TAVSİYELER

Dost Bir Bilgeden Tavsiyeler
İnsanlar, mekanlar, veya alışkanlıklar dahil tüm negatif enerji kaynaklarından kurtulun.
Olaylara farklı açılardan bakın.
Bugünü yakalayın; Dün gitti, yarın da belki hiç gelmeyecek.
Ailemiz ve dostlarımız gizli hazinelerimizdir, bu zenginliğin keyfini çıkarın.
Hayallerinizin peşinden gidin.
Keyfinizi kaçırmaya çalışanları görmezden gelin.
Eyleme geçin.
Çok zor gözükse de uğraşın, o zaman daha kolay gözükecektir.
Tekrar etmek mükemmellik getirir.
Yarı yollarda vazgeçenler asla kazanamazlar, kazananlar asla yarı yolda vazgeçmezler.
Okuyun, çalışın ve en önemlisi hayata dair her şeyi öğrenin.
Olacakları öngörmeye çalışmaktan vazgeçin.
Her şeyden çok isteyin.
Yaptığınız her şeyde mükemmel olmaya çalışın.
Hedeflerinize yönelin ve onlar için savaşın.

DOĞRULARIM

Doğrularım var benim kimse için vazgeçemeyeceğim, her ne olursa olsun boş vermeyeceğim!
Kimselere beğendirmek zorunda olmadığım; beni ben yapan, kimseler yokken yanımda olan benliğim!
Değişemem kimse için ve vazgeçemem inandıklarımdan kimseler için.
Vazgeçmemeli inandıklarından insan; kaybettikleri; kaybedemem dedikleri de olsa; kaybetmeyi göze almalı sızlanmadan!
Belki gidenler olacaktır ama içim rahat etmeli başımı yastığa koyduğumda!
Yokluklarına üzüldüklerim olacaktır mutlaka da; ama eğilip bükülmekte; yakışmaz üstüme son moda da olsa!
Değişemem hiç bir şey için ve hiç bir şeyleri de olsa bir zamanlar “her şeyleri” olduklarım için.
Karaya beyaz diyemem.
Benimle, ben olduğum için gelmeyenlerle; birlikte kalamam yanımda olmaları için!
Kendinden vermemeli insan, vazgeçmemeli doğrularından.
Rüzgarın önündeki yapraktan, daha da fazlası olmalı insan!
“Düşünebilen tek canlı insandır” deyişini ders kitaplarında, unutmadan!
El açmak değildir yaşamak; başkalarının istediği gibi olmak
Kendini unutup başkaları için yaratılmış gibi yaşamak.
Yaşamak; hayata varlığınla anlam katmak!
Alıntı

HAYAT DERSİ

  1. Öyle horozlar vardır ki, öttükleri için güneşin doğduğunu sanırlar.
  2. Hayat ne gideni geri getirir, ne de kaybettiğin zamanı geri çevirir. Ya yaşaman gerekenleri zamanında yaşayacaksın, ya da yaşamadım diye ağlamayacaksın.
  3. Bozuk para insanın cebini deler, bozuk insan da kalbini. Bu yüzden harcayın ikisini de gitsin.
  4. İnsanı bedenen ameliyat etmek için uyutmak, ruhen ameliyat etmek için ise uyandırmak gerekir.
  5. Herkes insanlığın kötüye gittiğini kabul eder ama hiç kimse kendisinin kötüye gittiğini kabul etmez. Herkes insanlığı değiştirmeyi düşünür ama hiç kimse önce kendini değiştirmeyi düşünmez.
  6. Varlığı bir şey kazandırmayan insanların, yokluğu hiçbir şey kaybettirmez.
  7. Ne diye şeytana kızarsın? Bir iyilik yap da, o sana kızsın.
  8. Bil ki, yaşadıklarınla değil yaşattıklarınla anılırsın. Ve Unutma; ne yaşattıysan elbet bir gün onu yaşarsın.
  9. Bir insanı bulunduğu mevkiiyle değil, göz koyduğu mevkiiyle ölçmek gerekir.
  10. En güçlü iki savaşçı sabır ve zamandır.
  11. Bir insan acı duyuyorsa canlıdır. Başkasının acısını duyuyorsa insandır.
  12. İnsanın gerçek gücü sıçrayışta değil, sarsılmaz duruştadır.
  13. Kendi mutluluğundan başka hedefi olmayan insan kötüdür.
  14. İnsanların çoğu onu yapıyor diye yanlış, yanlış olmaktan çıkmaz.
  15. Kimse, kimseyi küçümseyecek kadar büyük değildir, bilmelisin. Küçümsediğin her şey için, gün gelir önemsediğin bir bedel ödersin.
  16. Birine çamur atmadan önce iyi düşün ve sakın unutma: önce senin ellerin kirlenecek.
  17. Başkalarının hayatından ders alın. İnsan, bütün hataları kendisi yapacak kadar uzun yaşamıyor

