç kötü deneyim yaşamışsanız, bu dünyada kendinizi güvende hissetmemeniz çok normaldir. Bu durum, aşırı hassas insanlar için daha da kritik bir noktadadır çünkü onlar yaşadıkları kötü deneyimlerin etkilerinden oldukça zor kurtulurlar. Onları destekleyen insanların olduğu bir grupta yer almak, bu insanlar için oldukça önemlidir. Eğer aşırı hassas bir çocuğunuz olduğunu düşünüyorsanız, Aron’a göre: “Çocuklarınıza karşı aşırı korumacı bir yaklaşım sergilememelisiniz fakat onları ihmal de etmemelisiniz. Bu dengeyi kurabilmek çok önemlidir.”
  11. Herkesin nefret ettiği sinir bozucu gürültüler, aşırı hassas insanlar için oldukça büyük bir baş belası olabilir.
    Gürültüleri seven insanlar olduğunu söylemek oldukça zordur elbette ama aşırı hassas insanların gürültülerden çektiklerini belki de hiçbirimiz anlayamayız. Onlar, diğer insanlara göre daha kolay bunalıma girmeye ve uyarılmaya açıktırlar ve bu nedenle, ses kirliliği onlar için çok daha kolaylıkla baş belası olabilir.
  12. Şiddet içerikli filmler onlar için en kötüsüdür.
    Aşırı hassas insanların empati yeteneği çok kuvvetli olduğu için, bu insanlar gördükleri sahnelerden çok kolay etkilenirler ve şiddet sahnelerinde zarar gören insanların yerlerine kendilerini koyarak acı çekerler.
  13. Diğer insanlara kıyasla, gözyaşları çok daha kolay dökülür.
    İşte aslında bu nedenle, aşırı hassas insanlar kendilerini utanmış hissetmeyecekleri ve ‘yanlış’ yaptıklarını düşünmeyecekleri ortamlarda daha sık bulunmalılar. Zeff’e göre, eğer aşırı hassas insanların ailesi veya arkadaşları, onların çok kolay ağlayabileceği gerçeğini farkederler ve onları bu konuda desteklerler ise, sık sık ağlama durumu ortadan kalkacaktır.
  14. Aşırı hassas insanlar ortalamanın üzerinde iyi davranış sergiler.
    Aşırı hassas insanlar aynı zaman aşırı özenli insanlardır. Bu nedenle, Aron’a göre, bu tip insanların -diğerlerine kıyasla- çok daha nazik davranışlar sergilemesi oldukça doğaldır. Örneğin, aşırı hassas bir insan, alışveriş merkezinde sepetinin her an yanında olduğundan emin olur. Birilerinin ondan bir şeyler çalacağını düşündüğünden değil fakat diğer insanların yolunu kapatmak istemediklerinden yaparlar bunu.
  15. Onlara yöneltilen eleştirilere aşırı duygusallık ile tepki verebilirler.
    Aşırı hassas insanların, kendilerine yöneltilmiş eleştirilere tepkileri oldukça yoğun bir şekilde gerçekleşebilir. Bu nedenle, eleştirilerden kaçınmak için bir takım taktikler kullanabilirler. Zeff: “İnsanlar her gün birbirini eleştiriyor. Aşırı hassas olmayan bir kişi kendisine yöneltilen eleştiriye ‘tamam, dikkat ederim’ diyerek konuyu kapatabilir. Ama hassas bir insan için durum böyle değildir. Onlar konuyu enine boyuna düşünür ve eleştiriye aşırı duygusallıkla cevap verebilirler.”
  16. Küçük odalardan oluşan ofisleri, açık ofislere tercih ederler.
    Aşırı hassas insanların -tıpkı bireysel yapılan sporları tercih etmesi gibi- yalnız çalışabilecekleri ortamları tercih etmesi de oldukça sık görülen bir yaklaşımdır. Zeff’e göre birçok aşırı hassas insan evden çalışmayı ya da kendi işlerinin sahibi olmayı tercih ediyor ve böylelikle çalışma ortamlarını kontrol edebiliyorlar.
    Kaynak: http://www.huffingtonpost.com/2014/02/26

