DEĞER BİLMEK

Baba oğluna dedi ki: Liseden üstün başarı ile mezun oldun Mike. İşte yıllar önce senin için alıp garajda sakladığım arabanın anahtarları burada…
Ama onu sana vermeden önce onu şehir merkezindeki kullanılmış araç parkına götür ve onlara satmak istediğini söyle ve sana ne kadar teklif edeceklerini öğren.
Mike, kullanılmış araba parkına gitti, babasına geri döndü ve dedi ki: “ Bana 1000 $ teklif ettiler çünkü araç çok yorgun görünüyormuş.”
Baba dedi ki:” Şimdi onu rehin dükkanına götür.”
Mike rehin dükkanına gitti, babasına geri döndü ve dedi ki:” Rehin dükkanı 100 $ teklif etti çünkü çok eski bir araba olduğunu söylediler.”
Baba bu kez oğlundan şehir merkezindeki araba kulübüne gidip onlara arabayı göstermesini istedi.
Mike arabayı kulübe götürdü, geri döndü ve babasına dedi ki:
Baba buna çok şaşıracaksın, kulüpteki bazı insanlar araba için 100.000 $ teklif etti, çünkü bu bir Nissan Skyline R34 müş, dünyada sadece 27 tane kalmış ve kolleksiyonerler bu araca çok değer veriyormuş.
Baba oğluna dönüp dedi ki:” Doğru yerin seni doğru şekilde değerlendireceğini görmeni istedim.” …
Takdir edilmiyorsan sakın üzülme, bu sadece yanlış yerde ve yanlış insanların arasında olduğun anlamına gelir.
Değerini bilen, seni anlayan ve fikirlerine önem veren kişiler varsa doğru yerdesin demektir, asla kimsenin değerini anlayamadığı bir yerde gereğinden fazla zaman geçirme.

KENDİMDEN ÖZÜR DİLERİM

Kırmamak için kırıldığım için,
Küçücük olayları devleştirip boş yere kendimi üzdüğüm için,
Bir dakika bile düşünülmeyi hak etmeyen şeyleri aylarca düşündüğüm için,
Güçlü olmak uğruna güçsüzlüğü yaşamayı unuttuğum için,
Değişmeyecek insanları değiştirmeye çalışıp kendimi yorduğum için,
Bittiğini kabullenemediğim şeyleri tekrar başlatmaya çalıştığım için,
Kötü insanları inatla iyi sanmaya devam ettiğim için,
Kendimden özür dilerim,
Hem de çok.

ASLAN YÜREKLİ

Bir yabancı belgeselci Afrika’da çekim yapmaktadır. Kuytu bir köşede fotoğraf makinası ile beklerken, ileride bir aslanın bir geyiği kovaladığını görür. Aslan kısa bir kovalamadan sonra geyiği yakalar ve malum üzere beslenmeye başlar. Fakat tam o sırada geyiğin hamile olduğu fark eder, karnından aslında doğuma çok yakın olan yavruyu dikkatle çıkarır. Yavruyu önce koklar, sonra itina ile yalar, fakat ne çare yavru çoktan ölmüştür, sonrasında ilginç bir şey olur, aslan bir süre yavruya bakar ve sonra birden bire yavrunun yanına yere yatar ve hiç kımıldamadan durur. Belgeselci olayı hem izlemekte hem resmetmektedir, bir süre bekler ancak aslan aynen yatmakta ve kımıldamamaktadır. Biraz daha bekledikten sonra yavaşça oraya yaklaşır ve nihayet anlar ki aslan ölmüştür. Sonrasında incelemek üzere yapılan otopside, aslanın aşırı basınç nedeni ile kalbinin parçalanması sonucu öldüğü ortaya çıkar.
Aslan yürekli olmak aslında budur,
İstediğini ele geçirebilmek için, önüne gelen geçen her şeyi, yok etmek, katletmek değil, yeri geldiğinde bir yavrunun ölümüne neden olduğu için, üzüntüden ölebilecek kadar büyük kocaman bir kalbe sahip olabilmektir.