DOSTLUK

Hayatta en sevmediğim adamlar dostlarını arkadaşlarını satanlardır. Dostluk var ya dostluk öyle ince bir şeydir ki dostluk, kazanması yıllar sürer kaybetmesi saniyeler. Bir kere dostunu kaybettin mi aynı sevgiyi katiyen bir daha bulamazsın. Ne demiş yüce Mevlana; Ben dostlarımı ne kalbimle ne aklımla severim, olur ya kalp durur akıl unutur. Ben dostlarımı ruhumla, severim ruhumla. Çünkü ruh ne durur ne de unutur.
Okan Celen

EĞİTİM EVDE BAŞLAR

Velilerin Sorumsuz Olmasından Yakınan Okul Yönetimi Astığı Afişle Ünlü Oldu
Yıllardır tartışılan bir soru var. Okulun sorumlulukları nerede başlar ve nerede biter?
Bu sınırı çizmek son derece önemli. Çünkü okuldan öğrenilecek şeyler ile evde öğrenilecek şeyler birbirinden farklı.
Portekiz’deki bir okul konuya dair bir afişi okulunun duvarına astı. Afişte yazılan ve internette paylaşılan mesaj olay oldu!
Okulun duvarına astığı ve fotoğrafını çekip Facebook’ta paylaştığı afiş kısa sürede dünyaya yayıldı.
Kulağa basit gelen ancak göz ardı edilen bu çok önemli gerçekleri bütün ebeveynlerin okuması gerekiyor.
İşte afişte yazanlar:
“Sevgili veliler
Hatırlatmak isteriz ki “Merhaba”, “Lütfen”, “Rica ederim”, “Özür dilerim”, “Teşekkür ederim” gibi ifadeler önce evde öğrenilir.
Yine dürüstlük, arkadaşa, yaşlılara ve öğretmenlere saygı da ilk evde öğrenilir.
Temiz olmak, ağzında yiyecek varken konuşmamak ve düzenli olmak da önce evde öğrenilir.
Sorumluluklarını bilmek, eşyalarına ve değerlerine sahip çıkmak ve başkalarının eşyalarına el sürmemek yine evde öğrenilen şeylerdir.
Bizler okulda yabancı dil, matematik, tarih, coğrafya, fizik, kimya ve biyoloji gibi şeyler öğretiriz. Unutmayın ki eğitim evde başlar!

KENDİNİZLE YARIŞIN

Öğretmen sınıftaki zeki ama aynı zamanda kıskanç öğrenciye sordu:
“Niçin arkadaşlarını çekemiyor, onların yaptıklarını bozup kavga ediyorsun?”
Öğrenci:
“Çünkü onların beni geçmelerini istemiyorum. En iyi ben olmalıyım!” dedi.
Öğretmen masasından kalkıp, eline bir parça tebeşir aldı ve tahtaya bir çizgi çekti. Öğrencinin yüzüne bakıp bu çizgiyi nasıl kısaltırsın diye sordu.
Hemen atılan öğrenci, “Çizginin bir parçasını silerim!” dedi. Öğretmen bu cevabı kabul etmedi.
Öğrenci biraz daha düşündü ve eliyle çizginin bir bölümünü kapattı. “İşte kısaldı!” dedi. Bu cevap da yanlıştı.
Doğru cevabı alamayacağını bilen öğretmen, tahtaya ilkinden daha uzun çizgi çekti ve “Şimdi birincisi nasıl görünüyor?” diye sordu.
“Daha kısa” dedi öğrenci ve başını eğdi.
“Bilgini ve yeteneklerini arttırarak kendi çizgini uzatman rakibinin çizgisini bölmeye çalışmandan daha iyidir” dedi öğretmen.
Kendinizle yarışın, başkalarıyla değil.