Sandığınız Kadar İyi Bilmiyorsunuz

Sandığınız Kadar İyi Bilmiyorsunuz
Bir konu hakkında çok şey bildiğimizi düşünüyorsak içgüdülerimize ve mantığımıza güveniriz değil mi? Psychological Science’da yayımlanan bir araştırma ise aksini söylüyor.
Bir konu hakkında çok şey bildiğimizi düşünüyorsak içgüdülerimize ve mantığımıza güveniriz değil mi? Psychological Science’da yayımlanan bir araştırma ise aksini söylüyor. Alanında uzman kişilerin; -bilgide- aşırı ısrar olarak bilinen bir fenomene kurban gitmeleri daha olasıdır.
İnsanlar birçok nedenden dolayı aşırı ısrar edebilirler. Bunlardan bir tanesi de; başkalarının fikirlerini değiştirmeye çalışmaktır. Örneğin; kişinin bir konuya dair bilgisi sorgulandığında, daha zeki görünmeye çalışır. Bazı durumlarda ise; aşırı ısrarcılık kasti olmaktan ziyade, bilginin dürüstçe abartılmasıdır.
Psychological Science’da yayımlanan bir çalışmada, Cornell University’den bir araştırma ekibi insanların -bilgilerine dair- aşırı ısrarcı olma eğilimlerini test eden çeşitli senaryoların bulunduğu bir dizi deney tasarladılar. İlk iki deneyde, katılımcılar; kendilerini çeşitli konular hakkında ne kadar yetkin gördüklerini ve ardından da üç tanesi sahte olan 15 terimi ne kadar bildiklerini oyladılar. Bu iki deneyin ardından, kendisini belirli bir konuda daha yetkin olarak tanımlayan katılımcıların, bu alandaki sahte terimler hakkında da “bilgilerini” paylaşmaya meyilli oldukları görüldü. Üçüncü bir deneyde ise, ek katılımcılar aynı testlere tabi tutuldular, ancak bu kez katılımcıların yarısı bazı terimlerin sahte olabileceği konusunda uyarıldı. Yapılan bu uyarı, genel düzeyde ısrarcı olmayı azalttı, fakat kendini yetkin görme ve ısrarcı olma arasındaki pozitif etkileşimde herhangi bir değişim yaratmadı.
Son deneyde ise, araştırma ekibi, katılımcıların kendini yetkin görme durumlarını; katılımcılardan bir gruba oldukça zor bir coğrafya testi, diğer bir gruba da basit bir test vererek ve son gruba da test vermeyerek manipüle ettiler. Kolay teste tabi tutulan katılımcıların diğer iki gruptaki katılımcılara kıyasla coğrafya konusunda kendilerini daha yetkin olarak oyladılar ve sonuç itibariyle de bu kişilerin devam eden testlerde sahte terimleri de bildikleri konusunda ısrarcı olmaya daha yatkın oldukları görüldü.
Sonuçlar açık olarak gösteriyor ki eğer bir şey hakkında çok şey bildiğinizi düşünüyorsanız ve tanıdık gelen kelime ve kavramlara dair tuzağa düşmek istemiyorsanız, kendinizi ikinci bir kontrolden geçirmelisiniz. Ayrıca, araştırmacılar, aslında olandan daha fazla bildiğini düşünen insanların eğitim almaya daha az yatkın olabilecekleri ya da tamamen anlamadıkları bir konuda tavsiyede bulunmaya daha fazla yatkın olabilecekleri sonucuna ulaştılar. Sonuç olarak bir dahaki sefere kendini uzman olarak tanımlayan kişilerden tavsiyeler alırken, bu tavsiyeleri şüpheyle karşılayarak almanızı öneririz.