İSTEYİN GELSİN

İSTEYİN GELSİN !!!
Düşüncelerimizin ve konuştuklarımızın nelere kâdir olduğunu bir bilsek eminim çok daha özenle seçerdik sözcüklerimizi. Evrende her şey enerji ve etrafına enerji yaymakta. Düşüncelerimiz de enerji olarak evrene yayılıyor, konuştuklarımız da. Hele ses enerjisi çok daha güçlü. Hangi konu veya kişi hakkında konuşursak, verdiğimiz enerji ile onu besliyoruz. Ne kadar çok kişi o konu ya da kişi hakkında konuşursa, o kadar çok beslemiş ve güçlendirmiş oluyoruz. Ve değişmeyen bir kural var, bilim insanlarının, yazarların, Mevlana, Şems gibi büyük düşünürlerin de sürekli altını çizdiği bir gerçek. Ne verirsek, onu alırız, o bize geri döner. Evrene hangi enerjiyi yayarsak, daha da büyüyerek bize gelecek olan odur.
Şimdi pek çoğumuzun yaptığı yanlışlara bakalım. Konuştuklarımız çoğunlukla şikayetçi olduğumuz şeylerdir. Kafamızda düşünüp durduklarımızda, üzüldüğümüz konular, sorunlarımızdır. Bunlardan kurtulmak istiyoruz ama konuştukça ve düşündükçe bunları sürekli var ediyor, çoğaltıyoruz. Bunlar işimizle ilgili sorunlar, maddi sıkıntılarımız, ailemizden birinin bizi rahatsız eden tutumu, sağlık problemimiz olabilir. Hatta istemediğimiz bir politikacı, desteklemediğimiz bir parti de olabilir.
Oysa ki bunlardan bahsederek, sürekli şikayet ederek, durum ya da kişi hakkında olumsuz konuşarak ondan kurtulmamız mümkün değildir. Sadece daha da güçlendirmiş oluruz, hep var olmasını destekleriz. Hele ki yüzlerce, binlerce, milyonlarca insan aynı olay, aynı kişi hakkında konuşursa, çok yoğun bir enerji açığa çıkar ve istediğimizin tam tersi olarak milyon kat daha güçlenmesini sağlamış oluruz.
YAPMAMIZ GEREKEN, hayatımızda olmasını istemediklerimiz hakkında değil, olmasını istediklerimiz hakkında konuşmak, onları düşünmektir.

  • Sürekli borçlarınızı düşünürseniz, borcunuzdan asla kurtulamazsınız. BOLLUK İÇİNDEYİM, ŞÜKÜRLER OLSUN derseniz, bunu sürekli yaparsanız gerçekleşecek olan da bolluktur.
  • Hastalığınızı düşünür, ya da ”hasta olmak istemiyorum” derseniz veya hastalanmaktan korkarsanız hastalığı davet ediyorsunuz demektir, emin olun gelecektir. SAĞLIKLI OLDUĞUM İÇİN ŞÜKÜRLER OLSUN, KENDİMİ HARİKA HİSSEDİYORUM demeyi alışkanlık haline getirenler ise her zaman sağlıklıdır.
  • Yaşlanmaktan korkan daha hızlı yaşlanır, kaybetmekten korkan kaybeder, istemediği bir politikacının başa geçeceğinden korkan verdiği enerjiyle ona yardım eder. Çünkü korkularımız da çok güçlü çekim gücü oluşturan enerjilerdir. Neden korkarsak onu hayatımıza getiririz. Hepimiz hayatımızda en az bir kez ”korktuğum başıma geldi” diye düşünmüşüzdür. Korkmaya devam edersek, o da başımıza gelmeye devam edecektir. ”Düşüncelerini değiştir, hayatın değişsin” sözünü duymuşsunuzdur.
    SADECE İSTEDİKLERİNİZE ODAKLANIN ve ONLARI BESLEYİP GÜÇLENDİRİN. SİZE ÇOĞALARAK GERİ DÖNSÜNLER.
  • Çok para mı istiyorsunuz, BANA YETECEĞİNDEN FAZLASINA SAHİBİM, BOLLUK İÇİNDEYİM, GELİRİM SÜREKLİ ARTIYOR gibi şimdiki zaman ya da geniş zamanlı cümleler kurun, bunun için yürekten şükredin. VE MUCİZEYİ YAŞAYIN.
  • Bir kişiyi sevmiyorsanız, istemiyorsanız, onun hakkında konuşmayı hemen bırakın.Onun yerine güçlendirmek istediğiniz kişiden bahsedin. İstediğiniz yerde olduğunu hayalinizde canlandırın, buna tüm kalbinizle inanın ve bunun için şükredin. Bunu sürekli yapın, çevrenize de yaptırın. Ya aksi olursa gibi şüpheler taşırsanız, yine başa döner, aksini oldurursunuz. YAŞADIĞIMIZ HAYAT, DÜŞÜNCELERİMİZ VE SÖZCÜKLERİMİZİN MIKNATISI GİBİDİR.
  • Olumlamalar, hayatınızı çok daha güzel hale getiren sihirli cümlelerdir, onları sık sık kullanın. Neyi istiyorsanız, istiyorum kelimesini kullanmadan, var olduğu için şükredin, gülümseyin, mutlu olun 🙂 Gelecek zamanlı cümleler kurmak, istediklerinizin hep gelecekte kalmasına yol açar, İstiyorum sözü ise hep istemeye devam etmeniz demektir… Oldu, var, hep öyle, oluyor gibi şimdiki zaman ya da geniş zamanlı cümleler kurup, sonrasında ŞÜKRETMELİSİNİZ. EN GÜÇLÜ DUA ŞÜKÜRDÜR. Ne için şükrederseniz, o var olur, çoğalır hayatınızda..
    Alıntı