SEVMEYİ ÖĞRENMEK

Bugün sekiz yaşındaki kızım uyumadan önce bana, “Anne, hayat bana bazen çok zor geliyor.” dedi.
“Mesela, şu an sana en zor gelen şey ne?” diye sordum.
Çarpım tablosunu ezberlemekmiş.
Kafamdan milyon düşünce aynı anda, itişe kakışa geçtiler.. İçimden dedim ki, “Şu an çok dikkatli seçmem gerekiyor sözlerimi.. bir durun.. beni panikletmeyin.”
Psikologlar tembihliyor, çocuğunuz korktuğunda veya endişelendiğinde ona ‘Korkacak bir şey yok ki…’ demeyin. Hem faydası olmaz, hem de onun duygularını hor görmüş, yok saymış olursunuz.
‘Sence dünyaya neden geliyoruz?’ diye sordum ona…
“Sevmeye” dedi.
Bütün kafamdaki kurgu alt üst oldu bir anda.. Çocukların düşünceleri, bizim içinde debelendiğimiz gündemle kirlenmediği için öyle saydam, öyle net, öyle tertemiz oluyor ki, kalakalıyorsunuz.
“Çok doğru, sevmeye geliyoruz” dedim.
Ama bir şey daha var : “öğrenmeye” de geliyoruz.
Bak, ben bu yaşımda hala öğreniyorum. 100 yaşıma gelsem hala öğreneceğim şeyler olacak. Mesela, önceleri defalarca izlediğin bir filmi tekrar tekrar hep izlesen ne hissedersin?
“Sıkılırım “ dedi.
Hah işte dedim, hayat da sen sıkılma diye, sana hep yeni şeyler öğretir. Yeni filmler izletir. Her yeni öğrendiğin bilgi sana yeni güzel bir kapı açar.
Tabii, her bilgi güzel kapılar açmıyor, kimi bilgiler de açtığın kapının karanlık tarafını gösterebiliyor sana, e o zaman da kendini korumayı, dikkatli olmayı filan öğrenirsin.
Bunu aklımdan geçirdim, ama söylemedim, hepsini bir anda yükleyip fındığımı şok etmenin de bir anlamı yok sonuçta…
Şimdi uyudu, ben de oturup düşünmeye başladım.
“Dünyaya neden geliyoruz? “ müthiş bir soru aslında.
Yazının tam burasında bir durun, ve kendinize sorun.
Kaldınız değil mi?
O kadar detayda boğuluyoruz ki, ana fikri unuttuk biz.
Her birimizin kendine sorması gereken soru bu.
Kendinize bir liste yapın. Hayat amacım nedir diye..
Ev sahibi olmak, arabayı değiştirmek, kredi kartlarını ödemek, çocuklarınızın okulunun taksitleri, seyahate gitmek, çok beğendiğiniz o mobilyayı, o çantayı, o saati, o tableti, o bilgisayar oyununu almak…
Göreceksiniz ki çoğu satın almakla, para harcamakla ilgili..
Veya terfi etmek, iş kurmak, vs…
Ödül kazanmak var mı hedeflerinizde?
Yeni bir keşif yapmak var mı?
İnsanlığa faydası olacak bir ilaç bulmak var mı mesela?
Unutulmayacak bir beste yapmak?
İnsanların içine işleyecek bir şiir yazmak?
Birilerinin hayatına ışık olmak?
Bir ağaç dikmek?
Sevgili Behiç Ak, bir röportajında , “ Ülkemizde yetişkinler, felsefe ve düşünceye dayanarak bir yaşam tarzı oluşturmaya çalışmadılar. Bunun yerine yaşam tarzı ‘satın almaya’ çalışıyorlar. demiş, not almışım.
“Düşünerek ve emekle toplumsal olarak oluşturulabilecek bir şeyi, parayla kişisel olarak satın almaya çalışmak…” güzel ülkemin en büyük sorunlarından biri bu.
Her şey maddi güce endekslenince tek hedef başarı, başarının da tek odağı para haline geldi.
İstemiyoruz çoğumuz bu çarka girmeyi aslında, ama sanki korkunç kalabalık bir çevreyolunda, beşinci vitese takmış gidiyoruz topluca ve vites küçültemiyoruz.
Sizi bilmem ama benim aklıma sık sık arabayı kenara çekip, kırlara doğru yürümek geliyor.
Bu toplumsal çılgınlığın tek ilacı, bana göre “doğa”. Yani zihnimdeki kaosu tek yatıştıracak şey benim için o.
Mesela kıpkırmızı gelinciklerle dolu bir tarlada gün batımı yürümek… Mesela, yemyeşil bir vadide, şırıl şırıl akan suyun sesini dinlemek… Kızacağım tek şey, sırtımı yasladığım ağacın tepesinde bet sesiyle öten karga kardeş olsun istiyorum.
O zaman işte, düşüncelerimin üstündeki bulutlar dağılıveriyor. Sakin, huzurlu ve verimli düşünebiliyorum. Kime niye kızdığımı, kimi niye sevdiğimi, kendimle kavgamı nasıl çözeceğimi, serin serin süzgeçten geçirebiliyorum.
Geri geri çekilip resme bir uzaktan bakın bence.
Niye geldiniz?
‘Sevmeye.’
‘Öğrenmeye.’
” Sevmeyi öğrenmeye.. ! ”
Sekiz yaşındayken 8 x 8 kaç diye sorduklarında hayat zordu.
Çaresi neydi peki? “Ezberle gitsin.”
Bugün bunca ölüm, bunca savaş, akıl almaz şiddet olayları hayatı zor kılıyorsa, sorun kendinize…
Çaresi ne?
“Sevmeyi öğrenmek”
Ezberleyin gitsin : “Sevmeyi öğrenmek”.
Bige Güven Kızılay
Hayal Ağacım – Hayykitap
Sayfa 213 ( Arabayı Kenara Çekebilmek )