Dostluk

Gerçek bir dostta olmazsa olmaz bir özelliktir; menfaat peşinde olmaması. Çünkü menfaate dayalı bir ilişki dostluk değil, ancak çıkar ilişkisi olabilir. Yalnızca içinden geldiği için, bize değer verdiği için, sevincimizi üzüntümüzü paylaşabilmek için yanımızda olan bir insan bizim gerçek dostumuzdur.
Her ihtiyacımız olduğunda fiziken olmasa da en azından sesiyle, belki bir mesajla varlığını hissettiren dostlar öyle kıymetli ki… Bir mesajıyla, tek sözüyle derdimizi unutturabilen, içimizi mutlulukla doldurabilen dostlar…
Ve böyle insanların sayısı öylesine azaldı ki artık. Bu vasıflara sahip dostlarımız varsa, kıymetlerini bilmeli, onları incitmekten kaçınmalı, onlarla bağımızı koparmamak için elimizden geleni yapmalıyız.
Dostluğun kıymetini bilen güzel insanlara… kaçınmalı, onlarla bağımızı koparmamak için elimizden geleni yapmalıyız. Dostluğun kıymetini bilen güzel insanlara…

Anlam Yüklemeyin

Fazla anlam yüklemeyin dünyaya, yarısı şükür, yarısı sabır, yarısı teselli, yarısı kahır. Kimseyi bilmeden yargılamayın. Herkesin derdi kendine ağır. Anlatmak ve anlaşılmak için de yormayın kendinizi. İnsanların yarısı samimiyetsiz, diğer yarısı size sağır.

Hayatı Engellemeyin

HAYATI ENGELLEMEYİN
Önce evlendiğimizde hayatın daha iyi olacağına inandırırız kendimizi.
Evlendikten sonra, bir çocuğumuz doğduktan hatta ardından bir tane daha olduktan sonra hayatın daha iyi olacağına inandırırız kendimizi…
Sonra çocuklar yeterince büyük olmadıkları için kızar, onlar büyü yünce daha mutlu olacağımıza inanırız. Bundan sonra, ergenlik dönemlerinde çocuklarla uğraşmamız gerektiği için öfkeleniriz.
Kendimize, çocuklarımız bu dönemden çıkınca daha mutlu olacağımızı, yeni bir araba alınca, güzel bir tatile çıkınca, emekli olunca, yaşantımızın dört dörtlük olacağını söyleriz.
Gerçek ise şu andan daha iyi bir zaman olmadığıdır. Eğer şimdi değil ise ne zaman?… Hayatınız her zaman mücadelelerle dolu olacaktır. En iyisi bunu kabul edip her ne olursa olsun mutlu olmaya karar vermektir.

Görgü Kuralları

Hoşunuza Gitmese Bile Herkesin İyiliği İçin Derhal Benimsemeniz Gereken 18 Görgü Kuralı
Riayet edilmesi gereken kurallar… Hoşunuza gitse de, gitmese de.