UMUDA KURŞUN İŞLEMEZ

Siz hiç sarrafın bağırdığını duydunuz mu?
Kıymetli malı olan bağırmaz.
Eskici bağırır, antikacı bağırmaz.
Popçu bağırır, klasik müzikçi bağırmaz.
Simitçi bağırır, sarraf bağırmaz…
İnsanı hayatta ne çarpar?
İnsanı, insanın kahpesi, alkolün sahtesi çarpar.
Kedi nankör, tilki kurnaz, yılan sinsi,
İnsan hepsidir.
Rakıya “ne yaparsın?” demişler,
“Delikanlıyı susturur, soytarıyı coştururum” demiş
Unutma ki “umuda kurşun işlemez”, gülüm…”
Nazım Hikmet

OLSUN İSTERSİN

Olsun istersin…
Hatta olsun diye yapılması gerekenden daha da fazla üstelersin.
Aşktır; değer verirsin, ödün verirsin, sevgiden de öte saygı gösterirsin, olmayacak kaç şey varsa bir araya bile getirirsin…
Bakarsın, ne anlattığını anlayabilmiş (?) ne de çözüm için bi’şeyler yapma gayretinde.
İştir; sabahlarsın, “olsun” diye ailenden çaldığın zamanı oraya verirsin…
Dosttur; hayatta kimseyi dinlemediğin kadar dinler, kendine ayırmadığın onca şeyi “O’na” ayırmaya çalışırsın…
Sonra olayın içinden kendini çıkartır şöyle karşıdan yaptıklarına bir bakarsın… Bakarsın ki her şey başladığın gibi!
Olmuyorsa, olmuyordur!
Gönlün rahat mı?
Elinden geleni yaptın mı?
Cidden olmuyorsa zorlamayacaksın.

Telefon Bağımlısı mısınız?