ÖĞRENDİM

“Sonsuz bir karanlığın içinde doğdum.
Işığı gördüm, korktum.
Ağladım…
Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi.
Ağladım…
Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
Aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim…
Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla.
Zamanla yarışılamayacağını,
Zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim…
İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu.
Sonra da her insanın içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim…
Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi.
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu.
Sevginin;
Güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu öğrendim…
İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu.
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim…
Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için;
Önce çevreni aydınlatabilmek gerektiğini öğrendim…
Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için;
Ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin,
Bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim…
Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra.
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana…
Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi.
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi…
Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yaşta.
Sonra;
Kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği
Fikrine vardım.
Sonra da asıl yürüyüşün; kalabalıklara karşı olması gerektiğine aydım…
Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek olduğunu öğrendim…
Namusun önemini öğrendim evde…
Sonra yoksundan namus beklemenin;
Namussuzluk olduğunu.
Gerçek namusun, günah elinin altındayken,
Günaha el sürmemek olduğunu öğrendim…
Gerçeği öğrendim bir gün
Ve gerçeğin acı olduğunu.
Sonra kararında acının, yemeğe olduğu kadar hayata da lezzet kattığını öğrendim…
Her canlının ölümü tadacağını,
Ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim…
Ben dostlarımı ne kalbimle ne de aklımla severim.
Olur ya;
Kalp durur,
Akıl unutur.
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur…”
Mevlana

ANLAMAYACAKLAR

Anlamaya çalış ama anlatmaya çalışma.
Dinledikleri seni yanıltmasın.
Dinledikleri kadar duymayacaklar.
Bakma yapmacık tavırlarına.
Hayıflandıkları kadar üzülmeyecekler.
Sana kalsın içindekiler, duymasın kimse.
Çünkü seni hiç bir zaman anlamayacaklar.