  1. İltifata aynı iltifatla karşılık verilmez. Kibarca teşekkür etmek idealdir.
  2. Biri size bir şey göstermek için telefonunu uzattıysa, yalnızca o şeye bakılır. Başka yerler kurcalanmaz.
  3. Konuşan kişinin sözlerini bitirmesi beklenir. Söyleyecekleri bitmeden tepki verilmez.
    Yalnızca saygı meselesi değil, lafın ortasındayken ifade tamamen farklı bir anlama gelebilir.
  4. Art arda hapşıran bir kişiye ikiden fazla ‘çok yaşa, iyi yaşa vs.’ denmez.
    Bu o kişiyi strese sokmaktan başka bir işe yaramaz.
  5. Yediğinden ikram ederken ikiden fazla teklif yapılmaz.
  6. Masayı toplayan garsona yardım edilmez.
  7. Bakmanız istenmediği sürece, yakınında oturduğunuz birinin ekran görüntüsüne (telefon ya da bilgisayar) bakılmaz.
  8. Topluma açık bir alanda müzik dinlerken veya video izlerken kulaklık kullanılır.
  9. Birinden kitap ödünç aldıysanız hemen okumaya başlamalı ve bir an önce bitirip iade etmelisiniz.
  10. Geçmek için yaklaştığınız kapıyı bir başkası diğer taraftan açtıysa, beklenir ve açan kişinin geçmesine müsaade edilir.
  11. Kulaklık takan insan çevresiyle iletişimine kendi isteğiyle ara vermiştir. Önemli bir konu olmadığı sürece o kişiyle konuşulmaz.
  12. Sinemada, film devam ederken telefon kullanılmaz.
  13. İnsan akışının olduğu dar noktalarda durulmaz, bu noktalarda bir başkasıyla muhabbet edilerek yol kapatılmaz.
  14. Deodorant ya da ter önleyici kullanmak bir tercih meselesi değildir.
  15. Sizinle konuşacak birini dinleyemeyecek kadar meşgul ya da dalgınsanız, dinliyormuş gibi yapmak yerine müsaade istenir.
  16. Farklı bir kültür içerisinde çok daha hassas davranılır.
  17. Yiyecek bölüştürüyorsanız, karşı tarafa büyük parça verilir.
  18. Özel bir davet için değilse, misafirlikte yemekten sonra bulaşıklar kaldırılır, hazırlanan yatak toplanır.

Her Şey Sizin Elinizde

Her Şey Sizin Elinizde
Hayatınızın Daha Yaşanabilir Hale Gelmesi İçin Kendinize Yapabileceğiniz 15 İyilik