Telefon Bağımlısı mısınız?
Birden Bırakamıyorsanız, İşte Yapmanız Gerekenler
Beyninizi cihazı bırakmaya ikna edin.
Telefonunuz sessizde olsa bile, dikkatiniz sürekli ona gidiyor. Belki sosyal medyada neler olduğunu görmek istiyorsunuz; 15 dakika önce kontrol etmiş olsanız bile… Belki de cebinizde sonradan hiçbir şey olmadığı ortaya çıkan hayali bir titreşim hissettiniz. Akıllı telefonlar, gitgide onlarsız yaşayamadığımız uzantılara benzemeye başladı. İşte, kendinizi cep bilgisayarınızdan (en azından biraz) uzaklaştırmak için yapabilecekleriniz.
Telefonlara neden bu kadar bağımlı oluyoruz?
Dikkati Dağılan Zihin: Yüksek Teknoloji Dünyasında Antik Beyinler kitabının yazarı psikolog Larry Rosen, bu olgu üzerinde birkaç yıldır çalışıyor. Kendisinin söylediğine göre ortalama bir genç yetişkin, telefonunun kilidini her gün 70 defadan fazla açıyor, kilitlemeden önce 3 ila 4 dakika kontrol ediyor ve aynı işlemi 10 yaklaşık dakika sonra tekrarlıyor.
“Çoğunlukla iletişimle ilgili şeyleri kontrol ediyorlar” diyor. “Bir sosyal medya sitesine girdiğimizde, artık onu kontrol etmeye ve cevap vermeye yönelik ‘sosyal bir sorumluluk’ hissediyoruz. Bu siteleri kullanmak mecburiyetinde kalıyorlar çünkü bütün arkadaşları orada.”
Sonuç olarak, yapılan araştırmalarda bu teknolojiyi ne kadar uzun süre kullanırsak, olumsuz sonuçlarla o kadar fazla karşılaştığımız bulunmuş. Bu davranışımız kaygıdan strese, uyku bozukluğuna ve önüne bakmadan yürümeye kadar değişen belirtilere katkıda bulunuyor. Üstelik telefonunuzdaki uygulamalar da bu şekilde tasarlanıyor.
“Bu uygulamaları üreten şirketler, sizin onları kullanmanızdan menfaat sağlıyor” diyor Rosen. “Psikologları ve davranış bilimcileri işe alarak, gözlerinizi oraya çekip orada tutmanın en iyi yollarını buluyorlar ve bunda da çok iyiler.”
Yani kendinizi bunlardan uzak tutmaya karar verdiğinizde, sürekli aleyhinize olan şartlara karşı savaşıyorsunuz. Fakat bu işi daha kolay hale getirmek için yapabileceğiniz bazı şeyler bulunuyor.
Kademeli şekilde bırakın
“Her şeyden önce, birden bırakmanın etkisi büyük” diyor Rosen. “Telefonunuzu haftasonu boyunca bir kenara koymak, kolay bir çözüm gibi görünebilir fakat sizi fazla kaygılı yapacaktır.”
Bunu laboratuvarda defalarca göstermiş: Eğer insanlara bir mesaj gelirse ve bu kişilerin telefonlarına dokunmasına izin verilmiyorsa, galvanik cilt yanıtları (ciltte meydana gelen elektriksel tepkiler) yükseliyor ve bu durum, ortada bir kaygı tepkisi olduğunu gösteriyormuş. Mide ağrıtan bu his; hem ağır, hem de orta ölçülü akıllı telefon kullanıcılarında oluyormuş. Muhtemelen size de tanıdık geliyordur.
Rosen, telefonu tamamen bırakmak yerine bir tür sistematik duyarsızlaşma işlemi öneriyor. Bu işlemde, kendinizi telefonun etkisine kademeli şekilde daha düşük miktarda maruz bırakıyorsunuz.
“Genelde insanlara 15 dakika ile başlamalarını söylüyorum” diyor. “Telefonunuza veya bilgisayarınıza bakın ve ardından telefonunuzu sessize alıp, alarmı 15 dakikaya ayarlayın. Ters şekilde önünüze koyun ve böylelikle herhangi bir bildirim görmezsiniz.” Rosen, telefonu görüş alanınıza koymanın çok önemli olduğunu ve bunun, beyninize kaygılanmanız gerekmediğini çünkü cihazın hâlâ elinizin altında olduğu sinyali gönderdiğini söylüyor.
Ardından, 15 dakikalık o alarm çalmaya başladığında telefonunuzu bir dakikaya kadar kontrol edebilirsiniz. Bu süreci, kontrol etme dürtüsü hissetmeye kadar tekrarlayın; yani alarm çalmaya başladığı fakat kendinize “Hayır, şimdi bir şey yapıyorum, birazdan kontrol ederim” dediğiniz zaman.
15 dakikada uzmanlaşınca, 20 dakikaya çıkabilirsiniz ve bu böyle devam eder. “İnsanları, en az her 30 dakikada bir kontrol etmeye teşvik ediyorum çünkü bu sayede, o 15 dakikalık tipik davranış yarıya iniyor.” Eğer sadece e-postanızı saat başı kontrol ettiğiniz bir noktaya ulaşabilirseniz, daha da iyi.