LAZIM OLUR

Sana buraya bazı şeyler koyuyorum. Yol boyunca aklında olsun. Lazım olursa açar okursun. Olmazsa da olsun, bir zararı yok burada dursun.
Şuraya bir cümle koydum. Bırak, acımızı birileri duysun. Hem zaten şiir niye var? Dünyanın acısını başkaları da duysun!
Acı mıhlanıp bir kalpte durmasın. Orada dursun. Olur ya biri eline alır okşar, biri alnından öper. Az unutursun.
Buraya tabiatı koydum. Ağaçları, suyu, ovayı, dağı. Onlar bizim kardeşimiz, çok canın sıkılırsa arada onlarla konuşursun.
Buraya, küçük mutlu güneşler koydum. Günlerimiz karanlık ve çok soğuyor bazı akşamlar, ısınırsın.
Buraya bir inanç bir inat koydum. Tut ki unuttun, tekrar bak, o inat neyse sen osun.
Buraya yolun yokuşunu koydum. Bildiğim için yokuşu. Zorlanırsa nefesin, unutma, ciğer kendini en çabuk onaran organ, valla bak, aklında bulunsun.
Buraya umutlu günler koydum. Şimdilik uzak gibi görünüyor ama kim bilir, birazdan uzanıp dokunursun
Martin Kohlstedt – Leh

ŞİMDİ HEMEN

Birilerini kendinden fazla önemsemeyi bırak artık. Sen çok güçlüsün, sadece acıların buna inanmanı engelliyor ama merak etme zamanla o da geçecek. Sırtını bir insana dayamana gerek yok, senin böyle bir ihtiyacın olmamalı. Kendi yüreğine yaslamalısın. O ne kadar büyük biliyor musun? Değer vermeyene bile değer verecek kadar büyük. Bu yüzden o güzel kalbini boşuna yorma artık. Sana kendi ayakların yeter. Düştüysen eğer kendi ellerin yeter yeniden kalkmak için. Unutma; bazı insanlar tuttuğu her elden menfaat bekler, menfaatini karşılayamadığı zaman da gider. Yetmemiş gibi bir de itip gider. O yüzden birinin kaldırmasını beklemeden kalkmayı kendin öğren. Bugün yeni bir başlangıç yap sevsen bile uzaklaş seni ağlatan yerden.
ŞİMDİ, HEMEN.

BÜYÜKLERİM DER Kİ

Büyüklerim hep der ki;
Kaybettiğin insanlar için üzülme.
Ya dostluğunla yetinmemiştir.
Ya anlamamış dinlememiştir.
Ya ona verdiğin değeri suiistimal etmiştir.
Ya seni kendi gibi fitne fücur bilmiştir.
Ya birinin lafıyla dolduruşa gelmiştir.
Ya sırlarını muhabbetine meze etmiştir.
Sen sadece kazandıklarının kıymetini bil ve doğru yolunu hiç kimse için eğip bükme.

Kavga

Kavga çıkmasın diye sustuğum zamanlar, kimse kırılmasın diye yuttuğum konular ve kaybetmemek için alttan aldığım insanlar oldu. Şimdi anlıyorum ki bazı kavgalar çıkmalı, bazı kalpler kırılmalı ve bazı insanlar kaybedilmeliymiş. Sürekli gönül yapmaya çalışınca kıymetin kalmıyormuş.

ZEKA-APTALLIK-EGO

Zeka don gibidir, giymeli ama göstermemelisiniz.
Aptallık ise sutyen gibidir, ne kadar gizleseniz de bir şekilde görünür.
Ego kıç gibidir, kendinizinkini görmezsiniz ama başkaları sizinkini görür ve siz sadece başkalarınınkini görürsünüz.

DUA

Sadece tek bir dua edeceksen, o, “Çok şükür” olsun. Mutluluğun verdiğin sevgi kadardır. Hata, seni başka yöne yönlendiren bir yol işaretidir. Herkesin dediğinin aksine davranırsan, dünya yıkılmaz. İçgüdülerine güven, onlar yalan söylemez.

HAYAT DER Kİ

Hayat der ki; Sevdiklerinizi artı ve eksileri ile kabul etmeyi öğrenmedikçe, sevmeyi ve sevilmeyi beklemeyin. Yoksa sevmenin lezzetine varamayacak, eleştirmekten sevmeye vakit bulamayacaksınız. Ve hayat der ki; Dostluk ipekten bir gömlek gibidir. Onu sırtınızda taşımayı bilemezseniz sırtınızdan kayıverecektir. Sırtında dost gömleği olmayan yürekler hep üşürler.