  1. ‘Acaba’ ve ‘keşke’lerle yaşamayın.
    Geçmişte olan hiçbir şeyi düzeltemezsiniz. Bu yüzden de üzerine saatlerce kafa yorup, ‘Acaba o gün farklı davransaydım ne olurdu? Keşke böyle yapsaydım!’ diye kendinizi yormayın.
  2. Gerçekten sevmediğiniz biriyle ilişki yaşamayın.
    Gerçekten sevmediğiniz biriyle ilişki yaşamayın.
    İçi boş ilişkiler yaşayarak duygularınızın sömürülmesine izin vermeyin. Sevmek, sevilmek gerçekten çok özel şeyler. Bunu yaşamak için doğru insanları seçin.
  3. Sırf yalnız kalmamak için onaylamadığınız şeyleri yapmayın.
    Tasvip etmediğiniz şeylerin yapıldığı bir ortamda bulunuyorsanız bunu dile getirmekten çekinmeyin. İnanmadığınız bir şeyi desteklemek yerine kendi görüşlerinizi dile getirmenin verdiği iç huzuru yaşamak daha iyi hissettirecektir.
  4. Telafisi olabilecek şeyler için kendinizi çok fazla üzmeyin.
    Derler ya ucunda ölüm olmayan şeyi ciddiye almayın diye. Gerçekten de öyle! Telafisi olmayan bir şey için de kendinizi çok yıpratmayın tabii.
  5. İşi veya okulu hayatınızın merkezine koymayın.
    Düşük not aldığınız için üzüldüğünüz o günü hatırlıyor musunuz? O duyguyu elbet unutmamışsınızdır ama sınavdan aldığınız notu yüksek ihtimalle hatırlamıyorsunuz bile. Ne iş ne okul, hiçbir şey sağlığınızdan önemli değil. Daha fazla devam edemeyecek gibi hissettiğinizde kendinize zaman verin.
  6. Hayatınızı sosyal medyaya göre yaşamayın.
    Sevmediğiniz bir yemeği estetik görünüyor diye sipariş etmeyin veya bir yerlere sırf fotoğraf çekilmek için gitmeyin! Sosyal medyaya göre yaşamaya başladığınızda bir yerden sonra işler çığırından çıkacaktır. Daha fazla beğeni almak için değil, gerçekten kendiniz olabildiğiniz şeyleri paylaşın.
  7. En mutlu anlarda bile moralinizi bozabilen insanları yanınızda tutmayın.
    En mutlu anlarda bile moralinizi bozabilen insanları yanınızda tutmayın.
    Çevrenizdeki bazı kişilerin dost mu düşman mı olduğunu anlayamadığınız zamanlar olmuştur illa ki. Bu insanların sizi üzmelerine izin vermeyin. Hayatınız onlar olmadan da ilerleyecektir. Silin gitsin!
  8. Bir enstrüman çalmayı öğrenin.
    Kötü hissettiğiniz anlarda enstrümanınızı elinize alıp en sevdiğiniz şarkıyı çalmak kadar iyi hissettirecek bir şey var mıdır? Şahsen ben her mutsuz olduğumda ukuleleye sarılıyorum!
  9. Kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın.
    Kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın.
    Kimisi eğitim hayatında başarılıdır kimisi havalı bir tarza sahiptir kimisi bülbül gibi şakır… Herkesin yeteneği, başarılı olduğu konu başkadır. Birini kıskanmak yerine hangi alanda başarılı olabileceğinizi keşfedip ona odaklanabilirsiniz.
  10. İnsanların dedikodusunu yapmayın.
    Gün gelir birlikte göme göme bir hal olduğunuz o insan ile dedikodu partneriniz yakınlaşır ve konuştuğunuz her şeyin hesabı sizden sorulur. Hiç gerek yok o toplara girmeye.
  11. Kullanmadığınız eşyaları elden çıkarın.
    Hiç kullanmadığınız ve nadiren kullandığınız fazla eşyalar siz fark etmeseniz de hayatınızı yer kaplar, sizi yorar. Son birkaç yıldır tüm dünyada yankı bulan minimalizm akımına adım adım ayak uydurabilirsiniz.
  12. Başkalarıyla alakalı büyük hayaller kurmayın.
    Başkaları üzerinden kurulan hayaller çoğunlukla hüsranla sonuçlanır. Bazen insanlar kurduğunuz hayallere ortak olur, sonra da hiç beklemediğiniz bir anda sizi yarı yolda bırakırlar.
  13. ‘Bilmiyorum’ demekten çekinmeyin.
    Genel olarak baktığımızda milletimizde ‘Bilmiyorum’ deme adeti pek yoktur. Ama siz onlara aldırmayın, bilmediğiniz her şey için ‘Bilmiyorum’ cevabını yapıştırın! Böylece öğrenmeye de açık olursunuz.
  14. Geçmişte yaşanılanlar yüzünden kendinize kızmayı bırakın.
    Hatalar yapmadan ders almak çok zor. Ayrıca unutmayın, hatasız kul olmaz! Bu yüzden geçmişte yaşanılan kötü tecrübeler veya başarısız kararlar için kendinize kızmayın.
  15. Bir başkasının mutluluğu için kendinizden ödün vermeyin.
    Birçoğumuzun sıklıkla düştüğü hatalardan biri de başkalarının mutluluğu için kendimizden ödün vermek. Elbette bencil olun demiyoruz ancak zaman zaman kendinizi düşünmeyi de unutmayın.

Korkunun Pençesinde Yaşamaktan Nasıl Kurtuluruz?