Fakat Rosen’in, telefonunuzdan tamamen kaçınmayı önerdiği bir dönem var; o da gece. “Telefonunuzu yatmadan bir saat önce kenara bırakın” diyor. “ABD Ulusal Uyku Derneği’nin onlarca yıldır yaptığı bu öneri, artık bir standart halini aldı.” Mavi ışık, sirkadiyen ritimlerinizi bozabilir. Bu yüzden telefondan bir saatliğine kaçınmak, melatoninin devreye girmesine yardımcı olacaktır ve siz de bu sayede uyuyabileceksiniz. Eğer telefonu kullanmanız gerekiyorsa, parlaklığı iyice düşürün ve Gece Işığı’nı açın. Yine de en iyisi, yapabiliyorsanız telefonu yatak odanızın dışında tutun ve o sosyal sorumluluk ile beyninizi faaliyete geçirmekten kaçının.
Telefonunuzun cazibesini azaltın
Kendinizi bu dürtüden uzaklaştırmak göründüğünden daha zor fakat Rosen, telefonun albenisini azaltmanın yardımcı olabileceğini söylüyor. İlk önce, aşikar olanı yaşın: Bildirimleri ve uyarı işaretlerini mümkün olduğu kadar kapatın. “Uyarıları, aileniz veya eşiniz gibi özel insanlar için açık bırakabilirsiniz fakat bildirimleri herkes için kapatın” diyor.
Ancak bu, savaşın yalnızca ufak bir parçası. Rosen’in araştırmasına göre, telefonunuza göz attığınız zamanların yarısında dürtünüzü harekete geçiren hiçbir bildirim bulunmuyor. Sadece saate bakmaya çalışıyorsunuz (eğer telefonunuzu saat olarak kullanıyorsanız, muhtemelen akıllı olmayan iyi bir saat alarak kontrol miktarını azaltabilirsiniz) veya o “sosyal sorumluluk” kaşıntısını kontrol ederek kaşıyorsunuz.
“İnsanlara, sosyal medya uygulamalarına ait her simgeyi bir klasöre yerleştirmelerini söylüyorum” diyor Rosen. Üstelik, tüm uygulamalar için bir klasörü de kastetmiyor. Her uygulama için ayrı bir klasörü kastediyor. Bu sayede, herhangi birine erişmek için gereken dokunma sayısı iki katına çıkıyor. “Ardından, tüm bu klasörleri en son ekrana taşıyın” diyor. Bu tavsiye kulağa aptalca gelebilir fakat uygulamalara erişmenin zor olması, dürtüsel kontrolleri azaltabilir. “Böylelikle, oraya ulaşmak için çok çalışmanız gerekiyor” diyor Rosen.
Eğer bu yeterli gelmediyse, sosyal medya uygulamalarını tamamen silebilir ve bunun yerine internet sitesinden girebilirsiniz. Bu durum, sizi bir adres yazmaya ve (genelde) daha elverişli bir uygulama yerine vasatın altında bir internet sitesi kullanmaya mecbur ediyor. Hatta internet tarayıcınızdaki çerezleri bile engelleyebilirsiniz ve böylece her seferinde oturum açmak zorunda kalabilirsiniz (bkz: Android ve iPhone için talimatlar). Kendiniz ile bu hizmetler arasına ne kadar çok bariyer koyarsanız, sosyal medya hesabınızı ziyaret etmeyi o kadar uzun süre yeniden düşüneceksiniz.
Google’da eski bir tasarımcı olan Tristan Harris, telefonunuzu gri tonlara ayarlamayı bile öneriyor çünkü bu durum, ilginizi çekmek üzere tasarlanmış o parlak renkleri soluklaştırıyor. Rosen, bu meşhur önerinin etkili olup olmadığını henüz araştırmadığını fakat bir meslektaşının yakında bunu yapmayı umduğunu söylüyor.
Bunu kendiniz denemek için iPhone’da Ayarlar > Genel Erişilebilirlik > Erişilebilirlik Kısayolu > Renk Filtreleri kısmına gidin. Android’de ise bu işlem telefondan telefona değişebilir fakat bu talimatların sizi doğru yöne götürmesi lazım.
Son olarak, eğer öz telkine iyi tepki veren türden biriyseniz; kilit ekranında kullanabileceğiniz ve sizi telefonu bırakmaya ikna etmeye çalışan türden duvar kağıtlarından birini kullanmayı deneyebilirsiniz. Telefonunuzu sadece “kontrol etmek için” açarken, kilit ekranınız muhtemelen arkasında önemli bir şey olmadığını hatırlatacak (anlamsız Facebook beğenilerinden başka) ki bu bilgi çok rahatlatıcı olabilir.
Yazar: Whitson Gordon/Popular Science. Çeviren: Ozan Zaloğlu.

BUGÜN HER ŞEYİ BEN SEÇECEĞİM

Bugün yaşayacağım her şeyi ben seçeceğim.
Ya kızacağım yağmura etrafı ıslatıyor diye,
Ya da seveceğim onu çiçeklerimi suladığı için.
Ya sıkılacağım param yok diye,
Ya da harcamalarımı planlayıp müsriflikten uzak kalmaya çalışacağım.
Ya sızlanacağım bozulan sağlığıma,
Ya da hayatta olmayı kutlayacağım.
Ya içli içli sitem edeceğim anneme babama beni büyütürken veremedikleri şeyler yüzünden,
Ya da onları yürekten seveceğim beni dünyaya getirdikleri için.
Ya sıkıntı basacak dikenli güllere katlanmak zorundayım diye,
Ya da dikenlerin gülleri var diyerek umut dolacağım.
Ya kaybettiğim dostlar için yas tutacağım,
Ya da yeni insanlarla yeni dostluklar peşinde koşacağım.
Ya işe gitmek zorunda olduğum için mızırdanacağım,
Ya da gidecek bir işim olduğu için sevinç dolacağım.
Ya ev işleri yapmak eziyet olacak bana,
Ya da işlerini yaptığım o evde aklımı, ruhumu ve bedenimi barındırabildiğim için minnettar olacağım.
Belki yeni şeyler öğrenmek istemeyecek canım,
Ya kızgın olacağım -öğrenmek gereken ne çok şey var- diye,
Ya da ufak tefek de olsa faydalı ne varsa öğrenmeye çalışacağım.
Alıntı

BAĞIMLI KİŞİLİK BOZUKLUĞU

Bağımlı kişilik; Bu kişilik bozukluğu bulunan kişiler başka kişilere karşı aşırı güvenme, teslimiyetçi davranış ve dayanma sergilerler. Bu yapıdaki kişilerin bağımlı ve teslimiyetçi olmalarının nedeni başkalarının yardımı olmadan bir şey yapamayacaklarına inanıyor olmalarıdır. Bu kişiler yalnız kalamaz, alkol ve madde bağımlılığı yüksek, depresyona girme olasılığı fazla olur. Bunun nedeni bağımlı oldukları kişilerin ya da kişinin yaşamlarından çıkmaları veya bu kişilerin eleştirilerine maruz kalmaları halinde kendilerini reddedilmiş hissederek, boşluğa düşmelerinden kaynaklanır.

10 ALTIN KURAL

1- Hayatını başkalarını mutlu etmek için yaşama.
2- İleri gitmek için kendin dışındaki güçlere dayanma.
3- İş ve özel hayatında uyumlu ve merhametli ol.
4- Çevreni seni ileri götürebilecek insanlarla doldur.
5- Nazik ol.
6- Bağımlılıklarından kurtul.
7- Etrafında her zaman en az senin kadar akıllı ya da senden daha akıllı kişiler olsun.
8- Eğer motivasyonun sadece paraysa, her şeyi unut gitsin.
9- Asla gücünü başkalarının eline verme.
10- Hayallerinin peşinde giderken ısrarcı ol.
Oprah Winfrey