Korkunun pençesinde yaşamaktan nasıl kurtuluruz?
Her insan ara sıra endişelenir ancak bazılarımız için bu çile ömür törpüleyen düzeydedir: Her ne kadar nankörlük etmek ya da tuhaflaşmak istemesek de aşağı yukarı her an kaygılı hissederiz.
İşleri biz kaygılılar için, bu kadar zorlaştıran; nesnel olarak dehşet duygusunu hak eden şeyle dehşet duygusunu otomatik olarak tetikleyen şey arasında ayrım yapamayışımızdır. O anda sormamız gereken yatıştırıcı soruyu sormak – ‘Burada gerçekten de korkulacak bir şey var mı?’ demek – aklımıza bile gelmez. Bu soruya olumlu cevap verme ihtimalimiz bile anlamsızdır.
Kolayca dehşete düşen insanlar aptal değildir; hatta bu kimselerin en zekilerden olduklarını söyleyebiliriz. Yalnızca geçmişlerinde bir yerde, görece tehlikeler arasında mantıklı bir ayrım yapmak için tasarlanmış zihinsel donanımları yok edilmiştir. Bir noktada o denli büyük bir korku yaşamışlardır ki neredeyse her şey korkutucu hale gelmiştir. Göz korkutan en ufak bir zorluk, sonun geldiğinin habercisi gibidir. Kimsenin kimseyi tanımadığı bir parti, temsilcilere yapılacak konuşma, iş yerindeki zahmetli bir sunum… Bunların her biri, bütün varoluşun sorgulanmasına yol açar. Aşağı yukarı her gün bir krize dönüşür.
Bir benzetmeyle anlamaya çalışalım: Kaygılı kişilerin adamakıllı hazırlıksız yakalandığı ve gelişim açısından şekillendirici bir anda, bir ayı ile karşılaştıklarını hayal edin. Ayı dehşet verici olmaktan da ötedir. Öfkelenir, tepinir, ezer. Her şeyi yok etmekle tehdit eder: Akıl almaz ölçüde korkunçtur. Bunun sonucunda da kaygılı kişinin içsel alarmı açık halde takılı kalır ve o adan itibaren de susmak bilmez. Bu kişiye o anda etrafta ayı olmadığını, bu mevsimin ayılara uygun olmadığını, ayıların çoğunun iyi huylu olduğunu veya kampçıların onlara nadiren rastladıklarını söylemek faydasızdır: sizin için bunu söylemek kolaydır; dişlerini gösterip pençelerini öldürmeye hazır şekilde açmış halde tepenizde dikilen bir boz ayı tarafından uyandırılan siz değilsiniz!
Ayıyla bu karşılaşmanın sonucu bilinç dışında yıkıcı bir genellemeye bağlanmaktır; kaygılı kişi hem tüm ayılardan hem de köpeklerden, tavşanlardan, farelerden ve sincaplardan, ayrıca tüm kamp alanlarından, güneşli günlerde ve hatta bunlarla ilişkili olan, rüzgarda sallanan ağaçlardan, çayırlardan ya da ayı ortaya çıkmadan biraz önce yapılmış olan kahvenin kokusundan korkmaya başlar. Kaygılı kişi mantıklı ayrımlar yapamaz: tehlikeleri farklı kutulara koyamaz.
Biz kaygılıların kendimizi endişe batağından çıkarmaya başlamak için sezgilerimize her zaman güvenmemeyi öğrenmemiz gerekir. Genellikle hayatımız için muhteşem bir rehber olan sezgilerimiz aynı zamanda yanlış okumalar yapıp hayatlarımızı tehlikeye atabilen, son derece güvenilmez araçlar da olabilirler. Hislerimiz ve gerçeklik arasına sağlam bir ayrım koymamız; bir izlenimin tahminden farklı olduğunu ve korkunun bir hakikat olmadığını kavramamız gerekir.
Zihnin bir yanı diğerine nazik bir şüphecilikle yaklaşmalıdır: Dışarıda bir ayı olduğundan emin olduğunuzu biliyorum. Peki gerçekten var mı? Gerçekten? Duygu, kişinin hayatı buna bağlıymışçasına “evet” diye bağıracaktır. Çare, paniğin açığa çıkmasını izleyip onun görünüşteki kesinliğine dahil olmayı reddetmekte yatar.
Yoğun siste otopilotta yere inmeye çalışan karmaşık bir uçağın pilotu gibi olmalıyız: Sezgisi ona korkunç bir çarpışmanın an meselesi olduğunu söylese de mantığı hesapların doğru yapıldığını, karanlığa ve korkunç titreşimlere rağmen yumuşak bir inişin gerçekleşmek üzere olduğunu bilir.
İyileşmek için, yani, her yerde ayılar yüzünden dehşete düşmekten kurtulmak için, o ayı üzerine daha fazla düşünmeye ihtiyacımız var. Dürtülerimiz her zaman gelecek korkusuna odaklanmaktan yanadır. Oysa zihnimizi geçmişe çevirmemiz ve bize zarar vermiş sahneleri şefkatle, incelikle yeniden ziyaret etmemiz gerekir. Bizi korkutmuş olan şeyin detaylarını bilmemenin sonuçlarından biri gelecekte her şeyden korkmaktır. Ne tür bir ayıydı o, bize ne yaptı, nasıl hissettik? Ayının yerini yeniden tespit etmemiz ve onu ait olduğu yere iade etmemiz gerekir ki bize her yerde, her zaman musallat olmaktan vazgeçsin.