ÇİFTÇİ PAHOM

Tolstoy’un “İnsan Ne İle Yaşar” adlı kitabında, çiftçi Pahom’un hazin ve ibretlik öyküsü yer alır.
Sıradan kendi halinde bir çiftçi olan Pahom, daha zengin bir hayatın hayalini kurmaktadır.
Uzak bir yerlerde, cömert bir reisin karşılıksız toprak verdiğini duyunca, daha çok toprak elde etmek için reise gidip talebini iletir. Gerçekten de Reis herkese istediği kadar toprak veren cömert biridir.
Pahom’a “Sabah güneşin doğuşundan batışına kadar yürüyerek yada koşarak ulaştığın bütün yerler senindir fakat güneş batmadan yeniden başladığın yere dönmen lazım.” der. “Seni başladığın yerde görmek istiyorum. Yoksa bütün hakkını kaybedersin. Der.
Pahom güneşin doğuşuyla beraber başlar yürümeye. Tarlalar, bağlar, bahçeler geçer. Tam geri dönecekken gördüğü sulak bir arazi dikkatini çeker orayı da almak için koşmaya başlar.
Şu bağ, bu bahçe derken bakar ki güneşin batmasına az kalmış. Vakit epey geçmiş. Daha hızlı koşar, koşar, ama artık kesilir takâti. Halsiz adımlarla yürümeye devam ederken, Pahom’un burnundan kanlar damlamaya başlar. Tam başladığı noktaya yaklaşmışken, bir an yığılır yere ve bir daha kalkamaz…
Reis olanları izlemektedir. Çok kereler şahit olduğu olay yeniden vuku bulmuştur. Adamlarına bir mezar kazdırır. Pahom’u bu mezara gömerler. Reis Pahom’un mezarının başında durur şöyle der:
“Bir insana işte bu kadar toprak yeter!”
Mütemadiyen biriktirmek istiyoruz. Yiyemeyeceğimiz kadar erzak, giyemeyeceğimiz kadar kıyafet, kullanamayacağımız kadar eşya, oturamayacağımız kadar ev.

ÖĞRENMENİN 4 AŞAMASI

Öğrenmenin 4 aşaması
Öğrenilecek bilgiyi bilinçli seç
Anladığını düşündüğün bilgiyi bir çocuğa anlatmaya çalış
Anlatmaya çalıştığında eksiklerini göreceksin. Bu eksikleri gidermek için kaynağa geri dön
Gözden geçir ve sonucu basit bir şekilde açıklanabilir hale getir.

KIZILDERİLİLERİN HAYAT KURALI

“İlkel” dediğimiz Kızılderililerin 3 hayat kuralı
1- Doğa bizim için var olmaz, bizim bir parçamızdır. Doğayı koru.
2- Başka insanların düşüncelerine değer ver. Herkes kendini istediği gibi ifade edebilir.
3- Herkesin inanışına saygı duy. İnsanları senin inandığın dine inanmaya zorlama.

DAİMA HATIRLANMALI

Daima Hatırlanmalı
1- Geçmiş değiştirilemez
2- Vazgeçersen sadece kaybedersin
3- Bazen “Hayır” demek , “Şimdilik uygun değil” demektir
4- Başkalarının görüşü sizin gerçeğinizi belirlemez
5- Mutluluk kişinin içindedir
6- Bir kapı kapanırsa, bir diğeri açılır
7- Kendin olmaktan çekinme

HAYATININ DEĞERİ

Hayatının Değeri
Bir gün genç çocuk babasına sorar ‘Hayatımın değeri nedir? ‘Baba cevap vermek yerine ‘Al bu taşı ve markete satmaya götür’ der. Eğer fiyatını soran olursa iki parmağını kaldır ve bir şey söyleme.
Çocuk markete gider ve bir kadın sorar. Bu taş ne kadar onu bahçeme koymak isterim, çocuk bir şey söylemeden iki parmağını kaldırır.Kadın’2 dolar mı? Alıyorum. ‘Der. Eve giden çocuk babasına, bir kadın iki dolara satın almak istiyor der. Babası çocuğa bu sefer bir müzeye gitmesini eğer almak isteyen olursa hiçbir şey söylemeden sadece iki parmağını kaldırmasını söyler. Çocuk müzeye gider ve bir adam taşı almak istediğini söyler bir şey söylemeden iki parmağını kaldırır adam ‘200 dolar mı alıyorum’ der. Çocuk şok olur ve eve koşar. Babasına ‘Bir adam bu taşı 200 dolara almak istiyor’ der. Babası ‘Oğlum son olarak bu taşı değerli taşlar satan dükkana götürmeni istiyorum. Dükkan sahibine göster ve fiyatı sorarsa sadece iki parmağını göster. Çocuk değerli taşlar satan dükkana girer taşı gösterir. Dükkan sahibi ‘Bu taşı nereden buldun bu dünyada nadir görülen taşlardan bunu almalıyım, ne kadar?’ diye sorar. Çocuk iki parmağını kaldırır ve adam’ alıyorum’ der 200,000 dolara. Çocuk ne diyeceğini bilmez ve babasına koşar. ‘Baba bir adam bu taşı 200,000 dolara almak istiyor. Babası şöyle der; Oğlum ‘Şimdi hayatının değerini anladın mı? ‘Şimdi anladın mı nereden geldiğini nerede doğduğun teninin rengi ne kadar zengin bir ailede doğduğun önemli değil. Önemli olan kendini nerede konumlandırdığın Çevreni oluşturduğun insanlar… kendini ne şekilde taşıdığın. Tüm hayatını… 2 dolarlık bir taşmış gibi hissederek yaşayabilirsin. Tüm hayatını çevrende seni 2 dolarlık taş olarak görenlerle yaşayabilirsin. Fakat her insanın içinde bir elmas vardır ve çevremizdeki insanları seçebiliriz… Değerimizi bilen ve içimizdeki elması gören insanlarla. Kendimizi bir markete ya da mücevher dükkanına koymayı tercih edebiliriz. Ve ayrıca başka insanların değerini de görmeyi seçebiliriz. Başka insanlara kendi içlerindeki elması görmelerinde yardımcı olabiliriz. Çevrenizdeki insanları akıllıca seçin. Hayatınızda fark yaratacak olan şey bu.. ve bazı insanlar sizi ‘PAHA BİÇİLMEZ ‘GÖRECEKLER…

Perran KUTMAN anlatıyor;

Perran KUTMAN anlatıyor;
“Amerika’da böbrek sancım tuttu. Taş düşürüyordum. Ambulans geldi. Avazım çıktığı kadar bağırıyorum. İlk defa böyle bir ağrıyla karşılaşıyorum. Bir yandan da ‘Anneciğim. Anneciğim..’ diye bağırıyorum. Bunu Türkçe söylediğim için ağrıyan yerimi söylediğimi sandılar.
Birbirlerine bakıp acaba orası neresi? Diye soruyorlar.
Ben, “annemi çağırıyorum” dedim. ‘Kaç yaşında kadın, bunun bir de annesi mi var, onu niye çağırıyor ki?’ dediler muhtemelen..
Biz böyle durumlarda ‘anne’ deriz. Onlarda öyle bir şey yok ki; ‘mamy…mamy…’ diye ağlayan Amerikalı mı var?..
Evet, belki de ‘ ANNE ‘, bizim ‘ AĞRIYAN YERİMİZ ‘…

Asosyal!

Psikologlara göre sosyallikten uzak duran her insan “Asosyal” olarak algılanmamalıymış. Genelde her 8 kişiden 1’i sahteliğe tahammül edemediği için yalnızlığı tercih ediyormuş. Emile Ajar’ın da dediği gibi; “Rol yapmazsanız; asosyal, uyumsuz veya sinir hastası damgası yersiniz”

Sen kimseyi kaybetmedin

“Sen kimseyi kaybetmedin
Sen sadece bazı insanları tanıdın.
Zamanla nasıl da değiştiklerini görmüş oldun.
Sen kesinlikle kaybetmedin.
Sen aslında kazandın.
Ne mi kazandın?
Bundan sonra herkese hak ettiği değeri verecek kadar.
Bundan sonra herkesin ilk göründüğü gibi olmadığını anlayacak kadar.
Bundan sonra seni kim ne kadar hak ediyorsa o kadar yanında olacak.
Kim ne kadar seviyorsa o kadar sevecek.
Kim ne kadar güven veriyorsa o kadar güvenecek kadar tecrübe kazandın”.

Öğren

Öğren
Güvenmeyi öğren
Sevmeyi öğren
Affetmeyi öğren
Hayal kurmayı öğren
Cesaret etmeyi öğren
Değişmeyi öğren
Ayakta durmayı öğren
Dayanmayı öğren
Mücadeleyi öğren
Konuşmaktan çok dinlemeyi öğren
Öğrenmeyi öğren