MOLLA


Tilkinin biri yavrusuna demiş ki:

  • Yavrum, bütün bu bağlardaki üzümlerden yiyebilirsin. Sadece köyün mollasına ait bağın üzümleri hariç… Hatta aç kalsan dahi o bağı aklına bile getirme.
    Genç tilki babasına sormuş:
  • Neden? O bağın üzümleri zehirli mi?
    Tilki yavrusuna cevap vermiş:
  • Hayır, çocuğum. Eğer molla bağından üzüm yediğimizi anlarsa yarın hemen “tilki eti helaldir” diye fetva verir ve neslimizi yok eder.
    Gücü, insanların cehaleti üzerine kurulmuş toplumlara hiç bir zaman bulaşma.
    Prof. Yaşar Nuri Öztürk hocamıza saygıyla…

KITLAMA ÇAY DİNEN UYGUN!
Anadolu’da, çay içilirken genellikle şeker çaya karıştırılmıyor, kıtlama yapılıyor. Bunun çıkışı ise çok ilginç…
Eskiden İran’da çaya tatlandırıcı olarak hurma ve üzüm katılıyordu.
İngilizler İran’a şeker satmaya kalktıklarında bunu başaramadılar.
Sonra İranlı Mollalarla irtibat kurdular.
İngilizler Mollaların vereceği fetva karşılığında kazancın % 10’nu teklif ettiler…
Nitekim bir cuma namazında ( İran’da cuma namazları o bölgenin en büyük camisinde ve çok kalabalık olarak kılınıyor ) cuma hutbesinde mollalar şu vaazı verdi: “Siz Allah’ın nimeti olan hurma ve üzümü nasıl olur da çaya katarsınız! Bundan böyle çaya şeker katacaksınız!” Bu vaazdan sonra İranlılar çaya şeker katmaya başladılar. İşler yoluna girince İngiliz’ler, mollalara verdiği % 10 payı satışların iyi gitmediği gerekçesiyle vermemeye başladılar.
Bunun üzerine mollalar ikinci bir fetva verdi cuma hutbesinde: “Gâvur icadı şekeri çaya katmak caiz değildir “!… Bu fetva üzerine İranlılar evlerindeki şekerleri sokaklara döktüler.
İngiliz firmaları mecburen, mollalarla yeniden masaya oturdu.
Fakat mollalar bu sefer % 20 pay istedi. Eee dinsizin hakkından imanlı (!) gelir(miş). İngiliz’ler çaresiz kabul ettiler.
Mollalar cuma hutbesinde bu sefer: “Biz size ‘çaya şeker katmayın’ dedik ama ‘sokaklara dökün de’ demedik, şekeri sokağa dökmeyeceksiniz, şekeri çaya batıracak ve böylece gâvur icadı şekere boy abdesti aldırarak içeceksiniz!” diye fetva verdiler.
Tabii ki bu fetva İran halkı tarafından yaşama geçirildi.
Dinin cahil insanları aldatmak, yönlendirmek, onları sömürmek açısından ne kadar etkili olduğunu gösteren bir örnektir bu yaşanmışlık.
Prof. Yaşar Nuri ÖZTÜRK